Bir yandan Suriye ve Türkiye üzerinde yeni bir petrol ve doğalgaz merkezlerinin oluşturulacağı; İran’ın Körfez’deki enerji altyapılarına olan saldırılarının Körfez’e alternatif arayışları gündeme getirdiği söyleniyor. Diğer taraftan BlackRock şirketinin Başkanı Türkiye dahil bölgede üst düzeyde görüşmeler yapıyor.
Bir yandan Türkiye’de kurulacağı söylenen yeni NATO üsleri tartışma konusu diğer yandan ABD-İsrail’in İran’da ayrılıkçı Kürt gruplarını isyana teşvik etmesi ve bunu gerçekleşmesi halinde Türkiye’nin sınır ötesi operasyona başlayacağını açıkça deklare etmesi…
Bir yanda NATO’nun dağılması tartışılıyor; diğer yanda kurulacak yeni dünyada Türkiye’nin rolü...
Kısacası Türkiye için de dünya için de tarihsel önemde bir dönemden geçiyoruz. Ne ki bu konular bizim gibi ölümlüler açısından yeterince anlaşılamıyor çünkü bilgimiz kısmen iktidar yetkililerinin yaptıkları açıklamalar ve kimi yorumcuların şahsi görüşleri ile sınırlı kalıyor.
Elimizdeki en somut veri geçtiğimiz günlerde Metropoll araştırma şirketinin yaptığı araştırma. O araştırmaya göre ahalinin yüzde 68,1’i İran/ABD-İsrail savaşında Türkiye “tarafsız kalmalı” derken, yüzde 22,6’sı İran’dan yana, yüzde 2,1’i ise Türkiye’nin ABD-İsrail’den yana durması gerektiğini söylemiş; gerisinin fikri yok.
Yine ahali, Türkiye’nin güvenliğinde NATO’nun önemi sorusuna “Önemli” diyenlerin toplamı yüzde 61, “Önemsiz” diyenlerin toplamı ise 27,6.
Bütün bu olup biten içinde “ne oluyor?”, “niye oluyor?”, “Türkiye ne yapmalı?” gibi soruları soracak, biz ölümlülerin daha fazla ve daha net bilgiye sahip olmasını sağlayacak muhalefet ise genel geçer açıklamalarla durumu kurtarmaya çalışıyor.
Ana muhalefet, belediye başkanlarını birinci gündem maddesi haline getirmiş, diğer muhalefet partileri ise yaklaşan seçimlerde hangi ittifakla kaç milletvekili çıkaracaklarının hesabı içinde.
Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da şöyle yazdı:
“Özgür Özel’in Bülent Arınç ziyareti ise bir başka sıkıntılı konu. Fazilet Partisi’nde yenilikçi hareket başlatıldığı zaman Arınç, Abdullah Gül ve Abdüllatif Şener, Deniz Baykal’ı ziyaret ederek parti içi demokratik mücadele deneyimlerinden yararlanmak istemişlerdi. Baykal, parti içi uzun bir mücadele vererek zor da olsa amacına ulaşmış Türkiye’deki tek siyasetçidir. Bu nedenle kapısının çalınması normaldir. Şimdi işler tersine dönmüş gibi.
Özel’in ‘Erdoğan ile düşman değiliz, risk alarak normalleşme başlattım, TBMM Genel Kurulu’nda ayağa kaldırdım partimi, yine yaparım ama’ diye başlayan açıklamasının nereye varacağını bildiği için önünü hemen kesmiş. CHP’nin derlenip toparlanması ve muhalefeti de derleyip toparlaması için de adres göstermiş. O adres ne İstanbul ne de külliye.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Erdoğan üzerinde en etkili olan isimlerin başında gelir. Muhtelif CHP heyeti ile görüşmelerinde, o da CHP’nin önemini hatırlatarak, kendi yaşadığı Saadet Partisi deneyiminden yola çıkarak ‘partilerin uzaktan yönetilmesinin mümkün olmadığını’ anlatmaya çalışmış. Özgür Özel’in meydanlarda ‘İstanbul’u bırak gel Ankara’da siyaset yap diyorlar’ yakınmasına neden olan görüşmeler acaba bunlar mı? Bunlarsa kapıyı çalanın hep CHP olması bir başka sıkıntıdır...”
Hal böyle olunca Türkiye’nin, bölgenin ve dünyanın tarihi kırılma anlarından birinde ama muhalefetin sürece liderlik edememesi gibi bir tablo ortaya çıkıyor. “Nereden çıkarıyorsun?” derseniz, yine Metropoll’ün Türkiye’nin Nabzı Ocak 2026 araştırmasından bir rakam vereyim:
“Muhalefet ülkeyi yönetmeye hazır mı?” sorusuna ahalinin yüzde 37,4’ü “evet” demiş, yüzde 60,8’i ise muhalefetin buna hazır olmadığı yanıtını vermiş...