Sıkıntıya giren şirketlerin büyük kısmı kâr edememekten ziyade nakit yönetimindeki hatalardan dolayı sıkıntıya girmektedir.
2021 yılı son çeyreğinden itibaren yaşanan döviz kuru şoku ile birlikte hızla yükselmeye başlayan enflasyon ve seçim dönemine kadar merkez bankası tarafından baskılanan TL’deki düşük faiz ortamı sonraki yıllarda üretici, ihracatçı, sanayici ve KOBİ’leri kısaca tüm şirketlerimizin finansallarını aşırı derece bozmuştur.
Geçtiğimiz hafta sizlerle paylaştığım üst düzey finans yöneticileri için bu tür dönemlerde yol gösterici olabilecek temel performans göstergeleri konusuna kaldığım yerden devam ediyorum.
Bir Çin atasözü şöyledir: “İnciler sahilde bulunmazlar, eğer bir tane istiyorsan, onu çıkarmak için iyice derine dalmak gerekir.”
Kıssadan hisse, işte şirketlerin finansalları da bir günde bozulmazlar problemleri doğru anlayabilmek için zamanında iyice derinlemesine analiz yapabilecek tecrübe ve yeteneklere sahip olmak gerekmektedir.
Nasıl ki trafik ışık ve işaretlerinin ne anlama geldiklerini şayet bilmiyorsak istemesek de kaza yapma olasılığımız yüksekse, finansal raporlarını okuduğumuzda da bir şirkete ait tehlike sinyallerini doğru algılayamazsak o şirketle ilgili alacağımız kararlarda bir kaza yapma olasılığımız da yüksek olacaktır.
Radarlarımızın her zaman açık olmasında yarar var
Çoğunlukla sektör fark etmeksizin başı dertte olan şirketlerin yaydığı tehlike sinyalleri üç aşağı beş yukarı aynıdır. Finans işlerinden doğrudan sorumlu olmasanız da yönetim kurulunda oturduğunuz veya yönetici kadrosunda bulunduğunuz (veya yatırım yapacağınız) bir şirkete ait tehlike sinyallerine yönelik olarak radarlarımızın her zaman açık olmasında yarar vardır.
Sorunlu şirketlerdeki ortak problemleri şu şekilde özetleyebiliriz:
- Fabrika, makine ve techizatta gerçekleşen planlama eksiklikleri ile zamanında doğru yatırımları yapamamaktan dolayı arızaların, yıpranmanın artması.
- Muhasebe kayıtlarının ve raporlama sisteminin (MIS) hatalı oluşu, firmanın dönem sonunda para kazanıp kaybettiğinden dahi bazı zamanlarda üst yönetimin tam emin olamaması.
- Finansman sıkıntısından dolayı çoğu techizatın kira yöntemi ile temin edilmeye çalışılması.
- Hemen hemen tüm yaşanan problemlerde çözüm arayışı yerine şirket içerisinde bir suçlu arama veya birini sürekli suçlamak.
- Harici paydaşlardan (tedarikçi, müşteri, finans kuruluşları) gelen sürekli artan baskılar (dava, şikayet ve memnuniyetsizlikler).
- Şirket içerisindeki olumsuz bilgilerin saklanması sonucu, iç ve dış iletişimde gerçekleşen kopukluklar ve koordinasyonsuzluklar.
- Yönetimin, para kazandıran veya kaybettiren temel ekonomik/finansal göstergeler ve/veya sebeplerden ziyade ikinci veya üçüncü derecedeki konular ile vakit kaybetmesi ve hayati bilgileri zamanında dikkate almaması.
- Sadece sürekli yangın söndürmeye odaklanan ve önleyici (proaktif) tedbirlere konsantre olamayan yönetim kadroları.
- Ana şirket paydaşları ile yönetim arasında karşılıklı güvensizlik ortamı.
- Dürüst ve etik olmayan, iş ahlakına uygun olmayan davranışlara yönelmek.
- Ürün ve servis kalitesi ve diğer yönetim hataları sonucu pazar payından kayıplar.
- Şirket bünyesindeki üst kademe, uzman ve kritik personelin istifaları.
- Ürün ve servis kalite sıkıntılarından dolayı bazı kritik müşterilerin ayrılması.
Sonuç olarak “başı dertte” olan şirketler, yukarıda sıralanan tehlike sinyallerinden oluşan bir dizi sıkıntıyı rahatlıkla sergilerler.
Şirketlerimizde yer alan üst düzey yöneticiler olarak bakmamız gerekli olabilecek tehlike sinyallerini şu şekilde özetleyebilirim;
Yetersiz likidite-aşırı alacak (gün sayısı): Likidite, bir firmanın elindeki değerleri (ürün, alacaklar, diğer) ödeyebilme yeteneğini ifade etmektedir. Bir şirketin en likit diyebileceğimiz varlığı, kasasındaki ve banka hesaplarındaki nakittir. Duran varlıkları bir kenara bırakacak olursak, likiditeyi etkileyen iki önemli unsur, “müşteri alacakları” ve “stok”lardır.
