Marifet her teknolojiyi kendin geliştirmek değil; asıl marifet en uygun teknolojileri hızla savaş alanında uygulayacak şekilde bir araya getirebilmek. Bunun için güvene dayanan doğru ilişki ağları, risk iştahı, hızlı satın alma ve karar alabilme kapasitesi lazım.
Yapay zekâ savaşını en iyi teknolojiye sahip olan değil, sahadaki problemi en hızlı çözüme ulaştıran kazanıyor. Bunu en iyi yapan ülkelerden biri de İsrail. Gelin, bakalım: İsrail bu işleri nasıl yapıyor ve biz neler öğrenebiliriz?
İsrail’in yapay zekâyı nasıl kullandığını daha önce Gazze savaşında gördük. Bu savaşta en çok konuşulan uygulama “Babacık nerede?” adıyla bilinen Lavender uygulamasıydı. İsrail’in geliştirdiği bu uygulama, “bir şekilde”, Gazze’de yaşayan kişilerin WhatsApp verilerine erişerek, herkesin içinde bulunduğu WhatsApp grubuna göre bir risk profillemesi yapıyor. Sonra bu kişilerin hangi binada yaşadığını, yine yapay zekâ marifetiyle, telefon ve elektronik ödeme, varsa şehrin kameralarına sızmak gibi dijital izlerinden yola çıkarak tespit ediyor. Sonra yüksek riskli olarak kategorize edilen kişi veya kişilerin bulunduğu bina havaya uçuruluyor. Söylendiğine göre askerlerin yapay zekâdan gelen sonuçları değerlendirip bomba atıp atmama kararını vermeleri için ortalama 20 saniyeleri oluyormuş. Etik açıdan korkunç bir durum. İsrail, en son İran Dini Lideri Ayetullah Hamaney ve ailesinin ortadan kaldırılmasında yer tespitinde de bu teknolojileri kullanmış. Peki, İsrail bu teknolojik çevikliği nasıl yakaladı?
Wiz’in kurucusunun yolu 8200’den geçmişti
Facebook’un global güvenlik işinin başındaki kişi olan Guy Rosen askerliğini İsrail askeri istihbarat birimi 8200’de yapmış. Burası İsrail’de tüm lise öğrencilerinin askerlik yapmak için can attıkları bir birim. Çünkü üç senelik askerliğin ardından iyi bir üniversiteye girip, mühendislik okuyup sonrasında hemen İsrail’in renkli teknoloji dünyasına katılabiliyorsunuz. Genelde burada başarılı olan şirketler ardından Amerikan teknoloji şirketleri tarafından satın alınıyor. Mesela Google’ın 32 milyar dolara satın aldığı ve bugün Google Maps’te ne kadar trafik olduğunu görmemizi sağlayan teknolojiyi geliştiren Wiz’in kurucusunun da yolu 8200’den geçmişti. Bugün büyük Amerikan teknoloji şirketlerinde en az 1.400 eski Birim 8200 mensubu var. Hepsi de beraber askerlik yaptığı için birbirine güveniyor. Bu şirketlerin ürünleri de haliyle İsrail ordusu tarafından etkin biçimde kullanılıyor. Son üç yılda İsrail silahlı kuvvetleri 350’den fazla yeni girişim şirketinin teknolojisini kullanmış.
Ancak, İsrail’in başarısının sırrı teknoloji değil; askerlik, startup’lar ve büyük teknoloji şirketleri arasında kesintisiz dönen hızlı bir makine kurmuş olması. İsrail’in kurduğu bu ekosistemi, 20 Ocak 2023’te “Savunma sanayiinde maraba kültürü” başlıklı yazımda tartıştığım, ülkemizdeki rekabet yasaklarının savunma sanayimiz üzerindeki etkileri ile mukayese ederek değerlendirmenizi öneririm.
ABD’de Silikon Vadisi 1960’lardan itibaren askeri amaçla geliştirilen teknolojileri sivil amaçla ticarileştirerek hızla büyüdü. Vadiye adını veren silikonların kullanıldığı yarı-iletkenler ya da her gün telefonlarımızda kullandığımız GPS teknolojisi, böyle ürünler. İsrail ise bu akışı tersine çevirmiş. Yukarıda anlattığım ilişki ağları sayesinde sivil teknolojiler hızla askeri alana uygulanıyor. Bunun bir örneği, hedef ve yer tespiti yapan yapay zekâ uygulamaları. Daha çarpıcı bir örneği, Hamas’ın İran’ın geliştirdiği Shahed modeli kamikaze İHA’larını kullanmaya başladığı zaman geliştirilen çözüm: İsrail silahlı kuvvetleri, İsrail’deki bir startup’ın otonom arabalar için geliştirdiği kamera ve sensör ürününü kamikaze İHA’lara karşı kullanmak üzere drone savarlara 3 günde adapte etmişti. Tabii, bu işleri yapabilmek için silahlı kuvvetler ve teknoloji şirketlerinin birbirlerinin içine gömülü çalışması gerekiyor.
Devasa şirketlerin yanında çevik startuplar’a yer açmak gerekli
İsrail bu işlerde kullanılan teknolojilerin çoğunu kendi üretmiyor. Mesela Nvidia’nın geliştirdiği çipler ABD’de tasarlanıp Tayvan’da üretiliyor. Yapay zekâ uygulamalarının çalıştığı veri merkezleri Amazon, Microsoft gibi büyük teknoloji şirketlerine; Claude ve ChatGPT gibi büyük dil modelleri ise Anthropic ve OpenAI gibi Amerikan şirketlerine ait. İsrailli dediğimiz startuplar’ın çoğunun yatırımcıları da Amerikalı girişim sermayesi fonları. Demek ki marifet her teknolojiyi kendin geliştirmek değil; asıl marifet en uygun teknolojileri hızla savaş alanında uygulayacak şekilde bir araya getirebilmek. Bunun için güvene dayanan doğru ilişki ağları, risk iştahı, hızlı satın alma ve karar alabilme kapasitesi lazım. Aslında bu resim savunma sanayii için yeni bir modelin de habercisi. Dikey yapılanmış devasa şirketlerin yanında akışkan/çevik yapıya sahip startuplar’a da yer açmak gerekiyor. İsrail’in savaştaki başarısının sırrı sadece teknoloji değil; askerlik, startup ve büyük teknoloji şirketleri arasında kesintisiz dönen insan ve veri akışı.
Savunma Sanayii Başkanı Sayın Haluk Görgün’ün geçen haftaki “Artık sivil teknolojilerin askeri alana uygulamasına odaklanacağız.” açıklaması önemli. Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla teknoloji üretmek değil, mevcut teknolojiyi sahaya en hızlı adapte edecek, güvene dayalı ağları kurmak. Bunun için daha çok startup kurmalı, bunları silahlı kuvvetlerimize entegre etmeli, dünyada teknolojiye yön veren şirketlerde Türk çalışan sayısını artırmalı ve bu ağları birbirine entegre şekilde dans ettirebilmeliyiz.