Kurumların kamuoyunu düzenli bilgilendirerek, hata kültürü oluşturulması ve hata tekrarlama katsayısının düşürebilmesi için ilke, kural ve yasalarla belirlenen bağımsızlıklarının nasıl korunacağı seçim gündeminde sorgulanması gereken sorunlarımızdır.
Önceki yazıda “Oda ve borsa seçimlerinde ‘plan algısı’ sorgulanmalı” çağrısı yapıldı. Bu yazıda, yaklaşmakta olan oda ve borsa seçimlerini önceki seçimlerden “ayrıştıran” etkenleri tartışmayı sürdüreceğiz: “Kurumları sahiplenme sorumluluğu” üzerinde durmak istiyoruz,
Oda ve borsa seçimleri ülkemiz iş dünyası için çok önemli. Seçimlerinde sorgulayacağımız sorunlar, birikim yeteneğimizi koruyarak, uzun dönemli geleceğimizi güven altına alma ciddiyetimizin göstergesi olacak.
Değişen koşullara göre sorgulanmış varsayımlara dayalı bir zihni model oluşturulursa, hakikat ile siyaset arasındaki mesafe yönetilebilir hale gelir ve yaratılmak istenen sonuçlara daha hızlı ulaşılabilir.
Sorgulanması gerekenler
İş dünyası örgütlerindeki seçimlerin gündemini, daha önceki gündemlerden ayrıştıran yönleri analiz ederek içselleştirmeli. Bizim bakış açımıza göre, oda ve borsalarda görev almak isteyenlerde, en azından aşağıda sıralanan sorunlara ilişkin ilgi, bilgi, fikir ve proje stoku olmalı:
- Piyasa sistemi boşlukları ile planla disiplini dengeleri,
- İşleyen kurumlara sahip çıkmanın yol ve yöntemleri,
- Teşvik sistemlerinin yapıları ve işlevleri,
- Rekabet algısındaki değişmeleri ve alternatif yapılanmaları,
- İşbirlikleri ihtiyaçlarını ve dayanıklı tedarik zinciri oluşturulması koşullarını,
- OSB’lerin yeni koşullara uyum sağlamasının yol ve yöntemleri,
- Veri oluşturma, olgunlaştırma ve işleme politikaları,
- Öngörme ve önlem alma disipliniyle ilgili algıları,
- Yüzleşme özgüvenine dayalı gözetim ve denetim mekanizmaları gibi...
Piyasa sistemi boşlukları ve plan disiplini neden sorgulamamız gerektiğini 23 Nisan 2026 günü tartışmaya açtık. Bu yazımızda da “işleyen kurumlara sahip çıkmanın yol ve yöntemleri” konusunda neler yapılması gerektiğine ilişkin düşündüklerimizi paylaşalım:
Faydalı bilginin genişlemesi
Ekonomik büyümenin değişen koşulları üzerinde çalışma yapanlar, yaratıcı yenilik birikimi, yaratıcı yeniliği teşvik eden kurumlar, yeni rekabet yapılarına uyum, mekanik yeterlilik gibi dört temel ilke üzerinde duruyor. Bu yazıda oda ve borsa seçimlerinde sorumluluk üstlenmek isteyenlerin “kurumlara sahip çıkmanın yol ve yöntemleri” hakkındaki görüşlerini sorgulamanın önemi üzerinde duralım.
Birçok ekonomist “ kurumları ekonomik büyümenin temel itici gücü” olarak ele alır. Uzmanlar, kaynakları değerlendirirken kurumların etkin ve verimli olabilmesi için “akışların hızlandırılmasını, barış ortamının yaratılmasını, özgür tartışma ikliminin oluşturulmasını ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasını” gerek şart olarak vurgular. Bu tezi yetersiz bulanlar da vardır; onların iddiası da, önerilen büyüme modelinin, “sert bir şekilde azalan getiriler sınırlaması nedeniyle kararlılıkla sürdürülebilir büyümeyi destekleyemez,” anlayışı üzerine kurulur.
Joel Mokyr, sermaye birikiminin tek başına sürdürebilir büyümeyi sağlayamayacağını, bunun ancak faydalı bilginin genişlemesiyle mümkün olabileceğini savunur. Sermaye birikimi ve faydalı bilginin de engelsiz bir yol izleyemediği uyarısını yapar; olası engellerle ilgili uyarılarını sıralar: Kurumların yaratıcı yıkımı nasıl destekledikleri açık bir şekilde tanımlanmış mıdır? Kurumların etkili olabilmesi için serbest piyasa ve düşük düzeyde düzenlemelerin yapıldığı ortam mı gerektirir? Rekabetçi firmaların deney yapma özgürlüklerine sahip oldukları, “farklı düşünme yapılarının” sadece tolere edilmesiyle yetinmeden ayrıca teşvik edilmeleri bağlamında mı gelişirler? Mazzucato’nun ileri sürdüğü gibi, yenilikçi firmaları ve projelerin devlet desteği ve kamusal finansman mı gereklidir? Otoriter devletlerin yaratıcı yenilikleri sürdürebilmeleri mümkün müdür?
