Geçtiğimiz günlerde Macaristan’da seçimler oldu. Ve 16 yıldır ülkeyi yöneten Orban ve partisi Fidesz iktidarı kaybetti. Macarlar kahraman bir ulus. Daha Sovyetlerin bir uydu devleti iken 1956 yılında Ruslara başkaldırmış bir ülke. Macarlar 1956 yılındaki ayaklanma ile bunu başaramamışlar ama Sovyetlerin dağılışı ile bağımsızlık gerçekleşmiş. 1991 yılında son Rus askeri Macaristan’ı terk etmiş. Eski Sovyet Bloku’nda komünizmden demokrasiye geçiş “Balık çorbasından akvaryuma geçiş” ile tanımlanıyormuş. Macaristan’da balık çorbasından akvaryuma geçilmiş. Ama Orban yönetiminde tekrar komünizm benzeri bir balık çorbasına dönülmüş. Ben de bu dönüşüm nasıl olmuş diye yakından inceledim. Aşağıda bu konuda bulduklarımdan aktarım yapacağım.
Viktor Orban, bir zamanlar liberal imiş. Okuldan 36 öğrenci “Genç Demokratlar Birliği”ni (FiatalDemokraták Szövetsége, veya Fidesz) kurmuş. Örneğin, 1989 yılında Budapeşte’deki “Kahramanlar Meydanı’nda coşkulu bir konuşma yaparken şöyle diyormuş. “Ruslar Macaristan’dan çıkmalı. Tek parti diktatörlüğünü kabul etmiyoruz. Basın, özgür olmalı”. Ama 2019 yılında partisi tek başına iktidar olduktan sonra bu gençlikte söylediği sözlerin tersini yapmış. Orban için bir arkadaşı şunu demiş: “Viktor, siyaset için kendine en uygun olana hemen dönebilir”.
Örneğin, Orban bir ateist iken yıllar sonra “Kilise ne kadar önemliymiş, ben bunun farkında değildim” deyip hristiyan olmuş. Ve de resmi evliliğinden 10 yıl sonra karısı ile kilisede dini nikah yapmış.
Bakın değişim nasıl olmuş? (How Viktor Orbán’s Hungary Eroded
the Rule of Law and Free Markets; https://www.cato.org/policy-analysis/how-viktor-orbans-hungary-eroded-rule-law-free-markets)
Yargı sisteminin ele geçirilmesi
Parlamentoda 2010 yılında üçte iki çoğunluk kazanınca yargı sistemini ayarlamak ilk işi olmuş. Seçim kampanyasındaki vaatler arasında anayasa değiştirmek yokmuş. Ama yapacağı işleri meşrulaştırmak için, her otoriter liderin yaptığı gibi önce anayasaya el atmış. Muhalefete danışmadan, halka sorma gereği duymadan alelacele bir anayasa taslağı hazırlatmış. Parlamentodaki yeterli çoğunluğuna dayanarak yeni anayasayı kolayca meclisten geçirmiş. Anayasa mahkemesinin üye sayısını 11 den 15’e çıkarmış. Üye seçimindeki süreçte yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirmiş. Yargıçlar için emeklilik yaşını 70’ten 62’ye düşürerek yaratılan boşluklara kendisine sadık kişileri atayarak yargı sistemine egemen olmuş. Ulusal Yargı Ofisi oluşturulmuş. Bu ofisi yöneten kişiyi de Parti seçmiş. Kişinin yargıçları atama, işten çıkarma, terfi veya rütbe indirme yetkisi varmış. Bu kişiye bir davayı istediği mahkemeye yönlendirme veya mahkemeyi değiştirme yetkisi de verilmiş. Hükümet uygulamalarını denetleyecek pozisyondaki Devlet Vergi Dairesi, Başsavcılık, Ulusal Banka, Medya Konseyi, İstatistik gibi kurumların başına partiye sadık kişiler atanmış.
Özgür basını kurutma
Orban zamanında basın da denetim altına alınmış. Tüm olanaklar iktidar partisi için kullanılmış. Önce devletin yayın organları zapt rabıt altına alınmış. Devlete ait 6 televizyon kanalı, 6 radyo ve basın ajansı içerikleri denetim altına alınmış. Bunlar haberlerinde koro halinde hükümeti övücü ve muhalefeti kötüleyici yayın yapmışlar. İktidarın borazanı olarak çalışmışlar.
İktidar yanlısı besleme basının üstünden devletin şefkatli eli eksik olmamış. Bunlar devletten, kurumlardan ve şirketlerden aboneliklerle beslenmişler. Merkezi hükümetin, belediyelerin ve devletin sahip olduğu şirketlerin cömert reklam musluklarına bağlanmışlar. Muhalif kanallar ve gazeteler bu reklamlardan dişe dokunur bir pay alamamışlar.
