İdeolojilere teslim olmayan, mekânı merkeze alan, iktisadı ahlaki bir sorumluluk alanı olarak ele alan genç bir akademisyenin, Türkiye için mümkün gördüğü başka bir iktisadi tahayyül…
Aklımı bir inanca, bir ideolojiye ya da başka bir şeye emanet etmeden; saha gözlemlerinin bana söyledikleriyle anladıklarımı tanımlamaya, çözümler üretmeye koca bir ömür verdim. Yaşadığım coğrafyanın sorunlarını derinliğine anlayarak, oradan türetilebilen çözümlere ulaşma ilkesini benimsedim. Kendime biçtiğim değerlerle ve benimsediğim kimlikle örtüştüğü için Doç. Dr. Özge Öner’in çalışmalarını ilgiyle, özenle ve büyük bir dikkatle okudum.
uluslararası eleklerin üstünde
Özge Öner’in iktisadi gelişme analizlerinin bize söylemek istediklerini bir cümle ile anlatabiliriz: Başka bir ülke mümkün!
Öner, bir subay ailesinin çocuğu. Batman’da 1986 yılında doğdu. Ankara’da büyüdü. Ankara Gazi Anadolu Lisesi’nden sonra İstanbul’da Marmara Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldı. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını İsveç’te Jönköping International Business School’da tamamladı.
Doktora sonrasında Stockholm’de Research Institute of Industrial Economics (IFN)’da araştırmacı olarak çalıştı. Daha sonra 2018’de Cambridge Üniversitesi’ne geçti. Bu ünlü üniversitede mekânsal iktisat alanında öğretim üyesidir. Sidney Sussex College’de Fellow ve Vice Master olarak görev yapmaktadır. Büyük yazı ustası Çetin Altan’ın deyimiyle “uluslararası eleklerin üstünde kalmayı başarmış” bir insanımızdır.
Oksijen gazetesinde düşüncelerini sürekli olarak paylaşan Özge Öner, çalışmalarını Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını / Türkiye’nin İktisadi ve Siyasi Ahvali başlığı altında derleyerek Doğan Kitap’tan yayımladı.
Özge Öner’in kitabını okuduğumda zihinsel dünyamın neler kazandığını paylaşalım:
mekân odaklı düşünmenin önemi
Birincisi, Özge Öner, aklını ideolojilere, inançlara, tabulara, önyargılara, yerleşik doğrulara, kör inançlara ve ezberlere emanet etmeyen; bağımsız düşünen, düşüncelerini de cömertçe paylaşan genç bir akademisyen. Bu yazının giriş bölümünde, kendi deneyimlerim sonucu ulaştığım saha odaklı düşünmenin yarattığı özgünlük arayışında yoldaş olduğumuz bir arkadaş. Kendi anlatımıyla, “kalabalıkların ritmine ayak uydurmak yerine kendi iç sesine kulak vermeyi, başkalarının adımına değil kendi temposuna göre ilerlemeyi” yeğleyen bir kamu entelektüeli.
Öner’in anlattıklarını alıcı bir ruhla izleyince, ekonominin doğasının evrensel reçetelerden çok bağlama, zamana ve mekâna duyarlı olduğunu anlayabiliyoruz. İktisadi düşüncenin hiçbir zaman yalnızca soyut teorilerin ürünü olmadığını, her zaman belirli bir çağın ve mekânın ihtiyaçlarına yaslandığını kavrıyoruz.
Öner’in çalışmaları sayesinde ekonomide ölçümlerin nasıl yapıldığı, standart hâline gelen yapay ölçülerin gücü elinde tutanlar tarafından nasıl kullanıldığı, mikro temelli özne anlatısından makro göstergelerin hâkimiyetine dayalı anlatımlara geçişin yarattığı “anlama boşluklarını” da kavrarız. Öner neyi dert ettiğini şöyle anlatır:
“Benim derdim, rakamların ardındaki hayatı; mekânın, kurumların ve toplumsal dokunun ekonomiye nasıl yön verdiğini anlamaktı. Bu da beni ister istemez coğrafyaya, şehirlere, bölgelere, gündelik hayatın iktisadına yöneltti.”
“Mekân, ekonominin hem zemini hem de zarfıdır,” der. Makro anlatımların kutsal şalları altında saklanan gerçeklikler konusunda da uyarır: “Şehirlerin dokusu, bölgelerin tarihsel mirası, göç yolları, altyapının niteliği ve hatta toprağın verimliliği ekonomik davranışları doğrudan şekillendirir.”
