Zorbalar iktidardan düştükçe, kurulmuş “küresel zorbalık ağının” da zarar gördüğü bir gerçek. ABD Başkan Yardımcısı Vance bunun için Macaristan’a kadar gidip seçim haftasında Orban lehine kampanya yaptı.
Uluslararası ilişkiler tarihi aynı zamanda “trendler” tarihidir; İkinci Dünya savaşı sonrasında kurulan liberal küresel düzenin bizzat kurucu ve kollayıcısı olan ABD eliyle yıkılması için adımlar atılırken, ülkelerdeki genel trend de “agresif yönetime” evrilmeye başlamıştı son zamanlarda. Bu kimi zaman kendi yurttaşlarına karşı “agresif” adımlar, kimi zaman komşu ülkelere, halklara karşı saldırganlık, kimi zaman da tüm dünyaya karşı “zorbalık” olarak kendini gösterdi.
Macaristan’da “agresif yönetimin” sonu
Viktor Orban’ın 16 yıl Başbakan olarak yönettiği Macaristan bunun en görünen örneklerinden biriydi; Orban ülkeyi “bizden ve bizden olmayan” diye ikiye ayırarak, “bizden” dediklerini kayırıp, diğerlerini ekonomik ve sosyal olarak dışlayarak yönetti yıllarca ülkesini.
Orban’ın ilk savaş açtığı bağımsız medya oldu; Vergi memurları ile medya patronları zorbalanarak, ya piyasadan çekilmeleri ya da kendinlerine “çeki düzen vermeleri” sağlandı.
Ardından muhalefet partileri geldi; Önce küçük partilerle “işbirlikleri ve ittifaklar” kuran Orban, bunları teker teker yutarak, kendi partisi içinde eritti. Yutamadığı muhalif partileri seçim yasasında yaptığı değişikliklerle etkisizleştirdi.
Üniversitelerden gelecek eleştirilerin önüne bütçe kısıtlamalarını koydu; Destekçi olan üniversite yönetimleri devlet destekleriyle palazlandırılırken, diğerlerinin sesi bütçe kesintileri ile kısılmaya çalışıldı.
Destekçilerini de hep ödüllendirdi Orban; “ulusal girişimciler yaratma” vaadiyle ihaleler eşe dosta, kendisine siyaseten yakın duranlara dağıtıldı. Damadı, akrabaları devlet eliyle ihya edilirken, siyaseten karşı duranlar dışlandı.
İşi ailelerin iç işleyişine, kadınların kendi bedenleri üzerindeki seçimlerine karışmaya kadar getirdi, bunu da hep muğlak “değerler” üzerinden, “biz-bizden” dediği değerleri topluma empoze etmeye kalkarak yaptı. Ta ki, 16’ıncı yılın sonuna kadar.
İsrail’in Ortadoğu zorbalığı
Macaristan’da Orban kendi halkının üzerine çıkara göre değişen “değerlerini” boca edip, Avrupa Birliği’ni dağılmanın eşiğine getirirken, İsrail’deki Netanyahu yönetimi ise Ortadoğu’yu “zorbaladı” yıllarca; Gazze’deki Filistinliler Netanyahu ve ekibinin soykırıma varan operasyonlarıyla nasibini aldı bu zorbalıktan. Şimdi sıra Batı Şeria’ya gelmiş görünüyor. İsrail’deki ırkçı hükümet bir yandan Yahudi yerleşimciler eliyle yürütülen zorbalıkla Batı Şeria’daki Filistin mal-mülklerine çökmeye, diğer yandan en ufak bir itiraz geliştiren Filistinlileri dışlayarak, hapse atarak, hatta “idam cezasıyla” korkutup sindirmeye çalışıyor. Lübnan’da Hizbullah’ı, Yemen’de Husileri, Irak’ta Haşd-i Şabi güçlerini, yanına yine “zorbalık eğilimi güçlü” ABD Başkanı Trump’ı da alarak elimine etmeye çalışıyor Netanyahu. İran operasyonunu başlatanın da, daha o dönemde İsviçre’de devam eden ABD-İran barış görüşmeleri bitmeden Tahran’ı bombalayan İsrail olduğu da malum.
Şimdilerde de Trump-Netanyahu ikilisi Lübnan’a el atmış görünüyor; Lübnan ve İsrail arasında kurulduğu söylenen “barış masasının” arabuluculuğunu bizzat tehdidin mimarlarından ABD’nin üstleneceğinin açıklanması, akıl ve mantıkla alay etmenin küresel düzeye çıkarılmasının yeni bir örneği sadece. ABD baskısıyla Lübnan masaya oturtturulup, “arabulucu” olarak da yine ABD, Lübnan’ın karşısına koyuluyor. Kötü bir şaka gibi yaşananlar.
Zorbalığa “doyma noktası” yakın gibi
Ancak ülkesel, bölgesel ya da küresel düzeydeki bu zorbalık eğiliminin “doyma noktasının” da yakın olduğuna ilişkin işaretler var. Macaristan’da Orban yönetiminin seçimi, üstelik ezici bir farkla kaybetmesi bunun ilk örneği olacak gibi.
Üstelik “zorbalar” iktidardan düştükçe, kurulmuş “küresel zorbalık ağının” da zarar gördüğü bir gerçek; ABD Başkan Yardımcısı Vance bunun için Macaristan’a kadar gidip seçim haftasında Orban lehine kampanya yaptı.
