Büyükanıt’ın hakkını yemeyelim. Onun ki basbayağı bir ültimatom metni idi ve gayet ağırbaşlı kelimeler seçmişti. CHP Genel Başkanı’nın dili ise felaket. Sanırım “başlar dumanlı olunca” dilin de ayarı kaçıyor...
Hatırlayacaksınız, 2007 cumhurbaşkanlığı seçimleri hayli gergin bir ortam yaratmıştı…
Yaşar Büyükanıt, 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde Genelkurmay Başkanı’ydı. İktidardaki AK Parti, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü aday göstermek istiyordu. Ancak kulislerde askerlerin, İslamcı gelenekten gelen, “eşi başörtülü” bir ismin Çankaya’ya çıkmasını istemediği söylentileri yayılıyordu.
Ancak AK Parti, Gül’de ısrarcı oldu ve TBMM’de 27 Nisan 2007’de cumhurbaşkanlığı seçimi için ilk tur oylama yapıldı. AK Parti’nin aday gösterdiği Abdullah Gül’e 361 oy çıktı.
CHP, cumhurbaşkanı seçilmek için TBMM üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunu oluşturan 367 oy alması gerektiğini belirterek, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru kararı aldı…
İşte tam o anda sonradan siyasi tarihe “e-muhtıra” olarak geçecek siyasi hayatımızdaki bir ilk daha yaşandı.
Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine gece 23:30’da konulan bildiri başta Ankara olmak üzere tüm ülkenin gündemini allak bullak etti.
Bildiride, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerinin aşındırılması için bitmez tükenmez gayret gösterildiği, hatta milli bayramlara alternatif kutlamalar yapıldığı” belirtiliyordu.
Yaşar Büyükanıt, yıllar sonra, 8 Kasım 2012’de TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nda metni bizzat kendisinin kaleme aldığını açıklarken, bunun bir muhtıra değil, “laiklik hassasiyetini ortaya koyan bir metin” olduğunu söyledi:
“Bu gerçekten benim kendi kalemimden çıkmış bir bildiridir. Ben yazdım. Bu bildirinin hazırlanmasında Genelkurmay Başkanı olarak kendi yetkimi kullandım. Bu bildirinin yayınlanacağından o zamanki kuvvet komutanlarına ve Jandarma Genel Komutanına - bugün hâlâ hayattadırlar - bilgi vermedim.”
Yıllar sonra yapılan bu açıklamaya rağmen 27 Şubat akşamı bildirinin kaleme alınması esnasında “kafaların hayli dumanlı” olduğu Ankara’da neredeyse herkesin mutabık olduğu ama yüksek sesle dile getirmediği bir gerçektir.
Dönelim bugüne…
Önceki gün CHP Genel Başkanı, partiden ayrılma kararı alan Keçiören Belediye Başkanı’na yine gecenin ilerleyen saatlerinde yazmış da yazmış…
Etrafa dağılan ekran görüntülerine göre; saat 23:00 sularında genel başkan, belediye başkanını aramaya başlamış… Normal hattan, whatsapp’tan, görüntülü, görüntüsüz onlarca arama. Ne ki başkan, genel başkanın hiç bir aramasını cevaplamamış… Herhalde bu duruma içerlemiş olacak ki Genel Başkan bu kez de klavyeye sarılmış. Tıpkı rahmetli Büyükanıt’ın yıllar önce yaptığı gibi… Tabii Büyükanıt’ın hakkını yemeyelim. Onun ki basbayağı bir ültimatom metni idi ve gayet ağırbaşlı kelimeler seçmişti. CHP Genel Başkanı’nın dili ise felaket. Sanırım “başlar dumanlı olunca” dilin de ayarı kaçıyor... “Köpek, yalaka, karaktersiz piç, seni doğuran ana senden utanır...” diye uzayıp gidiyor hakaretler… Fakat anladığım kadarı ile bu monolog, genel başkanın Savcı Sayan’ın bir X paylaşımını başkana gönderip, altına da “Başkanım şunu açığa düşürecek, şunu mahcup edecek, benim sana olan inancımı yenileyecek, güçlendirecek bir şey yap gözünü seveyim” notuyla başlıyor… Başkan, genel başkana yanıt vermiyor…
Sonrası felaket…
Fakat üslûp dışında bir konu var ki bana sorarsanız daha vahim. Gördüğüm kadarı ile şöyle bir cümlesi var Genel Başkan’ın; “Dürüst adamdır diye bana söylediğin çocuğu bile Parti Meclisi’ne koydum”…
Şimdi Genel Başkan’ın arkasında durmaya çalışan sosyal medya kahramanlarına sormak lazım, Beykoz, Şehit Kamil, Aksu, Göle de dahil bu belediye başkanlarını, bu PM üyelerini Kılıçdaroğlu mu seçti?