Askeri analistlere göre Suriye merkezi hükümeti ile SDG arasında varılan mutabakat, siyasal ve kurumsal düzlemde Kuzeydoğu Suriye’deki 10 yıllık fiili özerklik modelinin tedricen tasfiyesi anlamına gelmektedir.
Şu son 10 gün içinde yaşananları alt alta koyunca başlıktaki deyim kaçınılmaz oldu.
Bütün tartışmaların, toprak istemelerin, bağımsız devlete varan taleplerin geldiği nokta ABD’nin, IŞİD ile mücadelede sahadaki ortağı SDG ile Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan yeni Şam yönetimi arasında fiilî tercihini yapması ile son buldu.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin aylardır herkese ve her şeye rağmen ısrarla vurguladığı “Suriye’deki Kürt yapılanmalarının ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine destek vermesi önerisini/talebini duymamazlığa gelenler şimdi Washington’un, Suriye ordusunun askerî ilerleyişini durdurmadığı ve SDG’nin siyasal kazanımlarını garanti altına almadığı bir tabloyla yüzleşmek durumunda kaldılar.
Bu arada SDG’nin Öcalan’ın 27 Şubat’taki çağrısına muhalif hareket ettiğini söyleyen Bahçeli, Şam yönetiminin SDG’ye yönelik yürüttüğü operasyonlara ilişkin, “Şam’ın güvenliği Ankara’nın güvenliğidir” değerlendirmesini de yapmıştı. Şimdi ABD dış politikasında çok sık karşılaştığımız bir durumu yeniden yaşıyoruz: Değişen stratejik hedefler doğrultusunda yerel ortakları geride bırakmak.
Nitekim aylardır satır aralarında verilen mesaj dün ABD Büyükelçisi tarafından açıkça söylendi, “DEAŞ’la mücadelede artık ana ortağımız YPG değil” dendi.
Barrack’ın bu çok önemli açıklamasının tam metni şöyle:
“Suriye’de Kürtler için şu anda en büyük fırsat, başkan Ahmed Şara liderliğindeki yeni hükümetçe yürütülen Esad sonrası geçiş sürecinde yatıyor. Yurttaşlık hakları, kültürel güvenceler ve siyasi katılım eşliğinde birleşik bir Suriye devletine tam entegrasyona giden bir yol var. Birçok Kürt’ün devletsizlik, dil kısıtlamaları ve sistemsel ayrımcılığa tabi tutulduğu Beşar Esad rejiminde yukarıda sayılanların hiçbiri söz konusu bile değildi.
ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri varlığının gerekçesi IŞİD’le mücadelede güç birliğiydi. Kürtlerin öncülük ettiği SDG, 2019’a kadar IŞİD’in halifeliğini yenilgiye uğratmada en etkili ortağımızdı. Binlerce IŞİD mensubu ve aile bireyini yakalayıp Hol ve Şaddadi gibi hapishanelerde ve kamplarda tuttular. O dönemde iş birliği yapılabilecek işlevsel bir merkezi Suriye devleti yoktu. Esad rejimi zayıflamıştı, tartışmalıydı ve İran ve Rusya’yla ittifakı nedeniyle IŞİD’e karşı güvenilir bir ortak değildi.
Bugün durum köklü biçimde değişmiş durumda. Artık Suriye’de, 2025’in sonlarında -90’ıncı üye olarak- Küresel IŞİD’le Mücadele Küresel Koalisyonu’na katılmış, tanınan, yönünü Batı’ya ve ABD’yle terörle mücadelede iş birliğine çevirmiş merkezi bir hükümet var. Bu, ABD-SDG ortaklığının temelini da sarsıyor: SDG’nin IŞİD karşıtı başat güç rolü artık büyük ölçüde miadını doldurmuş bulunuyor. Çünkü Şam artık IŞİD hapishaneleri ve kamplarının denetimi dahil güvenlik yükümlülüklerini üstlenmeye hem istekli hem muktedir.
Son gelişmelerin işaret ettiği gibi ABD halihazırda etkin biçimde söz konusu geçiş sürecini ilerletmeye odaklanmıştır, SDG’nin rolünü uzatmaya değil.”
Sanki Büyükelçi’nin dedikleri yetmemiş gibi bir de Trump konuştu, “Onlara (SDG’ye) muazzam paralar ödendi. Petrol ve başka şeyler verdik. Bunu bizim için yaptıklarından daha fazla kendileri için yapıyorlardı” deyiverdi.
Toparlarsak…
Siyasi ve askeri analistlere göre Suriye merkezi hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında varılan mutabakat, siyasal ve kurumsal düzlemde Kuzeydoğu Suriye’deki 10 yıllık fiili özerklik modelinin tedricen tasfiyesi anlamına gelmektedir. Anlaşmanın en kritik unsuru, SDG’nin askerî ve güvenlik yapılarının kurumsal kimlikleriyle değil, personel düzeyinde ve “bireysel” olarak devlet aygıtına dâhil edilmesidir.
Son olarak…
Yine analistlere göre; gelinen noktada ortaya çıkan tablo, karşılıklı ödünlere dayalı dengeli bir uzlaşıdan ziyade; SDG açısından stratejik bir geri çekilme ve siyasal bir yenilgi olarak değerlendirilebilir. Bu durum, askeri alanın ötesinde, sembolik ve politik/ideolojik düzeyde de yapısal bir kırılmaya karşılık gelmektedir.
Bununla birlikte SDG’nin siyasal projesinin karakterini de köklü biçimde dönüştürmektedir. Bir dönem bölgesel bir aktör olarak konumlanan yapı, artık sert güç araçlarından yoksun, merkezi devlete eklemlenmiş bir “siyasal özne” statüsüne evrilmektedir.
Ek olarak…
Güvenlik bürokrasisine ve analistlere göre; yaşanan gelişmeler, Ankara açısından çok yönlü ve belirgin kazanımlara işaret etmektedir. Anlaşmada yer alan “PKK iltisaklı yabancı unsurların bölgeden çıkarılması” maddesi, Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği güvenlik kaygılarını doğrudan karşılamaktadır. Bu yönüyle metin, basit bir iç düzenlemenin ötesinde, örtük bir bölgesel denge uzlaşması niteliği taşımaktadır. Şam egemenliğini tesis ederken, Ankara sınır güvenliği açısından stratejik bir kazanım elde etmiştir.
Diğer yandan; anlaşılan ABD; İsrail ile yapısal bir düşmanlık üretmeyen ve İsrail karşıtlığını varoluşsal bir siyasal eksen olarak benimsemeyen bir Şam idaresi altında, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını kendi bölgesel çıkarlarıyla uyumlu görmeye başlamış gibi...
(*)Konuş konuş faydasız