Devlet, üyeleri hükümet tarafından atanan ve medyayı izleyen bir Medya Konseyi kurmuş. Bu Konsey muhalif yayın yapan televizyon kanallarına ağır para cezaları yağdırmış.
Ülkelerdeki basın özgürlüğünü ölçen „“Reporters Without Borders” kuruluşunun Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Macaristan 2010 yılında 23. sırada iken 2025 yılında 68. Sıraya gerilemiş.
Sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin ele geçirilmesi
Komünizmin zayıfladığı ve Genç Demokratlar’ın güçlendiği dönemde Macaristan’da düşünce kuruluşları ve diğer sivil toplum kuruluşları da artıyormuş. Üniversiteler devletin koyduğu bir çerçeve içinde hareket ediyorsa da siyasetten uzak belli bir otonomi ile yönetiliyormuş. Fakat Orban’ın yönetimi üniversiteler ve toplum kuruluşlarına da çökmüş, onları da kontrolü altına almış.
Okullar Eğitim Bakanlığı’nın altında toplanmış. Eğitim Bakanı, 5000’i aşkın okulun müdürlerini atama yetkisini almış. Yerel idareler de insan kaynağı atama yetkilerini okul müdürlerinin elinden almış.
Öğretmelerin işverenleri eskiden okul müdürleri iken tek bir merkeze bağlanmış. İşten çıkarılan bir öğretmen ülkedeki başka bir okulda işe girme şansını kaybediyormuş.
Devletin 11 üniversitesi tüm varlıkları ile birlikte, yeni kurulan vakıflara devredilmiş. Hükümet bu vakıfların yönetim kurullarını partinin sadık adamları ile doldurmuş. Ve Mathias Corvinus Collegium isimli özel koleje 1,3 milyar dolar civarındaki hisseler ve 462 milyon dolar nakit olarak devredilmiş. Bu kolejin yönetiminin başında da Orban’ın politika direktörü varmış. Yalnız yurtiçi değil, bu Kolej aracılığı ile yurtdışındaki muhafazakar düşünce kuruluşlarının araştırmalarını desteklemiş. Bunlar aracılığı ile Orban politikalarının uluslararası övgüleri yapılmış.
Eskiden sanat ve kültür fonları profesyonellerden oluşan bir konsey tarafından dağıtılırmış. Kültür Bakanı kendini bu konseyin başkanı ilan ederek fonların dağıtım yetkisini almış. Prestijli Macaristan Bilim Akademisi’nin 15 araştırma ünitesi ondan koparılarak başbakanlığa ve Buluşlar ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlanmış.
Millet parası ile yandaşı zengin etme
Orban, serbest piyasa ekonomisine değil, devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğine inanmış. Devlet kaynaklarını kullanarak bir avuç zengin yaratmış. Piyasada başarı elde edenlerin hep bu oligarşiye ait olduğu görülmüş. Kimlermiş bu başarılı(!) iş insanları? Okul arkadaşları, akrabalar, aile üyeleri, mahalleden komşular, eşler, eski eşler, çocuklar, kuzenler, yeğenler. Örneğin, Orban’ın büyük kızının kocası devlet ihaleleri, devlet teşvikleri, ucuz kredilerle zenginliğine zenginlik katarak 2024 yılında ülkenin en zengin 19. kişisi olmuş.
Ülkenin zengin edilmiş grubuna servet akışı devlet ihaleleri ile olmuş. Bu ihalelerde de yolsuzluk, usulsüzlük diz boyu imiş. Örneğin, 2009-2015 arasındaki devlet ihalelerinin %62’inde hiçbir ilan yapılmamış. Bazı ihalelere tek firma katılmış. Ülkelerdeki yolsuzlukları inceleyen uluslararası kuruluş Transparency International bir raporunda şöyle demiş: “Yolsuzluk, Macaristan’daki devlet işleyişinin genel karakteri.”
Bir yorum
Çetin Altan’ın Neyzen Tevfik’in hikayesi için anlattığı şöyle bir anekdot vardır. İlk kez Tarzan filmine giden Neyzen’e sormuşlar: “Nasıl buldunuz filmin hikayesini?” O da şöyle cevaplamış: “Aynen gerçek hayat gibi. Tarzan önce kızı kurtardı. Sonra da ırzına geçti.” İşte bu Tarzan filminde olanlar, Macaristan’da da olmuş. Bunu Orban yapmış. Bakalım yeni gelen lider Macaristan’da ne yapacak?