Avrupa’nın, öncelikle dijital alandaki kural koyma çabaları Trump duvarına çarptı. Yeşil teknolojilerdeyse Avrupa’nın her yaptığının Çin’e fayda sağladığı ortada.
Elitlerimiz, Körfez’e, Londra’ya ve diğer Avrupa şehirlerine taşınıyor. Bu eğilim, Türkiye için büyük bir risk. Elitlerini kaybeden bir ülke iktisaden başarılı olamaz.
Bana göre 2025 senesi, 1945’ten sonra inşa edilen kurallara dayalı liberal küresel düzenin sona erdiği sene olarak tarihe geçecek. Benden önceki kuşaktan kanaat önderleri yaşananları “bu da geçer” diye okuyor. Fakat ben, profesyonel hayatım boyunca eski düzene dönülebileceğini düşünmüyorum. O yüzden mesele nostalji değil, yeni düzenin esaslarını anlamak. Bunun için gelin 2025 yılında yaşananlara bakalım. 2026 tahminlerimi ise gelecek hafta yazacağım.
2025 senesi, 1945’ten sonra inşa edilen kurallara dayalı liberal küresel düzenin sona erdiği sene olarak tarihe geçecek. Benden önceki kuşaktan kanaat önderleri yaşananları “bu da geçer” diye okuyor. Ben kendi profesyonel hayatım boyunca eski düzene dönülebileceğini düşünmüyorum. O yüzden mesele nostalji değil, yeni düzenin esaslarını anlamak. Bunun için gelin 2025 yılında yaşananlara bakalım. 2026 tahminlerimi ise gelecek hafta yazacağım.
ABD’de gelir dağılımı aşırı bozulmuş durumda
2025’in en önemli olayı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Amerika’nın altın çağı başlamıştır” diyerek göreve gelmesiydi. Trump’ın derdi, ABD’nin sahip olduğu küresel hegemonyadan faydalanarak kendi ülkesine menfaat sağlamak. Bunun için sahip olduğu araçlar neler? Birincisi, doların her şeye rağmen rezerv para konumuna sahip olması. O yüzden Trump stabilkoinleri destekleyen kanunlar çıkarıyor. İkincisi, dijital ekonominin uygulama dükkanlarına veri merkezlerine uzanan koskoca bir ilişkiler ağında Amerikan şirketlerinin. Çin’e karşı çip ambargolarının altında yatan neden bu. Üçüncüsü, üniversitelerden sinemalara uzanan kültürel hegemonya, Amerikan şirketlerine karşı kurallar çıkaran bürokratların ABD vizelerini iptal ederek yaptırım uygulamayı mümkün kılıyor. Ancak ABD’de gelir dağılımı aşırı bozulmuş ve siyasi kutuplaşma zirveye ulaşmış durumda. ABD’nin elindeki araçlar güç kaybederken küresel hegemonyasının sistemi ne kadar istikrarlı tutabileceği ise soru işareti.
Bu resimde Çin, ABD’ye karşı, uzun vadeli kurumsal yönetimin getirdiği istikrar ve bu vizyonla ortaya çıkan ölçek ve maliyet avantajlarına sahip. 2025’te Çin’in çıkardığı Deepseek büyük dil modeli, trilyon dolarlık Amerikan şirketlerinin modellerine nazaran daha az işlemciyle neredeyse denk sonuçlar vererek “Halkın ChatGPT’si” oldu. Böylelikle çiplere erişimde sıkıntıya rağmen Çin, yapay zekâ yarışına ortak olabileceğini gösterdi. Bir diğer yandan da Çin, yeşil teknoloji alanında uzun vadeli ucuz kamu finansmanı ile yaptığı aşırı kapasiteli yatırımlarla sanayide rekabeti altüst etti. Dünyada Çin’i anlayabilen ve makul bir cevap geliştirebilen ülke pek yok. Birçokları, “Acaba Çin’in “açık kodlu” kalkınma modelini taklit edebilir miyiz?” diye bakıyor. Fakat Çin’in modeli, kurallara dayalı liberal küresel düzenden farklı bir model. Bu modelde toplum bireyden önce geliyor ve bir ülke diğer bir ülkenin değerlerine karışmıyor.
Avrupa’da ise işler biraz karışık. Yıllardan beri hem dijital dünyada hem de iklim değişikliğiyle mücadelede küresel kuralları şekillendirme gücüyle temayüz etse de Avrupa’nın, 2025’te, her iki alanda da o kadar güçlü olmadığı ortaya çıktı. Öncelikle dijital alandaki kural koyma çabaları Trump duvarına çarptı. Yeşil teknolojilerdeyse Avrupa’nın her yaptığının Çin’e fayda sağladığı ortada. Öte yandan Avrupa’da orta sınıf, iklim değişikliğiyle mücadeleyi finanse etmek yerine kendi geçim derdine düşmüş vaziyette. Biriken nefret, göçmenleri hedef haline getiriyor. Avrupa ya dünyanın en yaşlı nüfusunun son günlerini keyifle yaşadığı bir “müze” olacak ya da göçmenlere kapısını açık tutup “Avrupalı” olmaktan vazgeçecek. Bu kadar gerginliğin Brüksel’den yönetilebilmesi bana pek gerçekçi gelmiyor. Önümüzdeki yıllarda farklı tercihleri olan üye ülkeler kendi yollarını çizebilir.
Türkiye bu resimde nerede? Karışıklık dönemleri bizim gibi aktörler için her zaman fırsattır. Bugünkü en önemli fırsat, Trump yönetiminin Amerikan hegemonyasını ABD’ye zahmet vermeden devam ettirme içgüdüsünden faydalanmaktır. Ortadoğu, Afrika ve Avrasya’da bu rolü oynayabilecek, bir şeyler üretme ya da inşa etme kapasitesine sahip bizim gibi çevik bir ülke yok.
Fakat Batı kamuoyuna ve Avrupa’da siyaseti şekillendiren yapılara kendimizi anlatmakta zayıf kalıyoruz. 2025’te Brüksel ile ilişkimizin AB mevzuatlarını kopyalamaktan ibaret olmadığını, aksine Türkiye için stratejik otonominin ne kadar önemli olduğunu anladık. Bunu Avrupalılara da anlatmamız lazım.
Kamu kurumlarımızın kapasitesini korumalı ve artırmalıyız
Elitlerimiz, Körfez’e, Londra’ya ve diğer Avrupa şehirlerine taşınıyor. Bu eğilim, Türkiye için büyük bir risk. Elitlerini kaybeden bir ülke iktisaden başarılı olamaz. Ama doğru politikalar ve güvenle bu diaspora ağımızı avantaja da çevirebiliriz. Zira kuralların çöktüğü dünyada ilişki ağları geleceğin belirleyicisi olacak. Hindistan gibi diasporasını avantaja çeviren bir ülke ya da Venezuela gibi diasporasından kopmuş bir ülke de olabiliriz. Tüm bunları yapabilmek için kamu kurumlarımızın kapasitesini korumalı ve artırmalıyız. 2026 senesinde toplumsal kutuplaşmanın azaldığı, güvenin arttığı, fırsatların paraya döndüğü bir sene olmasını diliyorum!
Not: Geçen seneki tahminlerimin üçünden biri tutmuş. Değerlendirmesini e-posta bültenim Global İşler+’ın bugünkü sayısında okuyabilirsiniz (www.globalisler.com).