Suriye’de Esad rejimi yıkılalı 15 ay, ben Şam’a gidip izlenimlerimi EKONOMİ gazetesinde “Suriye’de iş yapmak mümkün” diye yazalı 6 ay oldu. Maalesef o günden beri Suriye’ye iş yapmaya giden pek yok. Herkes Kürtlerle gerginliğin çözülmesini bekliyordu. O iş de biteli iki ay oldu. Suriye’de bugün sorun güvenlik değil reform kapasitesidir.
Ağustos’ta Şam’da uzun yıllar sonra gelen istikrarın gücüne hayran olmuştum. Şehre dört saatte bir, 1 saat elektrik verildiği halde sokaklar gece gündüz, kadın erkek Şamlılarla doluydu. İstikrar ekonominin temeli. O günden beri birçok yatırımcının, özellikle inşaat ve enerji gibi alanlarda, Suriye’ye adım attıklarını gördük. Mutabakat zabıtları imzalandı ancak iş yapmaya geçilemedi. Bu gidişle Suriye bir “mutabakat zaptı” ekonomisi olacak. İmza var, para yok; niyet var, icraat yok.
Körfez ülkeleri kendi derdinde Suriye’ye yardım edemiyor
İstikrar, iş yapmak için gerekli ama yeterli değil. İş yapmak için devletin iş yapanların önünü açması lazım. Bu ne anlama geliyor? Modern kanunlar, kurallar koymak, bunları uygulayacak devlet kapasitesi oluşturmak, son olarak da yeni işler ve bunlar için gerekli altyapının finansmanına önayak olmak demek. Suriye gibi savaşlarda yıkılmış, fakirleşmiş devletler bu işleri tek başlarına yapmıyorlar. Onlara yardım eden Dünya Bankası, Avrupa Kalkınma ve İmar Bankası (EBRD) ve Asya Altyapı ve Yatırım Bankası (AIIB) gibi uluslararası kuruluşlar var. Dünya Bankası’nın şu ana kadar Suriye’ye finansman taahhüdü 146 milyon dolar. Savaş sonrası yeniden inşanın tahmini maliyeti en az 250 milyar dolar. Suriye EBRD ya da AIIB’ye henüz üye olamadı. Ben Şam’dayken en büyük finansman ümidi Körfez ülkelerindendi. İran savaşı nedeniyle bu ülkeler de bir süre Suriye’ye yardım edemeyecek gibi duruyor. Bunun ilk nedeni kendi dertleriyle meşgul olmaları. İkinci neden, Körfez’deki devlet fonlarının bir süre yıkılan altyapıyı inşaya odaklanacak olmaları.
Bu kurumların belki de finansmandan daha önemli katkısı teknik yardım. Dünyada daha önce savaşta yıkılan ülkelerin nasıl imar edileceğini, mültecilerin yurtlarına nasıl entegre edileceğini, yatırım iklimini geliştirmek için nasıl reformların yapılması gerektiğini iyi kötü biliyorlar. Mesela Suriye’nin acil ihtiyaçlarından biri olan FATF Gri Listesi’nden çıkabilmesi için ne yapması lazım diye sorsanız, bu kurumlar söylüyor. Bir reform planı Dünya Bankası’ndan geldiğinde politik kredibilitesi yüksek oluyor, daha kolay uygulanıyor. Yani bir dış çıpa oluyor. Ne yazık ki Suriye’ye henüz teknik yardım da yok.
Ağustos’ta en olumlu bulduğum durumlardan biri Sayın Şara’nın, ABD’nin Irak’ta Baas kadrolarını bürokrasiden kovarak düştüğü hataya düşmeyip eski rejimin orta ve alt düzey kadrolarını koruması olmuştu. Böylece devlet işlemeye devam etti. Ancak aşağıda kalan bu bürokrasinin hantal bir Sovyet bürokrasisi olduğunu unutmamak lazım.
Resmin toplamından reform değil atalet çıkıyor
Kabinedeki bakanların bir kısmı diasporadan çok nitelikli isimlerden seçilmişti. Şam’da Merkez Bankası Guvernörü Sayın Abdülkadir Husnieh ve Ekonomi-Sanayi Bakanı Sayın Muhammed Nidal ile görüşmüş ve etkilenmiştim. Ancak sistem dönmeyince bakanların tek başına reform yapması mümkün değil. İdlib’den gelen ekipler ise hevesli olmakla beraber, ekonomi politikaları ve kamu yönetimi hakkında tecrübeleri tabii ki sınırlı. Sayın Şara, kamu yönetiminin yolsuzluklardan ari olması için çok önemli adımlar attı (bu mesele Afganistan’ın çökmesinin sebeplerinden biriydi). Mesela hem kamu görevi alıp hem de yanda kendi işimi yapayım diyemiyorsunuz. Derseniz -Şara’nın kardeşine de olduğu gibi- görevinizi koruyamıyorsunuz. Ancak bu resmin toplamından “reform” çıkmıyor. Atalet çıkıyor. İstikrar, zayıf kurumlar ve dışarıdan gelecek çıpanın yokluğu Suriye’yi yavaş yavaş felce götürebilir.
İnsan, beklentileri hızla evrilen bir varlık. Bir sene önce yeni kavuştukları istikrara şükreden insanlar, bir sene sonra daha fazlasını isteyecektir. Bir de göçmenlerin geri dönüş meselesi var. Eğer ekonomide dinamizm sağlanmazsa, dönenler mutsuz olacak, belki yeniden ülkeyi terk edecek. Eğer dönenlere yönelik konut ve altyapı hızla inşa edilmezse kiralar yükselecek, kalanlar daha da mutsuz olacak.
Suriye’nin istikrarı için bugüne kadar Türkiye dahil herkes doğal olarak güvenliği önceliklendirdi. Artık reform da önceliklendirilmeli. Yoksa güvenliği korumak da güçleşebilir. 2025’te sağlanan momentumu kaybetmemek lazım.