ABD yönetimi İran savaşında umduğunu bulamamış görünüyor. Başkan Donald Trump, İran’da da Venezuela gibi hızlı bir çözüm yaşanacağını bekliyordu, olmadı. “İran’da rejim değişikliği” diye yola çıkan ABD/İsrail ikilisi, savaşın 10. gününde bu amaca sadece hava saldırıları ile, kara gücü olmadan erişilemeyeceğini anlamış görünüyor.
Nitekim Trump yönetiminin ABD’de Kongre’deki senatörlere savaş hakkında verdikleri brifingden de bu sonuç çıktı.
Trump’ın başı dertte; demokratlar ikna olmadı, MAGA parçalandı
Demokrat Senatör Richard Blumenthal, Trump yönetiminin İran hakkında kendilerine verdiği gizli brifingin ardından yaptığı açıklamada, “Bu brifingden açıkçası memnuniyetsiz ve öfkeli bir şekilde çıktım; Senato’daki 15 yılım boyunca katıldığım hiçbir brifingden sonra böyle hissetmemiştim” dedi. İran savaşının ABD’ye maliyeti konusunda sorduğu hiçbir soruya yanıt alamadığını vurgulayan Blumenthal, “Beni en çok endişelendiren şey, İran’da kara kuvvetlerinin konuşlandırılması ihtimali nedeniyle Amerikan hayatlarının risk altına girmesi, yani oğullarımızın ve kızlarımızın sahaya gönderilmesi tehdidi” diye konuştu.
Yine Demokrat Partili Senatör Chris Murphy ise, brifingin “gizli” tutulmasının gerekçesinin, Trump yönetiminin İran savaşını kamuoyunda savunamaması olduğunu söyledi. Murphy, brifingde aldığı bilgileri şöyle özetledi:
- Savaşın amacı İran’ın nükleer silah programını yok etmek değilmiş. Bu bir sürpriz, çünkü Trump daha önce asıl amacın bu olduğunu defalarca söylemişti.
- Aynı zamanda İran rejiminin değişmesinin de amaçlardan biri olmadığını doğruladılar. Dolayısıyla Amerikan vergi mükelleflerinin yüzlerce milyar dolarını harcanacak, pek çok Amerikalı ölecek, sonuçta çok daha anti-Amerikan sert bir rejimin görev başında kalacak.
- O zaman amaç ne? Görünen füzeleri, gemileri ve dron fabrikalarını yok etmek. Peki siz bombardımanı kesince ne olacak? İran bunları yeniden üretmeye başlamayacak mı?
- Son olarak Hürmüz Boğazı konusunda da hiçbir planları olmadığı ortaya çıktı.”
Trump, en yakınlarını bile ikna edebilmiş değil
ABD’de kasımda yapılacak ara seçimler öncesinde Başkan Trump İran savaşı konusunda sadece rakip Demokratları değil, kendi partisinin tümünü bile ikna edebilmiş görünmüyor. En yakınındaki isim, Başkan Yardımcısı Vance bile İran savaşı başladığı andan itibaren hiç ortalarda görünmemeye başladı. Vance’ın sessizliği o kadar dikkat çekti ki, gazeteciler Trump’a “bir görüş ayrılığı olup olmadığını” sordular. Trump’ın Vance hakkındaki “O biraz farklı felsefeye sahip, daha az heyecanlı” sözleri, İran savaşı konusunda kendi yakın çevresinin bile tam desteğini alamadığını ortaya koyar nitelikteydi.
Kongre’deki gizli brifingin ardından Senatörlerin yaptıkları açıklamalar Washington yönetiminin acilen bir “kara gücü” bulmaya çalıştığını gösteriyor. Peki eğer Amerikan askerleri olmayacaksa, kim olabilir bu “kara gücü” ?
ABD’den Türkiye’ye jest üzerine jest; neden acaba?
Türkiye, İran savaşının başlamasıyla birlikte ABD’de Trump yönetiminin “gözdesi” haline gelmiş durumda.
- İran’dan ateşlendiği izlenimi veren, ancak Tahran yönetiminin tümüyle reddettiği iki füze Türkiye topraklarına düşmeden önce Amerikan gemileri tarafından etkisiz hale getirildi.
- Türkiye’nin olası yeni füze saldırılarına karşı korunması için NATO, Malatya’ya Patriot füzesi konuşlandırdı. Patriot’ları NATO’nun hangi ülkesine ait olduğu açıklanmadı. Ancak Ankara kulislerine Malatya’daki Patriot’ların Amerikan envanterinden olduğu bilgisi sızdı.
