At hırsızı gibi
Kuzguncuk’taki evimize yeni taşınmıştık. Kapı çalındı, açtım. “Telefon başvurunuz varmış. Telefonunuzu bağlamaya geldim” dedi kapıdaki adam. Amerika’ya giderken babam “Oğlum telefon için dilekçe ver. Sen yurda dönünceye kadar ancak sıra gelir” demişti. Gerçekten de yıllar sonra sıra gelmiş ve de telefonumuz bağlanmıştı.
Bu kez telefonun bu kadar kısa sürede bağlanacak olmasına sevinmiştim. Gelen adamı içeri buyur ettim. Ancak sevincim kısa sürdü. İlk sevinç şokunu atlatınca gelen adama baktım. O zaman pis sakal moda değildi ama adam traşlı idi. Üstü başı da öyle düzgün değildi. Gazetelerde okuduğumuz soygun haberleri gözümün önünden geçti.” Eve telefon bağlayacağım diye girmişler. Sonra evdeki herkesin elini ayağını bağladıktan sonra evi soymuşlar”. O dönem Telefon şirketinden bir genel müdür yardımcısı tanımıştım.” Hocam, telefonla ilgili bir sorununuz olursa beni arayabilirsiniz” demişti. Hemen onu aradım: “Telefon bağlamaya bir adam geldi Ama nasıl söylesem, adamı gözüm tutmadı. Hani nasıl desem” derken genel müdür yardımcısı sözümü kesti. “Hocam, siz kibarsınız, söyleyemiyorsunuz. At hırsızı gibi değil mi?” dedi. Gülerek “Evet” dedim. Genel müdür yardımcısı şöyle konuştu: “Hocam, biz bu işler için ihaleye çıkıyoruz. Diyelim birisi on birim lira ile ihaleyi alıyor. Sonra o da başka birine bu işi daha düşük fiyata devrediyor. O başka birine derken, sizin kapıya gelen “ikilik” işçidir”.
Adamın sakalı pisti, ama işini temiz yapmıştı. Telefonu doğru bağlamıştı.
Bir sabah ansızın
Çanakkale Kepez’deki yeni evimize internet gerekiyordu. Köydeki hattı buraya nakledelim dedik. Hem de evde fiber hat vardı. Bütün bu devir işini telefondan çözdük. Düzgün bir genç gelip internetimizi bağladı. Yıllar önce Kuzguncuk’ta yaşadığım korkuyu yaşamadım.
Hızlı internetimizle “mutlu-mesut” (!) yaşarken geçen hafta başı bir sabah ansızın internet kesildi. Aslında “ansızın”, lafın gelişi. Davullu zurnalı kesilmez tabi, birden kesilir. Yine öyle olmuştu. Hemen çağrı merkezini, “444 1 444” numarayı aradım. Bu numarayı araya araya da ezberledim. Simetrik, güzel bir numara. İnternetimize ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Ancak cevaba gelinceye kadar yine epey bir rakam tuşladım. Herhalde cevap verecekleri kişi sayısını azaltmak için bu bir taktikti; sesli yanıt sistemi koymuşlardı. Bu sesli yanıt sistemi, bir çeşit engelli koşu. Aradığınız cevaba ancak bu engelleri geçtiğinizde ulaşıyorsunuz. Sanırım herkes benim gibi o cevaba gelene kadar beklemiyordur. Yarı yolda bıkıp “Ulan internet bu, gider de gelir de” deyip kapatıyordur. Ama ben inat edip sonuna kadar tuşlayarak gittim. Ulaştığım cevap da sevindirici idi. Çünkü arıza “Bölgesel bir arıza” idi. “Elle gelen düğün bayram; o zaman çabuk çözerler” dedim. “Netekim” internetin kesilme saati 10:00 idi. Arızanın tahmini çözüm saati 14:00 olarak veriliyordu.
Bu mutlu haberi eşime verdim “Saat 14:00 kadar çözebileceklerini tahmin ediyorlar” dedim. Sanki gaipten bir haber gelmişti; eşim “Yarına kadar çözerlerse iyi” dedi.
