Küresel siyasette kurallara dayalı düzenin sonuna gelinirken, çok taraflılık yerini stratejik stoklamalara ve emtia odaklı güç gösterilerine bırakıyor. Dünya ekonomisi kurallarla değil hammaddeye sahip olanlar tarafından yönetileceği bir kaynak hegemonyası çağına sürükleniyor. Trump yönetiminin dış politikadaki saldırgan vizyonu, serbest ticareti bir kenara iterek doğal kaynaklara erişimi jeopolitik bir beka meselesi hâline getiriyor.
ABD'nin Grönland üzerinden başlattığı yeni mülkiyet hamlesi, finansal piyasaların genetiğini değiştirebilir. Kazananı artık piyasa algıları değil, stratejik kaynakların fiziksel sahipliği belirleyebilir. Bu, finansal yanılsamadan emtia realizmine keskin bir dönüştür. Bu çetin konjonktürde Türkiye için hayatta kalmanın anahtarı, kaynak diplomasisini ve tedarik zinciri güvenliğini dış politikanın ve ekonomi yönetiminin merkezine oturtmaktır. Türkiye’nin hem yeraltı zenginliklerini stratejik koz olarak kullanması hem de enerjideki köprü rolünü bir terminal ve depolama merkezine dönüştürerek sağlamlaştırması elzemdir.
Jeopolitik fay hatlarındaki bu büyük kırılmada, dış kaynaklı olası bir hammadde enflasyonunun ithalat faturasına yükleyeceği baskıyı, yerli üretim kapasitesini seferber ederek ve stratejik stokları artırarak göğüsleyebiliriz. Yeni emtia coğrafyasında tedarik arterlerimizi güvence altına almalıyız. Aksi takdirde sadece maliyetleri üstlenen pasif bir izleyici konumuna düşeriz.