Orban iktidardan gidince, “zorbalık kardeşliğinin” Ortadoğu’daki ucu İsrail’in de zarar göreceği kesin gibi; Herkesin beklentisi AB içindeki İsrail’e karşı yaptırım kararlarının engellenemeyecek, Ukrayna’da destek eğiliminin güçlenecek olması yönünde.
Üstelik İsrail, küresel bazdaki en büyük destekçilerinden birini kaybedince, zorbalığa karşı duracakların sayısının artma ihtimali de işin cabası; İtalya Başbakanı Meloni ilk örnek oldu mesela. İsrail ile İtalya arasındaki savunma anlaşmalarının otomatik yenilenme işlemini askıya aldıklarını duyurdu.
Yakın tarihteki kendi milletinin zorbalıklarının utancı nedeniyle İsrail’in her yaptığını görmezden gelen Almanya’da bile “yeter” deme eğilimi baş gösterdi. Almanya Şansölyesi Merz, İsrail’i kamuoyu önünde uyarıp, “Netanyahu ile yaptığım telefon görüşmesinde şunu açıkça belirttim: Batı Şeria'nın fiili ilhakı söz konusu olmamalı" dedi.
İspanya, İrlanda ve Lüksemburg gibi Avrupa ülkeleri zaten İsrail’in Gazze operasyonlarına başından itibaren tepki göstermeye başlamışlardı. Ortadoğu’da ise Trump/Netanyahu ikilisinin “mirası” olacak İbrahim anlaşmaları sistemi yıkılma noktasına kadar geldi. İsrail’in yanında kala kala Birleşik Arap Emirlikleri’nin taşeronluğu kaldı.
Kasım seçimleri Trump’ın ipini çeker mi?
ABD Başkanı Trump’ın önünde ise Kasım’da yapılacak ara seçimler var ve mensubu olduğu Cumhuriyetçi parti kamuoyu yoklamalarına göre hiç iyi gitmiyor. Trump açısından daha kötü haber ise, bizzat Cumhuriyetçiler’in de kendisinin arkasında bir bütün olarak durmuyor olmaları.
İran’a saldırganlık konusunda birlikte yönetime seçildiği Başkan Yardımcısı Vance ile yaşanan görüş ayrılıklarını da aşabilmiş değil Trump. İran’la müzakerelere bizzat Vance’ın gönderilmesi de bundan aslında; iki tarafın müzakere pozisyonlarının adeta birleştirilemez olduğu bir savaşın “barışını” yapmak üzere Vance’ın Pakistan’daki müzakerelere gönderilmesi, Trump’ın “ABD değil, İranlılar uzlaşmıyor, Vance da kendi gözleriyle görsün” yaklaşımının sonucu gibi duruyor.
Üstelik sadece Başkan Yardımcısı olmayacak gibi “batan gemiyi” terk etmeye çalışan. Bizzat Trump’ın ikinci kez Başkan seçildikten sonra atadığı üst düzey bürokratlar zehir zemberek açıklamalarla istifa ediyor, generaller görevden alınıyor, Trump’a bir dönem övgülere doyamayan gazeteciler saf değiştiriyor ABD’de.
İran’a saldırganlığı “meşru ve haklı” bulan Amerikalıların sayısı giderek düşerken, Trump ve ekibi de kamuoyu yoklamalarında boğuluyor gibi.
Eğer gidişat kamuoyu yoklamalarının gösterdiği yönde ilerlerse, Trump Başkanlık görevindeki son iki yılında “topal ördek” olmakla karşı karşıya kalabilir. Demokratların çoğunluğuna geçecek Amerikan Kongresi açacağı İran savaşından, Epstein davasına, Başkanlık yetkilerini kötüye kullanmaya kadar varabilecek soruşturmalarla Trump’ı -azlettiremeseler bile- çalışamaz hale getirebilirler.
Macaristan’da Orban’ın seçim kaybetmesi de, Trump’ın siyasi hayatının gidişatı da, kendi vatandaşlarına ya da komşu ülkelere karşı zorbalığa başvurmaktan çekinmeyen ülke liderlerine örnek olmalı. Zorbalığın, siyasi muhalifleri hapse atıp, medyayı baskılamanın, barışçı sokak gösterilerini engelleyip, hukuku kendisine karşı olanlara silah gibi kullanmanın da bir doyma noktası var.
Zorbalık ne kadar uzun sürer ve ağır olursa, bunu yapanın gidişi de o kadar acıklı oluyor.
Trump’ın küresel düzeyde “nizam verme” çabası
Orban’ın kendi ülkesi ve AB içinde, İsrail’in içinde bulunduğu Ortadoğu coğrafyasındaki zorbalığı, küresel düzeyde ise ABD’nin mevcut yönetimi eliyle küresel plana taşınmış durumda. Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’nun derdest edilmesi, İran’da rejim değiştirmek için tüm ülkeyi yıkmayı, hatta bizzat Trump’ın sözleriyle “bir medeniyeti yok etmeyi” amaçlayan saldırganlık, Grönland’da hak iddia etmek, tehditlerle Panama kanalının kontrolünü ele geçirmek, gümrük vergilerini kullanarak ülkeleri “nizama sokmaya çalışmak”, mevcut Amerikan yönetiminin birbiri adına attığı zorbalık adımları. Trump ve ekibi iktidarda olduğu sürece daha nelerin sırada olduğunu kimse tahmin bile edemiyor artık.
