Hintli gençler Alman ekonomisinde
“Freiburg Esnaf Odası”na ( The Freiburg Chamber of Skilled Crafts), Hindistan’daki bir insan kaynakları şirketinden mektup gelmiş.”Meslek eğitimi almak isteyen, hevesli birçok genç insanımız var. Acaba ilgilenir misiniz?” Söz konusu Oda, duvarcı ustasından marangoza, kasaba ve fırıncıya kadar usta işçileri ve işverenleri temsil eden bir kuruluşmuş. Mektup da tam zamanında gelmiş. Mektup geldiği zaman bu odanın bir çalışanı olan Handrick von Ungern-Sternberg şöyle konuşmuş: “O sırada eleman arayan ama bulamayan çaresiz işverenler vardı. Bu teklife bir şans verelim dedik”.
Handrick ilk olarak yerel kasaplar loncasına telefon etmiş. Almanya’da kasaplar, küçük aile işletmeleri biçiminde yapılanmış. Kasaplık sektörü Almanya genelinde düşüşte imiş. Şöyle ki: 2002 yılında 19.000 işletme varken bu sayı 2021 yılında 11.000’e düşmüş. Sorun: gençler bu işe girmek istemiyormuş. Bu durum 25 yıldır böyle imiş. Hindistan’dan 13 kişilik ilk kafile 2022 yılında gelmiş. Küçük şehirlerdeki kasaplara çırak olarak yerleştirilmiş. Eğtiimlerinin bir parçası olarak üniversiteye de gidiyorlarmış. Bugün bu sayı 200 olmuş. Bu arada Handrick de işinden ayrılmış, bir insan kaynakları şirketi kurmuş. Hindistan’daki şirket ile işbirliği yapmış.
Almanya’da gençler sadece kasaplığa değil, diğer sektörlerdeki ustalık işlerine de ilgi göstermiyormuş. Bir de bunun yanında Almanya’nın nüfus sorunu varmış. Doğum oranları düşmüş; emekli olanların yerine aynı sayıda genç işgücü piyasasına girmiyormuş. Yapılan bir araştırmaya göre ülkeye her yıl 288.000 yabancı işçinin girmesi gerekiyormuş. Aksi takdirde çalışan nüfus oranı 2040 yılında %10 azalacakmış. Bunu bilen Almanlar Hindistan’ın genç nüfusuna kapıyı açmış. İki ülke aralarında bir anlaşma (Migration and Mobility Partnership Agreement) yapılmış. Almanya, Hindistan’a tanıdığı yabancı usta işçi kotasını 2024’de yılda 90.000’e çıkarmış.
Gençler neden bu işleri tercih etmiyor?
Yukardaki bilgileri BBC’nin bir haberinden (https://www.bbc.com/news/articles/c3wlww83yv4o) aktardım. Türkiye’de de Almanya’daki gibi aynı sorunla karşılaşıyoruz. Türkiye, nüfus değişimi konusunda da Almanya’ya yakın konumdadır. Her iki ülkede de toplam doğurganlık hızı, (TDH)nüfusun kendini yenilemesi için gerekli olan 2,1 seviyesinin altındadır. (Toplam doğurganlık hızı: Bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca ortalama kaç çocuk sahibi olacağını gösteren bir istatistiktir.) Türkiye’nin toplam doğurganlık hızı TDH, 2024 istatistiklerine göre 1.48’dir. Almanya’nın TDH’sı ise 1,40 tür. Bu yazımda gençlerin tercihi konusunu işleyeceğim, nüfus konusuna girmeyeceğim,
Ekonomide çarkların dönmesi için belli işleri de yapacak kişilere ihtiyaç vardır. Bu işleri yapacak kişilerin yetişmesi gerekir. Eğer gençler bu işleri tercih etmiyorsa bu bir sorundur. Bir soruna çare bulmak için önce nedenleri bulmak gerekir. Gençlerin bu tür işlere yönelmemesinin çeşitli nedenleri vardır. Bu nedenlerden en belirgin olanlarını şöyle sıralayabiliriz.