Müşterilerden vaktinde tahsil edilemeyen tutarlar, kasaya geç giren nakit; artan stoklar ise eldeki nakdin önemli bir kısmının atıl biçimde depolarda beklemesi anlamına gelmektedir. Alacak gün sayısının rakiplere göre yüksek olması veya alacak hesabının mutlak sayı olarak çok yüksek olması firmanın nakit toplama konusunda gevşek davrandığının veya çaresiz kaldığının bir işaretidir.
Yetersiz likidite-aşırı stok (gün sayısı): Bir firma için en kritik sorulardan birisi stoklarını ne kadar hızlı şekilde satarak kâra dönüştürdüğüdür. Eğer stoklar hızlı bir şekilde dönüyor ise o stoklarda modası geçmiş, teknolojisi eskimiş ürün, yarı mamul veya parça olma olasılığı az demektir.
Stok dönüşünün hızının düşük olması ise, stok yapısında sıkıntıların olması dolayısı ile kısa veya uzun soluklu likidite problemlerinin olabileceği anlamına gelmektedir. Stok gün sayısının geçmiş yıllara göre yükselmesi ve/veya rakiplere göre daha uzun sürelere çıkması gerçek bir tehlike işaretidir, çünkü stoklarda ciddi bir nakit atıl şekilde duruyor demektir.
Buharlaşan kâr ve kâr oranları: Herkesin en çok merak ettiği konu bir şirketin ne kadar kâr elde ettiğidir. Ancak gördüğünüz gibi tehlike işaretleri sıralamasında kâr oranlarını ilk sırada görmedik. Çünkü sıkıntıya giren şirketlerin büyük kısmı kâr edememekten ziyade nakit yönetimindeki hatalardan dolayı sıkıntıya girmektedir. Şayet şirketin kâr marjlarında yıllar içerisinde bir gerileme gözlemlerseniz bu oldukça açık bir tehlike sinyalidir. Bu koşullarda çok geçerli ve inandırıcı bir toparlanma yol haritasına gereksiniminiz vardır.
İşletme kâr oranı: İşletme kâr oranı, finansal rapor okuyucusuna tüm maliyetleri kapsayacak şekilde (üretim, satış, dağıtım, araştırma geliştirme, genel yönetimi) giderleri düşüldükten sonra satış üzerinden gelecekteki kullanımlar için firmaya ne kadar para kalacağını söyler.
Devamlı düşen kâr oranları tehlike işaretidir
Net kâr oranı: Net kâr oranı firmanın nihai kâr satırına bakarak, firmanın her türlü operasyonel ve operasyonel olmayan (finansal da olabilir) gelirleri ve giderleri üzerinden elinde kalan rakamın net satışlara oranıdır.
Bir işletmenin son bir kaç yıllık kâr oranları bizlere tarihsel olarak o firma yönetiminin operasyonel olarak şirket kıymetlerini ne ölçüde verimli kullanıp kullanmadığını göstermektedir. Son yıllarda devamlı düşüş gösteren kâr oranları kesinlikle tehlike işaretidir.
Gelir kalemleri ile oynamak: Tüm firmalar, gelirlerini ve kazançlarını en iyi şekilde göstermek ve bunu sağlayabilmek için muhasebe tekniklerinin müsaade ettiği her imkanı sonuna kadar değerlendirmek isterler. Gelir kalemi bu yönden değerlendirilebilecek önemli bir kalemdir.
Gerçekçi olmayan varlıklar/yükümlülükler: Bazı firmalar kendilerini finansal açıdan olduklarından daha kârlı göstermek için ya varlıklarını olandan daha fazla ya da yükümlülüklerini olduğundan daha az gösterme çabası içerisinde girerler.
Alacak hesaplarında oynamalar: Satış kalemindeki makyaj ile başlayan macera (siparişlerin satış gibi gösterilmesi) alacak hesaplarında derhal sıkıntıya yol açacaktır. Lakin müşteriler tarafından bir sonraki dönem yapılan iadeler, satıştaki düzeltmeler ile birlikte, alacak hesabında da düzeltmeler getirmesine karşın, geçmiş dönem geçici ve de yanıltıcı olarak daha başarılı (alacakları yani varlıkları artmış) olarak gözükecektir.
Stok değerinde yapılan oynamalar: Bazı firmalar için varlıkların değerini olduğundan daha fazla göstermenin bir yolu da stok değerleri ile oynamaktan geçer. Stokların fiziksel (adet) veya stok değeri olarak (TL, $), olduğundan fazla gösterilmesi veya stok write-off’larını yapmamak, stok değerinin olması gerekenden fazla gözükmesine yol açacaktır. Lakin bu tip uygulamalar stok dönüş süresinin uzamasına yol açacaktır.
Özetle şirketlerin karşılaşabileceği birçok risk kategorileri vardır. Bilançoda takip edilebilen krediler, alacaklar, açık pozisyon gibi konulara genellikle yönetim kurulları çok duyarlı oluyor. Ancak bilançoya, gerçekleştikten sonra yansıyabilecek birçok diğer riskin ve finansalların da düzenli olarak incelenebilmesi için yönetim kurulu gündemlerinde öncelikli olarak yer almaları ve senaryo analizi, simülasyon gibi tekniklerle detaylı olarak değerlendirilmeleri gerektiği unutulmamalıdır.