BDDK Bankalar Yeminli Murakıplığı ve MASAK Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuş Dr. Ramazan Başak, bayram öncesinde sosyal medya hesabından peş peşe iki yorum yaptı.
Başak, önce şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sayın Özgür Özel’in açıkladığı; Sayın Akın Gürlek’in mal varlığına ilişkin yaşanan tartışmalar, kamuoyunda tam anlamı ile bir kafa karışıklığı yarattı.
Bu gayrimenkullerin edinilmesi öncesinde ve sonrasındaki kaydedilen parasal hareketler dikkate alınmadan, her iki tarafın açıkladığı ve anlık sonucu gösteren tapu ve webtapu görüntüleri üzerinden yorum yapılması yanıltıcı olacaktır. Yapılması gereken şudur:
Gerektiğinde herkes hakkında olduğu gibi savcılığın talebi üzerine MASAK bu süreci incelemeli ve ilgili parasal hareketleri, mal varlıklarını ve edinim biçimlerini içeren bilgileri ortaya koyarak, bir rapor hazırlamalıdır. Sonrasında da mevzuata uygun bir süreçte bu bilgiler kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
MASAK ve objektiflik konusunda itirazlar olabilir. Tüm bu bilgiler resmi kurumların ve bankaların sitemlerinden alınacağı için bu konuda bir problem olacağı düşünülmemektedir.”
Ardından bu değerlendirmeye ek yaptı:
“Anlık tapu ve webtapu görüntüleri üzerinden yorum yapılmasının yanıltıcı olabileceğini belirtmiş, gerçeklerin ancak MASAK incelemesi ile ortaya çıkabileceğini söylemiştim.
Sayın Akın Gürlek, iddiaların doğru olmadığını düşünüyorsanız, şahsınızla birlikte, Sayın Özel’in açıklamalarında adı geçen başta HK olmak üzere, MT, OD ve SB’nin de mal varlığı ve parasal hareketlerinin, 5549 sayılı Kanun ve TCK 282’inci maddesini de kapsayacak şekilde MASAK tarafından incelenmesini sağlayın. Ardından bunu da kamuoyuna ilan edin.
En geç bir ay içinde hazırlanacak bu raporla, varsa bir yalan beyan net olarak ortaya çıkacaktır. Sonrasında da gereğini yapın...”
Dr. Ramazan Başak’ın önerileri ne kadar dikkate alınır, olayın bundan sonraki safhalarında ne gibi gelişmeler olur bilinmez. Ancak, ne muhalefet tarafında ne iktidar tarafında konunun yeterince üzerine gidilmeyeceği kanısı hakim gibi. Çünkü iktidar kanadı iddiaları ciddiye almamak gibi bir tavır içinde, muhalefet kanadında ise bir genel başkanın iktidarın bütününü değil bir adalet bakanını hedefe koyarak konuyu neredeyse şahsi bir husumet haline dönüştürdüğü hissi hakim.
Neden böyle diyorum?
Çünkü Tuncer Şengöz Saraçhane mitinginden sonra sosyal medya üzerinden şu paylaşımı/saptamayı yaptı:
“Kısacık birkaç not:
1- Çekmeköy mitinginde de aynısını gözlemlemiştim: CHP örgütünün enerjisi Özel’in enerjisinin çok gerisinde. CHP örgütü, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu isimlerinin konforu ile hareket ediyor.
2- Mitinglere bireysel (örgütsüz) katılım çok fazla. Bu insanların tamamı kendi imkanları ile geliyor ve gidiyor. Kim nerede duracağını, ne yapacağını bilmiyor. İstanbul dışından gelenler vardı. Bu bireysel katılımı karşılayan yok, yol gösteren yok, yönlendiren yok.
3- CHP örgütleri kariyer planlaması yapan oportünist insanlarla dolu; siyasal bilinçleri ve kararlılıkları yok. Parti değiştirenlere şaşırmıyorum. İşler yolunda gitmezse, çoğunun parti değiştirmesi sürpriz olmaz.
4- Özgür Özel her mitingde “muhafazakar demokratlara”, “milliyetçi demokratlara”, “Kürt demokratlara” boşuna teşekkür ediyor. Son bir senede dördüncü mitinge katılıyorum, oraya bireysel olarak gelen az sayıda milliyetçi genç dışında Özel’in saydıklarından bir tekine bile rastlamadım.
5- Dün şunu düşündüm: Sosyalist solun örgütlülüğü, disiplini, kararlılığı olmasa dünkü miting fiyasko olabilirdi. Başta HKP olmak üzere, EMEP, TKP, SOL parti, TİP kitlesini almış gelmişti. O soğukta sonuna kadar oradaydılar. CHP ilçe örgütleri önlerde yer kapıp flama yükselterek kendilerini genel başkana göstermeye çalışırken, sosyalist partiler düzgün, düzenli, örgütlü eylem yapıyordu…”
Yeterince açık oldu mu bilmiyorum. Ama (yanılma payımızı göz ardı etmeden) kısaca yazarsak, muhalefetin yönetimi ile kitlesi arasında bir duygudaşlık/aynı söze aynı anlamı yüklemek/aynı hedefe yoğunlaşmak gibi bir durum sanki yok.
Hal böyle olunca…
Tarihi bir dönemeçte olan dünyanın neresinde duruyoruz / neresinde durmalıyız gibi hayati sorular muhalefetin gündeminden çıkıyor. Çıkınca da saha sadece iktidara kalıyor.
Misal, “Trump, tehdit ettiği gibi, yarın İran'ın enerji tesislerini vurur; İran'da söz verdiği gibi cehennemin kapılarını açarsa nerede duracağız”, sorusuna iktidarın öyle ya da böyle; beğenelim ya da beğenmeyelim bir yanıtı var.
Ya da PKK yöneticisi Duran Kalkan "Dananın kuyruğu Kıbrıs'ta kopacak. Bu savaşın merkezi Türkiye'dir” dediğinde; Türkiye Kıbrıs’a F16 konuşlandırdığında “ne oluyor?” diye soran bir muhalefet olmayınca alan iktidara kalıyor. Tam da bu nedenle bizim gibi sıradan vatandaşlar ne olduğunu öğrenme şansını yakalayamıyor.
Medyaya, izleyiciye kapalı İran özel oturumuna sadece “nöbetçi milletvekilleri” ile katılıp, Silivri’ye kamp kurunca evet belki vefa gösterilmiş olur fakat hem dünyanın hem Türkiye’nin nereye gittiği ıskalanır.