1- Statü meselesi
Eskiden halk arasında çok yaygın bir söylem vardı. Ne kadar aranan bir tip olduğunu vurgulamak için evlenme çağındaki kızlar, “Beni, ne mühendisler, ne doktorlar istedi de varmadım” derlerdi. Ama “Beni, ne tesisat ustaları, ne marangozlar istedi de varmadım” diyene rastlamadım. Büyük bir ihtimalle evlenmediği tesisat ustasının mali durumu, evlendiği mühendisten kat kat iyi durumdadır. Ama bu bir statü meselesidir. Ne yazık ki toplumda ustalık, eski loncalar devrindeki kadar yüksek bir statüye sahip değil artık.
2- Eğitim sırasındaki yanlış yönlendirmeler
Eğitim dünyasında başarı, sadece üniversite olarak görülmektedir. Mesleki eğitim, adeta üniversiteyi beceremeyecek gençlerin gideceği, ikinci sınıf bir seçenek olarak görülmektedir. Bu yanlış anlayış bazı öğretmenlerde ve velilerde de yaygındır. Üniversite seçimlerinde bile bazen çok yanlış yönlendirmeler yapılmaktadır. Örneğin, lisede bazı öğretmenlerden şunu çok duymuşumdur: “İyi öğrenci idi, ama yazık Teknik Üniversite sınavını kazanamadı, tıbba girdi.”
3- Çalışma koşulları
Zanaatçıların çalışma ortamları, klimalı, kapalı ofisler yerine şantiyeler ve atölyelerdir. Daha kötüdür diyemeyeceğim. Kapalı ofis ortamına hapsedilmek yerine açık havada çalışmak da bir ayrıcalıktır. Ama bu bir tercih meselesidir.
4- Meslekleri tanımama
Gençler meslekleri tanımıyor. Ya da yanlış tanıyorlar. Zanaatçıların işinin isin pasın içinde, çok yorucu, aynı zamanda getirisi çok az işler olarak görebiliyorlar. Teknolojinin zanaat işine de girdiğinin farkında değiller. Seçtikleri zanaat dalında gelişirlerse kendilerini ne tip bir istikbal beklediğini, ne kazanacaklarını bilmiyorlar.
5- Kişilik uyumsuzluğu
Gençlerin çoğu ortak çalışmaya dayalı, esnek zamanlı ve teknolojiye dayalı işlerde çalışmak istiyor. Halbuki zanaat işi genelde yalnız çalışmaya dayalı, katı çalışma kuralları olan ve teknolojiyi yavaş benimseyen bir iş olabiliyor. Bu nedenle zanaat işi kişiliklerine uymayabiliyor.
Sonuç
Dünya ne kadar değişse de işler ne kadar otomasyona dönüşse de zanaatçılara hep ihtiyaç olacaktır. Ama gençlerin bu mesleklere yönelmemesi büyük bir sorundur; arzda eksiklik yaratır. Ayrıca herkesi üniversitelere yöneltmek ve yetersiz eğitimle yeteneksiz ama diploması olan üniversiteli bir işsiz ordusu yaratmak ülke için büyük ekonomik kayıptır. Gençleri bu zanaat işlerine girmeye de teşvik edecek girişimlere ağırlık vermek gerekir. Bu konuda okullarda danışmanlık hizmetleri genişletilmeli, öğretmenler de eğitilmelidir. Endüstri de bu girişimlere destek vermelidir. Ancak gençlerin meslek edinmeleri için eğitilmeleri devletin sıkı denetiminde olmalı, çıraklık eğitimleri ucuz işçilik sömürüsüne dönüştürülmemelidir.
Türkiye nüfus açısından kendini yenilemiyor, hızla yaşlanıyor. Bu nedenle genç insan kaynağını değerlendirmede çok daha akıllıca davranmamız gerekmektedir.
Gençler, bir ülkenin geleceğidir.