Kurumlar ve kültürel zemin
Kurumların başarısında “kültürel zemin” önemli bir belirleyicidir. İnandıklarımız, bildiklerimiz ve düşündüklerimizden oluşan kültürel zeninin, kurumların uygun düzenleme yapmalarını teşvik etmeli. Gelenek oluşturulmalı. Bu bağlamda, kurumların kalkınma ve refahın artırılmasındaki rolüne inanıyorsak; onların güçlerini aşındırıcı, gelişmeye uygun kapasite yaratmalarını engelleyici tutum ve davranışlara karşı tavır geliştirmeli.
Kapsayıcı kurumların eşit haklar yaratması, fırsat eşitliğinin önünü açması, çalışırsam kazanırım düşüncesini pekiştirmesi, kazandıklarımı dilediğime devrederim inancını güçlendirmesi, hukuk sisteminin ihtilafları zamanında ve adil çözüme ulaştıracağına “güven yaratılması” da anlamlı olacaktır. Fikri ve sınai mülkiyet, patent hakları ve diğer kurumlar, gelişmeyi besleyen kapasitelerin yaratılmasında belirleyici güçleri oluşturur. Kurumlara güveninin artması, kurumların da ilke ve kurallardan taviz vermeyen güçte olmaları sürdürebilir büyümenin önemli bileşenlerinden biri. Kurumlar kendilerine olan güveni ehliyetli kadrolarıyla besleyebilir; dışardan gelen yıpratıcı saldırılar karşısında iş dünyası örgütlerinin sesi yükselirse aşırı pragmatist ve popülist eğilimlerin zararları en düşük maliyetle savuşturmaya katkı yapabilir. Kurumların “rasyonel otorite” olmaları güçlendirilirse, artan karmaşa ve belirsizliklerin çaresizliğe dönüşmesi engellenebilir. İş dünyası örgütleri tanımlanan çerçevede seçim sürecini yönetirse, geleceği inşa etmede ciddi bir ilerleme kaydedilebilir.
Kurumları güçlendirme ihtiyacı
Kurumların güçlendirilmesi ihtiyacını artıran çok sayıda gerekçe üretilebilir. Birkaç gerekçeyi özetleyerek tartışmaya zemin oluşturalım: Birincisi, veri temel üretim faktörü haline gelmiştir. Dünya genelindeki eğilimler baskın hale gelmeden yarattıkları fırsatlar oluşturdukları tehlikeler erken uyarı mekanizmalarıyla fark ederek alternatif strateji oluşturmamız verisiz mümkün değil. Bu açıdan, öncelikle, dünya genelindeki eğilimleri gözleyen, izleyen ve değerlendirerek paylaşan kurumlar varsa güçlendirilmeli, yoksa ivedilikle yeniden oluşturulmalı. İkincisi, kurumların ilke, kural ve yasalardan oluşan görev alanlarında güncel siyasetin etkilerini en düşük düzeye indirecek sivil inisiyatif-kurum etkileşimini güçlendirecek yol ve yöntemler üzerinde uzlaşma sağlanmalı. Üçüncüsü, gerçek ihtiyaçları ve ihtiyaç önceliklerini belirleyecek dinamik envanterler için veri derleyen ve işleyen kurumların bağımsızlıklarına sahip çıkmalı. Dördüncüsü, kurumların kamuoyunu düzenli bilgilendirmeleri geleneği oluşturulmalı. Bu gelenek hata kültürü oluşturulması, hata tekrarlama katsayısının düşürülmesi için kurumları işlevsizleştiren eğilimlere direnecek toplumsal uzlaşıyı sağlamalı. Beşincisi de, kurumlar aracılığıyla sürdürebilir yaratıcı yenilik, açıklık ve hesap verebilirlik, sorgulama özgüveni, akıl yürütme disiplini ve bilinmezlerle yüzleşme cesaretinde kurumların dayanıklılığı artırılmalı. Yetmez, kurumlarla ilgili yararlı bilgiyi derinleştiren yapılar oluşturulmalı.
Oda ve borsa seçimlerinde göreve talip olanlar, önce kendi kurumlarını, sonra bağlantılı diğer kurumları nasıl savunacağını zihinlerinde netleştirmemişse çözüme katkı yapmaları zor. Görev almak isteyenlerin başlıklar halinde aktardığımız konularda ne bildiğini anlamadan oy vermek bilinçli ve sorumlu yurttaşlığı ciddiye almamaktır. Kurumlara nasıl sahiplenileceği konusunda düşünmemiş, fikir üretmemiş ve proje oluşturmamış olanların yaşanan büyük kırılmaların geçiş döneminde doğru yol ve yöntemler için rehber olmaları neredeyse imkansız.
Oda ve borsa seçimlerinde herkesin tavrını netleştirmesi gerekir. Aksı davranış, vasatlığa prim vermek olur ve anlamlı olmaz!