- ABD’de yılan hikayesine dönen ve AK Parti hükümetini çok sıkıştıran Halkbank davasında uzlaşma yoluna gidildi. Halkbank ile ABD Adalet Bakanlığı “ertelenmiş kovuşturma anlaşması” (deferred prosecution agreement) üzerinde uzlaştı. Amerikan hukukunda yer alan “ertelenmiş kovuşturma anlaşması”, savcılığın davayı tamamen düşürmeden belirli bir süre askıya alması anlamına geliyor. Bu süre içinde soruşturmaya tabi kurumun para cezası ödemesi, bazı reformlar yapması veya belirlenen şartlara uyması bekleniyor. Şartların yerine getirilmesi halinde dava düşebiliyor. Halkbank tarafından yapılan açıklamada Amerikan tarafının şartları arasında herhangi bir adli ya da para cezası olmadığı vurgulandı. Anlaşma şartları içinde Halkbank’ın bağımsız bir uzman tarafından denetlenmesi, İran’la benzer parasal ilişkilere girmeme taahhüdünde bulunması gibi teknik unsurlar var.
Ancak işin bir de “siyasi/diplomatik” şartlar kısmı var elbette; Belli ki ABD yönetimi Türkiye’den “başka beklentiler” peşinde.
Bu beklentiler arasında Gazze meselesinde Hamas’ın kendini feshetmeye ikna edilmesi de olabilir, Türkiye’nin İran savaşında “tarafsızlığını sonlandırması” da. Başkan Trump’ın gel-gitli yönetim anlayışı düşünüldüğünde, Ankara’dan Halkbank meselesinin kapatılması karşısında beklenen “bedelin” ne olabileceğini hesaplamak oldukça zor.
Türkiye’nin savaşa girmesi İsrail için ‘zafer’ senaryosu
İran savaşı, on yıllardır Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Arap ülkelerinin ABD yönetiminin umurunda bile olmadığını gösterdi. Trump yönetimi savaş için bölgeye getirdiği iki uçak gemisinden birini İran’a saldırı için kullanırken, diğerini İsrail’in güvenliğini sağlaması için Hayfa açıklarına konuşlandırdı. “Açıkta kalan” Arap ülkelerini İran saldırılarından devasa paraları kurtaramadı. Kaldı ki Araplar, çatışma ortamında bu paranın kaynağını, kuyularını, rafinerilerini, petrol/doğalgaz ticaret yollarını bile kaybetmekle karşı karşıya kaldılar.
Türkiye, Arap ülkelerinin durumuna düşmemek için çok dikkatli olması gereken bir dönemden geçiyor.
Şunu hiç unutmamak gerekiyor:
İsrail-ABD açısından Ortadoğu’da “hayal senaryo” Türkiye ile İran’ın çatışmaya girmesidir. Kendisine “rakip” olarak gördüğü iki ülkenin birbirini hem ekonomik, hem de askeri olarak yıpratması, İsrail’in -elbette ABD’nin de desteğiyle- Ortadoğu’nun hakim gücü olmasının önünü açar.
Tahran kaybeder, Ankara kaybeder, İsrail ve ABD kazanır...
İran’ın yeni lideri nerede?
İran Uzmanlar Meclisi, 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırısında öldürülen Ali Hamaney’in yerine dinî liderlik görevine 56 yaşındaki oğlu Mücteba Hamaney’in getirildiğini açıkladı.
Ancak oğul Hamaney’in göreve başlamasının üzerinden günler geçmesine rağmen kamuoyu önüne hiç çıkmaması dikkat çekici. Mücteba Hamaney’in akıbeti konusunda “komplo teorileri” de havada uçuşuyor; Hamaney’in aslında babasıyla aynı saldırıda öldüğü, İran’ın başka bir dini lider seçtiği, ancak İsrail/ABD saldırılarından korumak için ismini gizli tuttuğu en çok konuşulan senaryolar arasında.
İran yönetimi eski dini Lider Ali Hamaney’in ölmeden önce, ölümünü öngörerek verdiği talimatlar çerçevesinde “otomatik pilotta” yönetildiği de rağbet gören senaryolardan biri. İran yeni dini liderinin hiç görünmemesi, sesinin soluğunun çıkmaması, İran savaşında yakın vadede ateşkes şansını da baltalar noktada. “Savaşı bitirecek ateşkes şartlarını kim belirleyecek? Ateşkes talimatını kim verecek?” soruları, hem İran, hem de tüm dünya açısından, şimdilik ufukta yanıtı görünmeyen, en can alıcı sorular.