2026, kurallara dayalı dünya düzeninin yerini güçlünün yasasına bıraktığı, jeopolitik bir şok dalgasıyla başladı. Trump yönetiminin, Kanada’dan Arjantin’e uzanan devasa bir petrol imparatorluğu kurmaya çalışması, ABD’ye görülmemiş bir ekonomik kaldıraç sağlayabilir. Enerjide dışa bağımlı bir aktör olan Türkiye için bu durum, enerji maliyetlerinin artık serbest piyasadan ziyade Washington’ın kararlarına endeksli hâle gelmesi anlamına geliyor.
Siyasetin bu kadar fizikselleştiği ve hammaddenin yeniden en stratejik silaha dönüştüğü bir konjonktürde, sanal beklentiler bir gerçeklik duvarına çarpıyor. Teknoloji devlerinin ivme kaybetmesi, yatırımcıların metallere ve sağlık sektörüne yönelmesi, yeni bir yatırım döngüsü başlatabilir. Avrupa’nın bu yeni dalgada stratejik bir kale hâline gelme potansiyeli, kıtanın endüstriyel motoru Almanya’dan gelen güncel verilerle daha da belirginleşiyor. Bu durum, Avrupa’nın tedarik zinciri güvenliğinde en kritik partnerlerinden birisi olan Türkiye’ye yeni bir pencere açabilir.
Dünyadaki dönüşümün bizim için kalıcı bir hikâyeye evrilmesi, dış pazarlardaki canlanmanın ötesinde, içerideki kurumsal sağlamlıkla ilintilidir. Türkiye’nin küresel direnci, her şeyden önce hukuki öngörülebilirlik ve makroekonomik istikrarla iç yapısını sarsılmaz kılmasına bağlıdır. Bunu yüksek teknoloji ve jeopolitik derinlikle harmanlamak, ülkeyi bir geçiş koridoru olmanın ötesine taşıyarak belirsizliklerin ortasında güvenli bir yer yapacaktır.