Sağlık hizmeti satmakla mobilya satmak arasında şöyle bir fark var: Hastalar yerel doktorların yönlendirmesiyle hareket ediyor. Dolayısıyla Hintli doktorlarla Afrikalı doktorlar arasındaki ilişkiler ne kadar iyiyse o kadar çok hasta Hindistan’a yönlendiriliyor.
İnsan bazı şeyleri ancak Türkiye’ye dışarıdan bakınca görebiliyor: İnsanımızın en önemli özellikleri arasında kıvraklık, cesaret ve çeviklik var. Bugün size Afrika ülkelerindeki çeşitli pazarlara açılması için danışmanlık hizmeti verdiğimiz bir hastane zincirinden bahsedeceğim.
Medical Point, İzmir merkezli bir hastane zinciri. Bu kuruluşun temsilcilerini, son altı ayda dokuz Afrika ülkesine götürüp bu ülkelerin sağlık bakanlıkları, sigorta şirketleri ve başlıca sağlık kurumlarıyla tanıştırdık. Neredeyse hepsiyle anlaşmalar imzaladılar. Anlaşma sağladıkları ülkelerden hastaları getirip Türkiye’de tedavi ediyorlar. İnsanın aklına bu iş fikri nereden gelir? İşte bahsettiğim Türk kıvraklığı burada. Meğer Afrika ülkelerinde hastaların yurt dışına tedaviye gönderilmesi normal bir şeymiş ve Afrika ülkeleri bu iş için yılda 10 milyar dolara yakın para harcıyormuş. Diyelim ki bir Afrika ülkesinde beliniz ağrıyor. Genelde bel fıtığı teşhisiniz o ülkede konabiliyor, ama eğer ameliyat olmanız gerekiyorsa bu işi yapabilecek doktor yok. Çünkü bel fıtığı ameliyatını yapabilecek yetkinlikteki doktorlar “Neden Afrika’da yaşayayım, gider Fransa’da doktorluk yaparım” diyor. Aslında, Afrika’daki devletler kendi sağlık sistemlerine yatırım yapıp doktorlarını mutlu etmeyi başarsalar bu hizmetlere kendi evlerinde ulaşabilecekler. Fakat bu sistemi kuramadıkları için bütçelerini her sene yurt dışına hasta göndermeye harcıyorlar. Zaten Afrikalı ülkeleri yöneten liderler en ufak bir tedavi için özel jetleriyle Avrupa’ya gidebildikleri için bu durumdan pek de şikâyet eden de yok; alan memnun, satan memnun!
Afrikalıların tedavi için en çok gittikleri ülke Hindistan
Afrika’daki 10 milyar dolarlık fırsatı bizden önce görenler de olmuş. Bugünlerde Afrikalıların tedavi için en çok gittikleri ülke Hindistan. Hindistan’da devlet bu iş için özel bir altyapı kurmuş. Her bir hasta için Hintli doktorlar hem hastayla hem de daha önemlisi hastanın oradaki doktoruyla online görüşme yapabiliyor; tıbbi görüntülemeleri ve tahlilleri uzaktan inceleyebiliyor. Hastanın ne zaman tedaviye gideceği kararlaştırılınca da internet üzerinden özel “tıbbi vize” alınıyor. Hasta taburcu olduktan sonra da Hindistan’daki doktoru tarafından takibi sağlanıyor.
Sağlık hizmeti satmakla mobilya satmak arasında şöyle bir fark var: Hastalar yerel doktorların yönlendirmesiyle hareket ediyor. Dolayısıyla Hintli doktorlarla Afrikalı doktorlar arasındaki ilişkiler ne kadar iyiyse o kadar çok hasta Hindistan’a yönlendiriliyor. O yüzden mesela Hindistan doktorlar arası online görüşme sistemi de kurmuş. Ancak bunun ötesine geçmek lazım: Mesela, ilişki kurmanın en iyi yollarından biri de Afrikalı öğrencilere ülkenizdeki tıp fakültelerinde eğitim vermek. Ayrıca, sigorta sistemlerini entegre etmek lazım ki masraflar karşılanabilsin. Tabii, bir de tedaviye gelenlerin ailelerine iki üç hafta kalacak yer bulmalı. Mesela ülkenizde Airbnb’ye izin veriliyorsa bu işler daha kolay oluyor.
Dünyanın farklı yerlerinde, özellikle gelişmiş ülkelerde yaşayanlar bilir. Türkiye’deki sağlık sistemi birçok yerden daha iyi. Ülkemizde bu sağlık hizmetlerinin hemen hepsi çok daha rekabetçi fiyatlarla, en az aynı kalitede ve çok geniş bir uzmanlık yelpazesinde verilebiliyor. Doktorlarımız -mecburi hizmet sağ olsun- hem az gelişmiş ülke koşullarına alışıklar hem de Batı’daki meslektaşları ile benzer eğitim seviyesine ve yeteneklere sahipler. Birçok hasta için Hindistan’dan daha cazip olduğumuz ortada. Malum Türk Hava Yolları da dünyada 350’den fazla destinasyona uçuyor; bunların 50’si Afrika’da. Yani hastaları getirmek de kolay. Zaten Medical Point de bu pazarı görmüş.
Dünyada en iyi saç eken ve saç kesen milletiz!
Türkiye’de bugüne kadar bu konu sağlık “turizmi” başlığında ele alındı. Geçen sene 3 milyar dolara yakın sağlık “turizmi” geliri elde etmişiz. Bunun yaklaşık yarısı saç ektirmeden geliyor. Dünyada en iyi saç eken ve saç kesen millet olduğumuza kuşku yok! Diş tedavisinde de iyiyiz. Ancak dikkat ederseniz, bunlar nitelik açısından “turistik” hizmetler; yani tedavi ve takip süreçlerinin nispeten kısa olduğu, uzun soluklu kurumsal ilişkilerin tesisine gerek olmayan işlemler. Ancak yakında dünyada saç ekebileceğimiz kimse kalmayınca(!) onkoloji, ortopedi gibi daha ciddi tıbbi sorunlara da eğilmemiz gerekecek. O zaman “turizm” kafasından çıkıp “sistem entegrasyonu” kafasına girmemiz gerekecek. Sistem entegrasyonu, yukarıda anlattığım doktor ve eğitim ağları, sigorta ve vize entegrasyonları demek.
Geçen hafta Apple’ın aslında hiç telefon fabrikası olmamasına rağmen üretim süreçlerini küresel ölçekte yönetebilecek sistemleri kurduğu için dünyanın en başarılı şirketlerinden biri olduğunu yazmıştım. Bu yaklaşımı sadece imalat sanayii için değil, tüm hizmet ihracı işlerinde de uygulamamız gerek. Türkiye Inc. olarak tasarlanabilecek bir sistem etrafında, sektörel politikalarımızı dış politikamızla entegre şekilde yapılandırmalı ve hizmet sağlayıcılarımızın bu sistemle uyumlu hareket etmesine fırsat sağlamalıyız. Türk girişimcilerinin kıvraklığı ve çevikliği ulusal bir sistem içinde daha anlamlı olacaktır.