Biliyorum, aklımıza bile getirmek istemediğimiz bir soru bu.
Ne ki öyle manidar açıklamalar üst üste yapılıyor ki bu ve buna benzer sorular ister istemez insanın kafasına doluşuyor.
Önce genel tabloya bir bakalım isterseniz?
Verikaynağı sitesi geçtiğimiz günlerde ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşın ABD’ye 9 günlük maliyetinin 9,2 milyar doları geçtiği bilgisini paylaştı.
İsrailli anti siyonist gazeteci ve siyasi aktivist Alon Mizrahi ise X hesabından yaptığı paylaşımda, “Tarihe tanıklık ediyoruz. İran, herkesi şaşırtacak şekilde, Amerikan üslerini o kadar kapsamlı, o kadar geniş ölçekli ve o kadar kararlı bir şekilde yok ediyor ki dünya buna hazır değil.
İran, 4 gün içinde bölgedeki askeri hakimiyet alanını genişletmeyi başardı. İran, tüm dünyadaki en değerli ve pahalı askeri üsleri, mülkleri ve ekipmanları yerle bir etti” paylaşımını yaptı.

ABD tarafından garip açıklamalar peş peşe geliyor
Yine bölgedeki gelişmeleri yakından izleyen kaynaklar askeri durumun ABD açısından ciddi olumsuzluk içermesi nedeniyle yoğun bir sansür uygulandığını, bu savaşla ilgili hemen hemen tüm yeni bilgileri engellendiğini öne sürüyorlar ve kanıt olarak da 35 yıl önceki ilk Irak savaşını hatırlatıyorlar. O zamanlar akıllı bombalar ve kameralarla her gün dünya TV’lerinde gece çekimi görüntüleri gösterildiğini hatırlatıp, şimdi ise neredeyse hiç video görülmediğine işaret ediyorlar. Söylemeye çalıştıkları şey şu: “ABD saldırısının dördüncü gününde, güya İran savunmasını yarıp geçmişlerken, İran semalarında Amerikan hakimiyetine dair hiçbir işaret görülmüyorsa ortada başarı ya da zafer yoktur.”
Gerçekten de muhaliflerin tezlerini doğrularcasına ABD tarafından garip açıklamalar peş peşe geliyor. Bir bakıyorsunuz ABD askerlerinin İran’a çıkarma yapmasından bahsediyorlar. Bir bakmışsınız Körfezden ayrılan petrol tankerlerine askeri refakatçi göndermeyi teklif ediyorlar.
Bir bakıyorsunuz İran'ı işgal etmek için Kürt milisleri silahlandırma fikrini ortaya atıyorlar. Bir bakıyorsunuz Arap dünyasını topyekün İran’a savaş açmaya çağırıyorlar.
Bir bakıyorsunuz yeni bir İran yönetimi oluşturmaktan bahsediyorlar, bir bakıyorsunuz “rejimin teolojik niteliği bizi ilgilendirmez” diyorlar.
Anlaşıldığı kadarı ile ABD bitirme şansının olmadığı bir sürece girmiş durumda. O yüzden şimdi bir yandan savaşın yükünü ABD ile birlikte omuzlayacak aktörler aranıyor bir yandan da “zafer” kazanıldığı propagandası eşiliğinde geri çekilme hazırlıkları yapıyorlar. Nitekim Trump “Bence savaş neredeyse tamamlandı. Donanmaları yok, iletişimleri yok, hava kuvvetleri yok” açıklaması yaptı. ABD'nin, başlangıçta tahmin ettiği 4-5 haftalık zaman diliminin “çok ilerisinde” olduğunu da sözlerine ekledi.
Bu açıklamalar, değerlendirmeler ayyuka çıkmaya başladığı anda ne tesadüftür ki ABD Adana Konsolosluğunu boşaltma kararı alıyor, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesindeki tehlike düzeyini kendi vatandaşları için en yüksek 4. seviyeye yükseltiyor.
ABD’nin Amerikalılara yönelik bu güvenlik kararından saatler sonra İran’dan Türkiye’ye füze atılıyor, NATO tespit ediyor, yine Akdeniz’deki NATO unsurları füzeyi vuruyor ve parçalar Gaziantep’e düşüyor!
Türkiye’yi İran mı hedef alıyor yoksa İran’a karşı kışkırtmak isteyen ABD-İsrail mi? Bilinmez! Ama İran Dışişleri Bakan sözcüsü Bekayi: “Türkiye, Azerbaycan ve Kıbrıs’a biz saldırmadık. Bu saldırılar, İsrail tarafından bölgede karışıklık çıkarmak için gerçekleştiriliyor” açıklamasını yapıyor.
Halkbank davasındaki gelişmede zamanlama manidar bulunuyor
Türkiye, İran’a üst düzey ağızlardan çıkan cümlelerle ihtar çekiyor. Tam da bunlar olurken ne idüğü belirsiz hesaplardan “İran’dan sonra hedefte Türkiye var” yorumları, değerlendirmeleri etrafı sarıyor. Üstüne üstlük bir de Halkbank’ın İran altınları ile ilgi davasında ilginç gelişmeler olunca zamanlama manidar bulunup yorumlar gırla gidiyor: “ABD, İran’a olası askeri müdahalede Türkiye’nin tam desteğini istiyor ve bunda oldukça kararlı…”
Gerçekten ABD tarafından İran’a karadan bir harekat söz konusu olursa Türkiye’nin desteği şart olarak dayatılıyor mu?
Bir sıcak savaşa girme halinin iç siyaseti konsolide edeceği su götürmez bir gerçek. Ama sadece bunun için Türkiye İran savaşında fiili bir rol alır mı? Sanmam. Sadece ben değil Ankara’nın karar vericileri de Türkiye’nin pozisyonunu “yeterince tetikte, yeterince itidal içinde” diye özetliyorlar.