CHP’nin kendi iç işlerinin ötesinde seçmen nezdinde bir güven inşa etmek zorunluluğu yok mu? Eğer bu sorunun cevabı “evet” ise bir yaptığı diğerini, bir söylediği öncekini tutmayan mevcut yönetimin kendine çeki düzen vermesi gerekmez mi?
Adalet Bakanı’nın değişmesi ile muhalefet kanadında CHP davasına ilişkin yorumlar aldı başını gitti.
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in katıldığı ilk televizyon programında CHP’ye yönelik yaptığı açıklamada, siyasi partilerin kapatılmasının söz konusu olmadığını söylemesi diğer yandan da CHP’nin hesaplarında, il binasının alınmasında ve kurultay süreçleriyle ilgili bir usulsüzlük bulunduğunu belirtmesi tartışmaların büyümesine yol açtı.
“Kurultay süreçlerinde usulsüzlük bulduk” cümlesi doğal olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapacağı incelemenin sonucunda CHP’nin aldığı Hazine yardımının kesilip kesilmeyeceği konusunu gündeme getirdi.
Ben bu satırları yazarken CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38’inci Olağan Kurultayı’nda bazı delegelere para dağıtılarak Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet edildiği iddiasıyla başlayan davada yeni bir gelişme yaşandı.
TGRT Haber’de yer alan habere göre mahkeme heyetinin, hem davacı Lütfü Savaş’tan hem de davalı CHP’den delege listesini yeniden istemiş.
Hatırlayalım…
CHP’nin kurultay süreçlerine ilişkin altı farklı dava, bazı delegeler tarafından “usul hataları” gerekçesiyle açılmıştı. Davacılar, 38. Olağan Kurultay’da yapılan tüzük değişiklikleri ile 21. Olağanüstü Kurultay’daki delege işlemlerinin “mutlak butlan” niteliğinde olduğunu iddia etmişti.
CHP’nin 38. Olağan ve 21. Olağanüstü kurultaylarına ilişkin açılan “mutlak butlan” davasında 24 Ekim’de karar çıkmıştı. Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi “aktif husumet yokluğu” ve ”davanın konusuz kalması” gerekçeleriyle davayı reddetmişti.
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan “para karşılığı oy” şikayeti üzerine başlatılan ceza soruşturması da Ankara’ya devredilmişti. Ankara’da 26’ncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya bu ay içinde devam edilecek.
Bu gelişmelerle birlikte kimileri partinin bölünmeye kadar gidebileceğini öne süren yorumlar da yapmıyor değil.
Neler yaşanır şimdiden bilinmez. Hele Ankara’nın neredeyse saat başı değişen dengelerinde ne hesaplar yapılıp, bozulur hep beraber görürüz.
Ancak şimdiden görünen CHP’nin kendi iç işlerine yeniden yoğunlaşacağıdır.
Oysa siyaset kurumunun bütünü için çanlar çalıyor gibi görünüyor…
Açayım…
Prof. Özer Sencar, geçtiğimiz günlerde (X) hesabından, “Metropoll’ün Şubat 2026 araştırmasının önemli iki bulgusunu Özgür Bayram Soylu, Yeni Şafak gezetesindeki makalesinde çok gerçekçi ve cesurca yorumlamış. Kendisini hem kutluyor hem de teşekkür ediyorum” paylaşımı yaptı…
Özgür Bayram Soylu, “Bi’şey yapmalı” başlıklı yazısında şu saptamayı yapmış:
“Türkiye siyasetinin uzun süredir içine düştüğü tabloyu alternatifsizlik olarak nitelendirmek yüzyılın icadı olmayacaktır, ancak öyle bir yerdeyiz ki yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe. Karşımızdaki mesele basit bir “muhalefet zayıflığı” ya da “iktidar yorgunluğu” değil; daha derin, daha yapısal bir siyasal kilitlenme hâli. Metropoll Araştırma’nın Türkiye’nin Nabzı- Ocak 2026 verileri, bu kilitlenmeyi istatistiklerin soğuk diliyle ama son derece net biçimde ortaya koyuyor. Toplumun bir yanda mevcut düzenin sürdürülemez olduğu konusunda neredeyse mutabakata vardığı, diğer yanda ise bu düzenin yerine geçecek bir aktöre güvenmekten bilinçli biçimde imtina ettiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu, basit bir kararsızlık değil; kararlı bir güvensizlik hâli aslında.”
Aynı yazıda Soylu, şu değerlendirmeyi de yapıyor:
“Seçmen kitlesine “Muhalefet Türkiye’yi yönetmeye hazır mı?” sorusu yöneltildiğinde tablo tersine dönüyor. Toplumun %60,8’i bu soruya net biçimde “hayır” cevabını veriyor. “Evet” diyenler %37,4’te kalıyor; kararsızlık ise neredeyse yok. Yani seçmen şunu söylüyor:
“Bu iktidarla olmuyor ama yerine koyacak bir şey de göremiyorum.”
İşte Türkiye siyasetinin bugünkü kilidi tam olarak burada duruyor. Değişim isteği ile güven duygusu arasındaki mesafe artık bir uçurum değil, neredeyse bir kanyon. Seçmen değişim istiyor ama bu değişimin kontrolsüz, belirsiz ve riskli olmasından korkuyor…”
Tam da bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: Peki ama seçmen bu durumdaysa, CHP’nin kendi iç işlerinin ötesinde seçmen nezdinde bir güven inşa etmek zorunluluğu yok mu?
Eğer bu sorunun cevabı “evet” ise bir yaptığı diğerini, bir söylediği öncekini tutmayan mevcut yönetimin kendine çeki düzen vermesi gerekmez mi?