Mekân içindeki farklılıkları maskeleyen anlatım boşluklarının tuzaklarını aşarak iktisadı yaşamın öz gerçekliğine yaklaştırma gibi bir derdiniz varsa, Özge Öner’in kitabında yeterince araç bulabilirsiniz.
piyasanın görünmez eli ve planlama
Mekânda malları ve fikirleri bir araya getiren kurumsal form: Piyasa. Yazar, piyasayı sadece bir alışveriş alanı değil, uygarlığın seyrini belirleyen en önemli kurumlardan biri olarak tanımlar: “Piyasa, arz-talebin kesişme noktası değil, uygarlığın gelişmesini sağlayan bir etkileşim alanıdır,” der. Piyasanın; tarımsal fazlanın dağıtıldığı, rantın tahsil edildiği, farklı coğrafyaların birbirine bağlandığı bir yapı olduğu; dolayısıyla yalnızca iktisadi değil, toplumsal, kültürel ve siyasal bir fenomen olarak algılanması gerektiği kitabın temel temalarından biridir.
Piyasaların kökeninde üç damar vardır: Tarımsal fazlanın değiş-tokuşunu sağlayan yerel pazarlar; rantın tahsili; uluslararası ticaret. Özetle, piyasa sadece dağıtıcı değil, üretici bir mekanizmadır.
Piyasanın “görünmez eli” ile planlama arasındaki ilişki, piyasanın ürettiği bilgiye devletin ve siyasal otoritenin nasıl müdahil olduğuyla ilgilidir. Plan fikri, piyasaların dağınık bilgiyi koordine etme yeteneği ile devletin düzenleme ve yönlendirme iddiası üzerine kurgulanır. Tam da bugünlerde ülkemizde bütün ekonomik aktörlerin “kolektif güçle planlama yapılmalı, bir strateji temelinde kaynaklar yönlendirilmeli” çağrılarına uygun yanıtlar Özge Öner’in çalışmalarında yer alır.
Yazar, iktisadi yaşamda yerindelik, ölçülülük ve erdem konusunun kurumların kredisi olduğunu anlatır. Bir ekonomi politikasının; adalet testi, ölçülülük testi, tarafsız seyirci testi, erdem ve teşvik testlerinden geçmesi gerektiğini özenle vurgular.
Öner’e göre iktisat bir dogma değil, bir arayıştır. Makro göstergelerin parıltısına kapılmadan, rakamların ardındaki yaşamı aramak gerekir. İktisat her şeyden önce bağlamdır. İktisat aynı zamanda bir ahlak ve sorumluluk meselesidir.
güncelin yorumu
Buraya kadar özetlediğimiz bölüm, yazarın “mesleki sorumluluk” çerçevesinde “işiyle ilgili yaklaşımını” anlatır ve bana göre iyice anlaşılması, içselleştirilmesi gereken temel kısımdır. Kitabın ikinci bölümünde bu ülkenin çok temel sorunlarından biri olan “makro iktisadi fetiş”, daha sonraki bölümlerde ise “yönetilmeyen ekonomi” ve “after party siyaset” başlıkları altında iktisadın güncel yaşamda nasıl yaşandığına dair zengin analizler yer alır.
Felsefeci Nusret Hızır’ın “Felsefesiz iş yapılabilir mi? Elbette yapılır; ama tam, temiz ve doğru iş yapılamaz!” genellemesini anımsatmak isterim. Bu yazının sınırlarını çok aşan çözümlemeler kitabın bütününe yayılmış durumdadır.
İktisadi değerlendirmeler ve ekonomi yönetimiyle ilgili kim olursa olsun —ister siyasal irade mensubu,ister bürokraside karar verici ister iş yaşamında ya da sivil toplumda söz söyleme hakkı olduğunu düşünen biri Özge Öner’in kitabını okumalı, gerekçeli eleştirilerini de açıkça ortaya koymalıdır.
Bu ülkenin iyi yetişmiş entelektüellerinin eleştirilerini ciddiye almayanların, kendilerini ve ülke insanını ciddiye aldıklarını söylemeleri boş laftır. Özge Öner’in kitabında özellikle son bölümde yer alan “Olmayan Türkiye’den İktisadi Haberler” başlığını ciddiye alıp kendi konumunu netleştirmeyenlerin, sorumluluklarını yerine getirmediğini söyleyebilirim.
Birbirimizin eksiklerini tamamlamaz, yanlışlarını düzeltmez, emeğine saygı göstermezsek nasıl ilerleriz? En büyük sorumluluk da gücü elinde tutanlara düşer. Sorgulanma özgüveni olmadan, işlemeyen kurumlara dayalı; erdemli, adil ve merhametli bir yönetim olur mu? Olmaz diyenler, Özge Öner’in kitabını mutlaka okumalı; “övgüye kabız, sövgüye amil” bir tavır göstermeden eleştirilerini kamuoyuyla paylaşmalıdır.
Herkes Biliyor Geminin Su
Aldığını /
Türkiye’nin
İktisadi ve
Siyasi Ahvali,
Özge Öner
Editör:
Kemal Küçükgedik
Kapak Tasarımı:
Taylan Polat
Sayfa Uygulama:
Yeşim Ercan Aydın
Yayınevi:
Doğan Kitap
