Venezuela’dan anlamlı bir miktarda petrol çıktığını Trump’ın iktidardayken görmesi mümkün değil.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i derdest ettirip yargılanmak üzere New York’a getirtmesi Türkiye’de farklı tepkilere neden oldu. Ben Venezuela’ya hiç gitmedim, petrol işinden de anlamam. Yine de herkesin her konuda uzman olabildiği ülkemizde müsaadenizle ben de Venezuela üzerine bu köşenin yazarı olarak görüşlerimi paylaşayım.
İlk grup tepki, ülkemizin içine işleyen -ve daha önce yazdığım gibi bugünlerde ABD’de bile yayılmakta olan- üçüncü dünyacılık tavrının sonucu olarak ortaya çıktı. Bu görüşe göre ABD ve benzeri gelişmiş ülkeler daima “kötüdür.” Yaptıkları, gelişmekte olan ülkelerin menfaatine hep aykırıdır. İkinci grup tepki ise yaş ortalaması biraz daha yüksek çevrelerden geldi: “Kurallara dayalı uluslararası sistemin sonuna geldik!” Sanki ABD “Kitle imha silahı üretiliyor” diye BM Güvenlik Konseyi onayını almadan Irak’ı işgal ettiğinde kurallara dayalı sistem vardı, sanki NATO 1999’da Belgrad’daki Çin büyükelçiliğini bombaladığında uluslararası hukuka uygun davrandı.
Bu iki tepkinin ortak noktası, Maduro ve eşinin derdest edilmesi değil de Trump’ın temsil ettiği düşünülen şeyin hilafına hareket etmesi. Fakat ben, Başkan Trump’ın yaptığını oldukça “dürüst” buluyorum. Belki de bu nedenle Amerikalıların da çoğu Trump’ı müesses nizamın politikacılarına kıyasla daha “sahici” buluyor ki son girdiği seçimi kazandı.
Esas mesele petrolün varlığı değil, petrolü çıkarabilecek kapasite
Trump’ın dürüst olmadığı tek nokta, Venezuela müdahalesini petrol kaynaklarına erişim hikâyesine uydurmaya çalışması. Buradaki en büyük yanılsama Trump’ın petrol üretimine değil de rezerv büyüklüğüne vurgu yapması. Siyasetçiler, hep “rezerv” (stock) ve “akım” (flow) değişkenlerini birbirini ikame edecek şekilde kullanıp kamuoyunu kandırır. Venezuela’nın dünya petrol üretimindeki payı sadece %1. Esas mesele petrolün varlığı değil; o petrolü çıkarabilmek için gerekli kapasiteye sahip olmak.
Petrol çıkarmak tarlaya kuyu kazıp emme basma tulumbayla su çıkarmaya benzemiyor. Türkiye’nin sayılı petrol mütehassıslarından, ortağım Altan Kolbay diyor ki: “Kabaca sondaj yapılan 7 petrol kuyusunun 1’inden petrol çıkar. Makul bir üretim ölçeğine erişmek için onlarca kuyu açmak gerekir. Bu nedenle ACG (Azerbaycan) veya Kaşagan (Kazakistan) gibi sahaların geliştirilmesi 10 yılı bulmuştur.” Özetle, Venezuela’dan anlamlı bir miktarda petrol çıktığını Trump’ın iktidardayken görmesi mümkün değil.
Peki, gerçekten dünyanın en büyük rezervi Venezuela’da mı? Yine bu işi bilen sayılı isimlerden, değerli dostum Eser Özdil diyor ki: “Venezuela’nın OPEC’e bildirdiği petrol rezervi nasıl olduysa Chavez iktidarında ikiye katlanmış. Bunlar bağımsız denetlenen veriler değil. Kaldı ki Venezuela’daki petrol ağır olduğu için petrol fiyatının mevcut seviyesindeyken bir kısmının çıkarılması ekonomik de değil.”
Venezuela bir zamanlar petrol fiyatları yüksekken halkına belli bir seviyede refah sağlayabilecek kadar petrol üretiyordu. Maduro döneminde ise yıllık petrol üretimi üçte bire inmiş. Buna rağmen ülkenin toplam ihracatının %77’si ham petrol. Körfez’den bildiğiniz gibi, yöneticilerinin kafası çalışan petrol üreticisi bütün ülkeler, başka ekonomik aktiviteler geliştirmeye çalışıyor. Maduro’nun selefi ve ideolojik babası Hugo Chavez iktidara geldiğinde Venezuela’nın ihracatının hiç olmazsa %30’u rafine edilmiş petrol ürünleriymiş. Şimdilerde bu oran %3’ün altında. Venezuela ekonomisini çeşitlendirememiş. Chavez iktidara geldiğinde Venezuela Latin Amerika’nın en zengin ülkesiymiş, bugün ise en fakir dördüncü ülkesi.
Peki, Venezuela neden bu hale düştü? 2019’da Venezuelalı bir arkadaşımın düğünü için Miami’ye gitmiştim. Arkadaşım, düğünden bir gün önce, yabancı misafirleriyle lise arkadaşlarını akşam yemeğinde bir araya getirdi. Önce lise arkadaşlarının Venezuela’dan geldiğini sandım. Meğer hepsi Miami’de yaşıyormuş. “Sizin lise sınıfından kaç kişi memlekette kaldı?” diye sordum. “Kimse kalmadı” dediler. Bir tanesi de ekledi: “Geçen sene annem ölünce evimizi de sattım. Tamamını nakit olarak satmak zorunda olduğum için ancak tanıdık birine satabildik. Artık ne kimimiz kimsemiz ne de mülkümüz kaldı.” 2019’dan beri Venezuela’yı terk edenlerin sayısı hızla arttı. Bugün 30 milyonluk ülkenin 8 milyonu yurtdışında. Bunların yarısı üniversite mezunu. Meksikalı göçmenler arasında üniversite mezunlarının oranı %10. Elitlerini kaybeden ülkeler batmaya mahkumdur.
Rahmetli Özal’ın dediği gibi “Türkiye’nin tarihte başına gelen en iyi şey, petrolü olmamasıdır.”
Not: Geçen haftaki yazımdan sonra elit (seçkin) kelimesinin tanımını soranlar olmuş. “Elit: Bir grubun en iyi ya da en yetkin/ustalaşmış üyeleri” (American Heritage Dictionary).