Manus hadisesinden sonra “acaba beraber çalıştığımız tedarikçilerin beyinlerine de ambargo konabilir mi?” diye sorabiliriz. Her şeyi kontrol etmek mümkün olmadığına göre bizim işimize bakıp kullandığımız yapay zekâ uygulamalarının sayısını artırmamız icap ediyor.
Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü. Çin’de yaşanan Manus olayı, küresel ekonomik savaşın yeni safhasında ambargonun artık mallara değil, doğrudan emek sahiplerinin zihinlerine konulacağının işareti. Bu hafta Çin, Manus isimli yapay zekâ uygulamasının Facebook’a satışını uygunsuz buldu; şirket satıldı ama kurucuları ülkeden çıkamıyor. Gelin, bakalım: Manus ne yapar, Çin’in derdi nedir ve Türkiye için bunlar neden önemli?
Manus’un videosunu iki sene kadar önce izlemiş olabilirsiniz. Bilgisayara bir talimat veriyorsunuz; sonra yapay zekâ “ajanları” kendi kendilerine isterlerse ChatGPT’yi çalıştırıp, isterlerse bir web sitesine girip, isterlerse de bir e-posta yazıp dediklerinizi otomatik yapıyor. O zamanlar bu biraz ürkütücü bir teknolojiydi; şimdi ise normal oldu. Manus, aralarında Uber’e, Airbnb’ye, hatta Getir’e bile yatırım yapan Amerikan girişim sermayesi fonlarından yatırımlar alıp büyüdü. 2025 sonunda da 2 milyar dolara Facebook’a satıldı. Facebook, Manus’un teknolojilerini kendi sistemlerine entegre etmeye başlamıştı ki Çin’in en önemli kamu kurumlarından NDRC şirketin kurucularını memleketlerine “davet etti.” NDRC, yani Millî Kalkınma ve Reform Komisyonu, bir nevi bizim “eski DPT” gibi ama hâlâ ciddiye alınıyor. Çin’de NDRC’den izin almadan ne yurt içinde ne de yurt dışında ciddi bir yatırım yapamazsınız.
Manus’u kuran mühendisler bir süre Çin’den çıkamayacak
NDRC, “kanun ve yönetmeliklere uygun bir şekilde, görülen lüzum üzerine” bu satış işlemini iptal etti. Şimdi ne olacağını kimse bilmiyor. Manus bir fabrika olsa eski sahiplerine geri verirsiniz, iş biter. Ama Manus’un geliştirdiği modeller belli donanımların içinde çalışsa da bilgisayar kodları hâlinde. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu kodlar çoktan Facebook’un sistemlerine entegre edildi ya da kısmen çalışanlarının kafalarının içinde. Bu örtülü bilgi eğer Facebook’a aktarıldıysa, nasıl geri alınacağı belli değil. Belli olan tek bir şey var, o da Manus’u kuran mühendislerin bir süre Çin’den çıkamayacakları. Savunma sanayiinde ihracat kısıtı olan ürünler olur ya, artık mühendislerin zihinleri de bizzat ihracat kısıtı uygulanan varlık muamelesi görüyor.
6 Şubat günü, ABD’nin son 20 yıldır nasıl önce dolara dayalı finansal sistemine, son zamanlarda da yapay zekânın altyapısını oluşturan çip teknolojilerindeki darboğazlara egemen olduğunu ve bunları ekonomik silah olarak kullanabildiğini yazmıştım. Orada da yazdığım gibi, ABD bu sene Çin kökenli TikTok’un ABD’deki faaliyetlerini zorla Amerikan sermayedarlara sattırdı. Satış fiyatına bakınca buna “çökme” demek daha doğru olabilir! Ancak Amerikan TikTok’u hâlâ Çin’de geliştirilen algoritma üzerinden çalıştığı için bu satışın egemenlik açısından anlamı belli değil. Çin’in Manus satışını yasaklaması ve geri çevirmek istemesi ise aynı düzlemde tam ters bir hamle. ABD, “vatandaşlarımın ana haber kaynağı düşman ülkelerin yapay zekâ şirketleri olamaz!” derken, Çin de “bizim doğal zekâmızın geliştirdiği yapay zekâ modellerini düşman ülkeler kullanamaz!” diyor.
Çin’den aldığı Manus’u Zuck’a yâr etmediler
Mark Zuckerberg, 2010’da Çince öğrenmeye başlamıştı. 2012’de Çin asıllı Patricia Chen ile evlendi. 2014’te Pekin Üniversitesi’nde Çince bir konuşma yaptı. 2016’da Çin’in iletişim başkanlığı ile görüşüp Facebook’u Çin’de açmak için tüm şartlara hazır olduğunu söyledi. 2018’de Çinli kullanıcılara ait tüm verilerin Çin’de tutulabileceği bir sistem kurdu. Yine de Pekin hükümeti Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın Çin’de faaliyet göstermesine izin vermedi. Sosyal medya eskidi; yeni teknolojik trend yapay zekâ oldu. Ama bu sefer de Çin’den aldığı Manus’u Zuck’a yâr etmediler.
Yapay zekâya egemen olabilir miyiz? Eskiden “model başkasınınsa bizim değerlerimizi, dilimizi anlayamayabilir” diyorduk. Veyahut “bulut sağlayıcı bir gün sistemleri kapatır mı?” diye soruyorduk. Manus hadisesinden sonra “acaba beraber çalıştığımız tedarikçilerin beyinlerine de ambargo konabilir mi?” diye sorabiliriz. Her şeyi kontrol etmek mümkün olmadığına göre bizim işimize bakıp kullandığımız yapay zekâ uygulamalarının sayısını artırmamız icap ediyor. Bekleyenler değil, yapay zekâ teknolojisini fabrikasına, lojistik akışına, finansal karar alma süreçlerine entegre edenler kazanacak. Bunu yapabilmek için dünyanın herhangi bir yerinde en doğru kabiliyetleri bulup bunları kendi sistemlerine entegre edebilenler kazanacak. Daha da önemlisi, kurumsal karar alma mekanizmalarını yapay zekâya göre değiştirebilenler kazanacak. Türkiye kimsenin çözemediği sorulara değil, pratik kazançlara odaklanmalıdır!