Bir toplantı
Sabancı Holding’in yıllık toplantısı. İstanbul Hilton Otelinin büyük balo salonundayız. Genel müdürler, genel müdür yardımcıları, daire başkanları, daire başkan yardımcıları, ürün gruplarının başkanları ve uzmanlar. Başka bir deyişle SAbancı Holding’in beyin takımı orada idi. Bir tek BurSA, ManiSA Valileri eksikti(!). Toplantıda önce holding yönetim kurulu başkanı ve genel koordinatör konuşmuştu. Sonra daha teknik konuşmalara geçilmişti. Her konuşmacı önce ürün grubuyla ilgili dünyada neler olduğunu sonra da şirketin geçen yılını ve gelecek yıl neler yapılacağını ortaya koyuyordu.
Sıra öğle yemeğinden önceki son konuşmaya gelmişti. Sunumlarda bol rakam vardı. Gözümüzün önünden onlarca rakam geçmişti. Rakama doymuştuk ve epey de yorulmuştuk. Kan şekerleri düşmüştü. Salonda genel bir rehavet vardı. Son konuşmacı Çimento Grubu Başkanı idi. Sunumunu yaparken dia kullanıyordu.(Okurlar arasındaki gençler belki bu terime yabancıdır. Onun için açıklayayım. Dia fotoğraf, çekim sonrası banyo işlemiyle doğrudan renkli ve pozitif görüntü veren, arkadan ışıklandırılarak veya projeksiyonla yansıtılarak izlenen şeffaf analog film türüdür. Negatiflerin aksine renkler gerçek görünür, genellikle 35mm plastik/karton çerçevelerde saklanır ve yüksek renk kalitesine sahiptir.)Çimento Grubu Başkanı dünyadaki çimento üretimi ve kullanımı ile ilgili rakamlar veriyordu. Derken en ön sıradan bir ses yükseldi “Arkadaş, bir dakika”. Konuşmacı hemen sustu. Öndekiler görmüştü ama arka sıralarda oturanlar da sesinden tanımıştı. Konuşmayı kesen, Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, nam-ı diğer Sakıp Ağa idi.
Sakıp Ağa devam etti “Bir önceki diaya gelir misin?” Konuşmacı bir önceki diayı ekrana yansıttı. Ekranda çeşitli ülkelerin geçen yılki çimento kullanım miktarları ile ilgili bir tablo vardı. “Arkadaş sağol. Merak ettim, Yunanistan’ın rakamı neden bu kadar yüksek?”. Dikkat edince gördük ki rakam gerçekten de yüksekti. Ben fark etmemiştim. Konuşmacının yüzünde bir utanma kızarıklığı belirdi ve şöyle dedi: “Efendim haklısınız, yüksek. Çünkü o rakam yanlış. Biz de fark ettik, ama son anda diayı değiştirecek zamanımız yoktu. Sunum sırasında belirtecektim, atladım. Özür dilerim. Doğru rakam şudur” dedi. Sakıp Ağa konuşmacıyı rahatlattı “ Tamam, oldu arkadaş. Önemli değil, ben sadece merak ettiğim için sordum. Teşekkür ederim, sen güzel konuşmana devam et”. Toplantı sanki yeniden başladı. Herkes oturduğu yerde dikleşti.Sonraki rakamlara daha bir dikkatle bakmaya başladık.
Başka bir toplantı
Holding’te bir toplantıda idik. Önümüzdeki Yönetim Kurulu toplantısına hazırlanıyorduk. Toplantı gündeminde insan kaynakları ile ilgili bir madde vardı. Önerdiğimiz prim sistemini Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı’ya anlatıyorduk. Toplantıda Holding Genel Koordinatörü, bağlı bulunduğum Endüstriyel İlişkiler ve Eğitim Dairesi Başkanı üst yöneticisi ve Planlama Dairesi Başkanı vardı. İçeriye Sakıp Ağa’nın sekreteri girdi, “Efendim, Fransız Ticaret Ateşesi geldi” dedi. Sakıp Ağa: “Evet, randevumuz vardı. Tamam al içeri”. Bizim toparlandığımızı görünce “Yok, yok oturun. Siz de kalın, bakalım ne diyecek?” dedi. O sırada Fransa ile ilişkilerimiz Ermeni meselesi yüzünden limoni idi.
Fransız Ticaret Ateşesi 40 yaş altı birisi idi. Tanışma faslı bittikten sonra Ateşe anlatmaya başladı. Tipik Fransız aksanı ile İngilizce konuşuyordu. Ama tane tane güzel konuşuyordu. Toplantıdaki “Uzman” sıfatı ile en kıdemsiz kişi bendim. Sakıp Ağa “Evet arkadaş, ne dedi? “ diye sorar diye türkçeye tercüme için not alıyordum. Ateşe özetle şöyle diyordu: “Ülkelerin politikacıları kavga edebilirler. Ama asıl olan ülkelerin halklarıdır. Fransız halkı ve Türk halkı dosttur. Bu dostluğu daha geliştirmek için de ticari ilişkiler faydalıdır. İki ülke arasındaki ticari ilişkileri geliştirmemiz gerekir”. Konuşma bitince ben Sakıp Ağa’ya döndüm, onun “Evet arkadaş” demesini bekliyordum. Ama Sakıp Ağa Fransız Ateşe’ye döndü ve kendine özgü aksanı ile “Yess, I understood” (Evett, anladım) dedi. Sonra devam etti “ Countries relations like trafic lights. In past, Turkey always green light, but France red light. Now, France says green light too.Why not” ( Ülkelerin ilişkileri trafik ışığı gibidir. Geçmişte Türkiye hep yeşil ışık (yaktı), Fransa kırmızı. Şimdi, Fransa da yeşil ışık yakıyor. Neden olmasın). Daha sonraları Fransızlarla yapılan Carrefoursa ortaklığının temelleri işte o toplantıda atılmış oldu.
Bir yorum
Sakıp Ağa, farklı bir kişilik idi. Güzel nitelikleri vardı. Ben bunların arasında onun iletişim yeteneğine değinmek istedim. Sakıp Ağa, bir iletişim virtüözü idi. Her şeyden önce çok iyi bir dinleyici idi. Hep can kulağı ile dinlerdi, çok dikkat ederdi. Örneğin, Hilton Oteli’ndeki o toplantıda eminim ki o rakamı çok az kişi fark etmişti.
Anlatılanları hemen kavraması da çok güçlü idi. Gerçekten de Fransız ateşenin söylediklerinin özünü anlamış ve onu kendi üslubu ile cevaplamıştı. Ve de o kısıtlı İngilizcesi ile olabileceğin en iyisi biçiminde söylemişti.
Türkiye’ye döndüğümde ilk işim Sabancı Holding’te idi. Endüstriyel İlişkiler ve Eğitim Dairesi’nde uzman olarak çalıştım. Orada çalışırken Sakıp Ağa’yı tanıma fırsatı buldum. Geçtiğimiz hafta Sakıp Sabancı’nın ölüm (10 Nisan 2004) yıldönümü idi. Bu nedenle onu hatırlayıp bu yazıyı yazdım.
Ruhu şad olsun...