Cuma günü ilan edilen "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı", üretim ve ihracat kanallarını geniş teşviklerle besleyerek yabancı sermaye akışını hızlandırmayı amaçlıyor. Bu program ekonomik sıçrama adına kuşkusuz büyük bir potansiyel barındırıyor. Ancak devletin gelir kaynaklarından geniş bir alanda feragat etmesi, bütçe disiplini açısından dikkatli olunmasını gerektiriyor.
Kurumlar vergisinin, toplam vergi gelirleri içindeki payı yaklaşık yüzde 12’dir. Söz konusu oran, bütçe disiplininin korunmasında ve kamu harcamalarının finansmanında bir çıpa vazifesi görüyor. Stratejik alanlara ve taze yatırımlara odaklanan vergi kolaylıkları, yatırım iştahını canlandırabilir. Öte yandan bütçe açığında bir yükseliş olursa, kısa yoldan KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilere yüklenilir. OECD ülkeleri arasındaki yüzde 15’lik küresel asgari vergi mutabakatı da bu noktada kritiktir. Bu kural, çok uluslu şirketlerin vergi teşviklerinden tam verim almasını kısıtlıyor. Dünyada vergi rekabeti artık uluslararası mali otoritelerin belirlediği sınırlar içinde şekilleniyor.
Desteklerin toplumsal yansımaları da gözetilmelidir. Varlıklı yabancılara tanınan vergi muafiyetleri Portekiz’de ve İrlanda’da konut piyasasını karıştırmıştı. Bu ülkelerin yabancı yatırımcıları çekme çabası, gayrimenkul fiyatlarını tırmandırarak halkı kendi şehirlerinden dışlamıştı. Bu tecrübeler, sosyal adaleti merkeze alan mekanizmaların kurulmasını zorunlu kılıyor.