Giving up smoking is the easiest thing in the world. I know because I've done it thousands of times.
Mark Twain
Evet sigara
Peynir üreticisinin satış dükkanı. İçeri girdik; sabah sabah ortalıkta kimse yoktu. Derken dükkanın arkasındaki bölmeden satıcı kadın göründü. “Buyrun” dedi ama belli ki henüz afyonu patlamamıştı. Eşim ne istediğini söyledi. Satıcı peynir paketlerini eşime gösteriyordu. “Sert olsun” sesleri arasında peynir seçimi sürerken havadaki koku beni rahatsız etti. Biraz daha derinden kokladım. “Burası sigara kokuyor” dedim. Satıcı kadın gayet doğal bir biçimde cevapladı. “Evet, sigara” dedi. Öylesine sıradan bir biçimde söyledi ki… Sanki “Bugün, günlerden cuma; değil mi?” sorusuna “Evet, cuma” der gibi cevap verdi.
Acaba satıcı kadın kapalı yerde sigara içmeyi yasaklayan 4207 sayılı yasayı bilmiyor muydu? Hele de gıda satışı yapılan bir yerde…
Kafası çalışmayan kimdi?
Ayvacık pazarında alışveriş yapıyorduk. Satıcı köylü elinde sigarası ile aldığımız maydanozları ve dereotunu poşete koymaya çalışıyordu. Ama bir türlü becermedi “Girmiyor” deyip poşetiyle yeşillikleri bize uzattı. Ben de kendisine aldıklarımızın parasını uzattım. Parayı karısına verdi. Arkasından elinde tuttuğu sigarayı ağzına götürüp özlediği derin nefesi aldı. Sigara dumanı ciğerlerini doldurmuştu; öksürdü. Sanki ciğerleri “Aldık, kabul ettik. Allah kabul etsin” der gibi öksürükle mesaj yolluyordu. Adam bize baktı, neden uzaklaşmadığımızı merak ediyor olmalıydı. Aslında sigarasının o pis kokusundan bir an önce uzaklaşmak istiyorduk. Ama paranın üstünü almamıştık. “Paranın üstü” dedim. Karısını işaret ederek “Ona söyledim, ama anlamadı. Bazen kafası çalışmaz” dedi. Sigarasından dumanı çeke çeke, sonra da öksüre öksüre tezgahtan uzaklaştı. Adamın arkasından baktık.
Pişman olduk neden şu soruyu sormadık diye: “Öksüre öksüre o sigarayı içiyorsun. Acaba senin kafan çalışıyor mu?”
Manyak kimdi?
Amerika’daki bir üniversiteye görgü bilgi artırma kapsamında giden öğretim üyesi kadın anlatıyordu:” Bu Amerikalılar bir acayip. Binalarda sigara içmek yasaktı. Ama ben içiyordum. Nasıl mı? Önce odamdaki duman dedektörünü plastik torba ile kapatıyordum. Bir havlum vardı. Islatıp kapının altını kapatıyordum. O şiddetli kış soğuğunda bile camı açıp sigaramı onun önünde içiyordum. İçeride duman niyetine bir şey kalmıyordu. Sigarayı içtikten sonra duman dedektörünün üstündeki naylon torbayı çıkarıyordum. Havluyu naylon torbaya koyup ağzını sıkı sıkı kapatıyordum. Anlayacağınız, odada sigaradan hiç bir iz kalmıyordu. Buna rağmen odaya giren bir Amerikalı hoca “ Burada sigara içilmiş” diyordu. Bu Amerikalılar valla manyak”.
Şimdi düşünüyorum: Acaba manyak olan kimdi?(!)
Ya bir de havalandırmasalardı?
