2008 krizinin ayak sesleri duyulmaya başladığında, dönemin en büyük bankası Citigroup’un yöneticisi Chuck Prince’e, ‘‘Niçin bu kadar risk aldınız?’’ sorusu yöneltildi. Prince, kolay kazanç furyasını kaçırmamak adına tarihe geçen o pervasız yanıtı verdi: ‘‘Müzik çaldığı sürece dans etmek zorundasınız.’’ Bu söz; bile bile sürdürülen kibrin, kısa vadeli kazanç hırsının ve denetimsizliğin bir özetiydi. Herkes müziğin bir gün susacağını bilir ama partiden son çıkanın kendisi olacağına inanır.
Bugün Borsa İstanbul’da yankılanan melodi, Prince’in mecazi partisindeki ritmin aynısıdır. Hazine ve Maliye Bakanı ile Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı 5,5 ay önce kameralar karşısında açık bir uyarı yaptı. Bazı fonları hedef alarak, yapılan manipülasyonları bildiklerini ve lisans iptaline varan ağır cezalar verebileceklerini söylediler. Küçük yatırımcılar ve finansal okuryazarlığın Türkiye’de gelişmesi için çaba gösterenler, oyunun kurallarına nihayet dönüleceğini umut etti. Aradan geçen sürede, o iddialı cümlelerin altı boş kaldı. Otoritenin eylemsizliği, manipülatörlere yepyeni bir cesaret alanı açtı.
Yaptırımın gölgesini bile hissetmeyen malum aracı kurumlar, oyunu daha fütursuzca oynuyor. Düzenleyici kurumların yarattığı boşluk, bu işlemleri piyasanın sarsılmaz gerçeği hâline getiriyor. Tasarruf sahibinin birikimleri, bu grupların oyun bahçesinde eritiliyor. Müziğin sesini kısmayanlar, parti bittiğinde ortaya çıkacak faturanın asli sahipleridir. Hesabı ise her zaman olduğu gibi sahipsiz yığınlar ödeyecektir.