Merkez Bankası tahminleri gibi
O gün gözüm modemin üstünde umutla bekledim. Siyah renkli modemin alttaki ışıkları yeşil yeşil yanıyordu. Sadece internet ışığı kırmızı idi. Saatler 14:00’ü geçti, ışık yeşile döner diye bekledim, dönmedi. Tekrar çağrı merkezini aradım. Çözüm saati 16:00’ya ertelenmişti. Ben modem önünde kırmızının yeşile dönmesini beklerken saatler 16:00’yı da geçti. Yine çağrı merkezini aradım. Tuşlar engelini aşarak cevaba ulaştım. Çözüm saati 16:00 bu kez 19:00 olmuştu. Merkez Bankası’nın enflasyon tahminleri gibi güncellemeler devam etti. Önce 21:00 oldu, sonra ertesi gün saat 02:00. Derken ertelemeler 12 saatte bire döndü. Bundan sonraki günlerde yeni saatlerimiz 15:00 ve 03:00 oldu. Bu otomatik olarak tekrarlanıp durdu.
13:20 umudu
Kesinti devam ediyordu. Bir gece sabaha karşı müşteri hizmetleri yetkilisine bağlandım. Çözüm saati olarak acaba 15:00’i mi verecek diye merak ettim. Ama telefondaki genç “Arızanın 13:20’de giderileceği tahmin edilmektedir” dedi. Yanlış mı duydum diye bir kez daha tekrarlattım. Genç kendinden çok emin biçimde 13:20 diye tekrarladı. Tamam dedim, çözüyorlar. Artık genel cevap yerine daha kesin bir saat veriliyor, 13:20. Gün boyu gözüm modeme umutla takılıp durdu. Saatler 13.20’ye yaklaşırken daha sık takılıp durdu. Sonunda “Bak yeşil yeşil” şarkısını söyleyecektim. Saatler 13:20’yi geçti, 15:00’i geçti ama modem kırmızısı aynen devam etti.
Şimdi merak ediyorum: Acaba o genç 13:20 rakamını nereden çıkarmıştı?
Tahminimde yanılışım
Sesli yanıt sistemi, genel arızanın nedenleri hakkında genel bir bilgi veriyordu. Elektrik, su gibi belediye çalışmaları veya kablo hırsızlığ , kablo alt-yapı sorunu gibi nedenlerden kaynaklandığını söylüyordu. Hemen kafamda şimşek çaktı. Arızadan iki gün önce bizim caddede bir grubun yerleri kazdığını görmüştüm. “Kolay gelsin, fiber mi?”demiştim. Evet demişlerdi, ama pek oralı olmamışlardı. Üstlerinde Telekom firması üniforması yoktu, sivildiler. Ama Kuzguncuk’taki olaydaki telefon bağlayan adam gibi “ikilik” değildiler. Tamam dedim, onlardı kabloları çalan. Hemen müşteri ilişkileri yetkilisine bağlandım. “Arıza kablo hırsızlığı mı?” diye heyecanla sordum.. Yetkili “Bu bir sistem sorunu” dedi.
Tahminimde yanılmanın üzüntüsünü yaşadım(!).
Ekipler için üzüntüm
Sesli kayıtta “Size hizmet verebilmek için ekiplerimiz tüm gücüyle çalışmaktadır” deniliyordu. Ama bir müşteriyi ilgilendiren taraf, ekiplerin ne kadar çalıştığı değil, sorunun çözümü idi. Keşke tüm güçlerini kullanmayıp sadece teknik bilgi ve zekalarını kullanıp problemimizi çözselerdi diye düşündüm. Öbür taraftan da üzüldüm. Geceyi gündüzlerine katıp 15:00-03:00 ve 03:00-15:00 mesaisi yapmaları ve bunca gün çözememeleri de onlar için üzücü olmalıydı.
Yoksa arıza çözümü için ihaleye mi çıkılmıştı, dışardan ekipler mi çözüyordu? Sistemsel arıza çözümünü “ikilik” ekiplere teslim etmezler herhalde diye düşündüm.
Son sözler
Bu yazıyı yollamadan komşulardan haber geldi. Bir hafta sonra internetimiz gelmişti.
“Arızanın çözülmesi tahmini yerine acaba daha değişik bir sisteme mi geçseler?” diye düşünüyorum. “Bir günde mi desek, bir haftada mı desek, bir ayda mı desek. Bir zamanda çözülecek” deseler daha inandırıcı olacaklardı. Biz de böyle heyecan yapmazdık.