Bankada çalışırken çok seyahat ederdim. Bu nedenle otel odalarında çok gece geçirdim. Otel odalarında beni en çok rahatsız eden, odaya sinmiş sigara kokusu idi. Bu nedenle, hep “Sigara içilmeyen oda” (non-smoking room) tercih ederdim. Çalıştığım her sekreter bunu bildiği için hep böyle oda ayırtırdı. Yine bir seyahatteydim ve Ankara’daydım. Otel, uluslarası, beş yıldızlı bir oteldi. Bir hafta öncesinden yer ayırtmıştık. Odama girer girmez sigara kokusunu hemen aldım. Acaba koridordan sigara içen birisi mi geçti diye merak ettim. Koridora çıkıp baktım. Koridor boştu ve temiz kokuyordu. Odaya girip perdeleri kokladım. Evet, o sigara kokusu perdenin iliklerine kadar işlemişti. Hemen çantamı alıp resepsiyona indim. “Ben non-smoking oda istemiştim.”. Resepsiyondaki kız “Evet, bankadan gelen faks mesajı elimde. Ama biz o odayı çok iyi havalandırdık”.
Acaba o kız eskimiş sigara dumanı kokusunun, taze sigara dumanı kokusundan daha pis olduğunu bilmiyor muydu?
Koku var koku var
Bir Amerikan şirketinde genel müdür olan birisinden dinlemiştim. Sıkı bir sigara içicisiymiş. Çoğu tiryakinin tercih ettiği, o dönemin ünlü sigarası Samsun içermiş. O zamanlar uçaklarda da sigara içilirdi. Bir seyahatinde sigarasını yakar yakmaz, hostes yanına gelmiş. Elinde bir kaç çeşit Amerikan sigarası ile.”Türksünüz değil mi? Bu da Türk sigarası? Kaptanımız bu sigarayı çok seviyor ama her yerde bulamıyor. Sizinle bir takas yapmak istiyor. Bu sigaranızı, varsa başka paketinizi de bize verin. Biz de size bu sigaraları verelim. Bunları için”. Belli ki, uçakta Samsun sigarasının kokusunu istememişlerdi. Bu olay onu epey düşündürmüş. Genel müdür bir Amerika seyahati dönüşü karısına “Bütün sigara stokumdan kurtul. Nasıl yaparsın bilmiyorum, ya birilerine ver, ya da direkt çöpe at. Ben sigarayı bıraktım.” Karısı sormuş: “Bu kez ne oldu?”. O da anlatmış. Her toplantıda ona masanın en uç noktasında, tuvalet yakınında yer ayırıyorlarmış. Sonunda oradaki sekretere sormuş: “Toplantıya en erken ben geliyorum. Ama neden hep masanın en uç noktasında oturuyorum?” Sekreter açık sözlü imiş. “Çünkü siz sigara kokuyorsunuz” demiş. Bu, onda bardağı taşıran son damla olmuş ve sigarayı bırakmış.
Mark Twain şöyle demiş: “Sigarayı bırakmanın dünyadaki en kolay şey olduğunu biliyorum. Çünkü ben binlerce kez bıraktım”. Genel müdürün karısı kocasının daha önceki bırakışlarını bildiği için sigaraları bir süre daha saklamış, ama sonunda atmış.
Acaba genel müdür Türklerin de sigaradan rahatsız olduğunu anlamamış mıydı?
Sonuç
Sigara, zararlı bir ürün. Bilimsel gerçekler bunu söylüyor. İçmeyenlere de zararı var. O dumanlı havayı soluyanları, pasif içicileri de hasta ediyor. Ama benim asıl takıntım, kokusuna. Nerde olsa o kokuyu alırım. O kokudan tiksinirim. O koku, diğer güzel kokuları da kirletir. Mevsimine göre pazarların hoş bir kokusu olur. Örneğin, nane, maydanoz, reyhan, kereviz, portakal kokusu karışımı ile bir koku potporisidir pazarlar. Ama o kokunun tadını çıkarmanıza izin vermezler; nerde var, nerde yok bir duman ve burnunuza sigaranın o pis kokusu gelir.
Acaba tütün ürünlerini içenler kokuları ile de çevresindekileri rahatsız ettiklerinin farkında değiller mi?