ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.
ABD ile İran arasında son anda sağlanan iki haftalık ateşkes tüm dünyaya derin bir nefes aldırdı. Ancak Pakistan arabuluculuğunda sağlanan ateşkes, pek çok kırılganlığı da beraberinde getiriyor. En büyük sorun, savaşın iki tarafının, İran ve ABD’nin aynı metni farklı yorumlayıp, karşılıklı “zafer” hikayeleri çıkartmaları. Ateşkesin ömrü, tarafların aynı metin üzerinde gerçekten uzlaşıp uzlaşmamalarına bağlı olacak.
“Altın vuruş”tan 90 dakika önce gelen ateşkes
ABD Başkanı Donald Trump’ın, daha önce “bu gece bir medeniyet geri dönülmez biçimde ölecek” tehdidiyle verdiği sürenin dolmasına yaklaşık 1,5 saat kala askeri operasyon planlarını iki hafta askıya alması, bu krizin askeri olduğu kadar siyasi bir zamanlama savaşı olduğunu da gösterdi.
Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Trump’ın şahsen güvendiği, Beyaz Saray’da bizzat ağırladığı Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ikilisinin devreye girmesiyle gelen ara formül, Hürmüz Boğazı’nın “tam, derhal ve güvenli şekilde açılması” şartına bağlandı. Tahran ise buna, saldırıların durması halinde ateşkes ve geçiş güvenliği sözüyle yanıt verdi.
İki başkent, iki zafer masalı
Ateşkesin en kritik yönü, metnin kendisinden çok, hem İran hem de ABD tarafından kendi iç kamuoylarına nasıl satıldığı üzerinde düğümleniyor.
ABD’de Trump yönetimi kendi kamuoyuna “İran’da askeri hedeflerin hemen hemen tümü vuruldu, Tahran’daki Molla rejimi Hürmüz Boğazı’nı açmak zorunda kaldı” diye anlatıyor durumu. ABD’nin “zafer hikayesinde” doğruluk payı da yok değil.
ABD ve İsrail’in bir ayı aşkın süredir İran’a karşı yürüttükleri ağır saldırılar sonucunda;
- İran’ın silah üretim ve kimya kapasitesinin büyük kısmı devre dışı bırakıldı;
- İran hava savunma ağı ciddi yara aldı;
- İran’da başta Dini Lider Hamaney olmak üzere, bürokratik kadrolarda, özellikle de Devrim Muhafızları komutanları ve istihbarat teşkilatı üst düzey yönetiminde kritik kayıplar var.
- Bombardımanlarla İran’ın petrol ihracatının büyük bölümünün yapıldığı Hark adası ve ülkedeki lojistik zincir çok ağır darbe aldı.
İran’ın bu büyük hasarı kısa zamanda telafi etmesi zor.
İran’ın “zafer” söylemi ise direniş odaklı; Tahran kendi sunduğu 10 maddelik planın Washington tarafından “barış görüşmelerine temel olarak kabul edilmesini” kendi kamuoyuna “her şeyi kabul ettiler” diye sunuyor. Molla rejimi “zafer hikayesinde” şu başlıkları öne çıkarıyor;
- ABD ve İsrail’den hem İran’a, hem de Ortadoğu’daki (Hizbullah, Husiler, Irak’taki Haşd-i Şabi gibi) saldırmazlık garantisi;
- İran’ın uranyum zenginleştirme programına dokunulmaması;
- İran’a yönelik tüm birincil ve ikincil Amerikan yaptırımlarının kaldırılması;
- İran’ın ülke dışında el konulmuş varlıklarının geri verilmesi.
Hürmüz’de geçiş serbestisinden “gişe sistemine” dönüş mü?
Tahran yönetiminin kendi kamuoyuna anlattığı “zafer hikayesindeki” büyük pay, Hürmüz Boğazı’na ayrılmış durumda. Ateşkese ilişkin uluslararası basında çıkan uzlaşma haberlerine göre, savaş öncesinde arabuluculuğa soyunan ancak başarısız olan Umman ile İran, ateşkes süresince ve sonrasında boğaz geçişlerinden ortaklaşa bir “güvenlik” mekanizması oluşturacaklar.
Savaş öncesinde ticaret gemileri için geçişin serbest olduğu Hürmüz Boğazı’ndan, bundan böyle İran gemi başına “güvenlik” adı altında ücret alacak. Hürmüz’ün savaş öncesi geçiş kapasitesine dönmesi halinde İran’ın buradan elde edebileceği yıllık gelirin 90 milyar Dolara varabileceği hesaplanıyor. Yani tüm dünya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını kutlarken. İran yönetimi küresel enerji ticaretinde kalıcı bir “geçiş rantı” modeli inşa ediyor.
Yeni oluşmakta olan bu sistem sadece petrol fiyatlarını değil, deniz ticaret hukukunu ve sigorta maliyetlerini de yeniden şekillendirmeye aday.
Daha da ilerisi, dünyadaki deniz ticaret yollarındaki boğazlarda kontrol rekabetini de körükleyecek bir sistem bu; İlgili/ilgisiz tüm ülkelerin dar deniz geçişlerini “rant alanı” olarak görüp, “gişe” haline getirmek için kontrol sevdasına düşmesi an meselesi artık. Bu da zaten gergin olan dünya için, daha fazla potansiyel çatışma alanı anlamına geliyor.
İsrail’den ateşkese gönülsüz kabul
İran’a saldırıların faillerinden İsrail ise oldukça “gönülsüz” şekilde kabul etti ateşkesi. Uzlaşmaya göre, sadece İran’a yönelik saldırıların değil, Lübnan’da halen sürmekte olan İsrail askeri operasyonlarının da durması gerekiyor.
İsrail’in ABD’de bir daha “Trump gibi bir Başkan” bulup, Ortadoğu’daki çıkarları için taşeronluğu Washington’a yaptırması zor. Ülkesinde yaklaşan genel seçimler öncesinde İsrail Başbakanı Netenyahu’nun bir “bahane” bulup, Washington’daki etkili Yahudi Lobisini de harekete geçirerek ateşkesi bozup bozmayacağı meçhul. Çünkü İsrailli politikacılar farkında; Mevcut ateşkes, İran’da Molla rejimini devam ettirecek bir barışa evrilirse, Ortadoğu’da yakın ve orta gelecekte dengelerin İsrail aleyhine döneceği çok açık.
Sadece İsrail değil, Körfez Arapları da pek memnun değil ateşkes metninden; İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün bir şekilde meşrulaştırılması, Arapları petrollerini satmak için başka yollar aramaya itecek gibi duruyor.
Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran’a karşı savaşa resmen dahil olmasından sonra, Tahran’daki Molla rejiminin devam ettiği bir barıştan memnun olmayacağı aşikar. Biraz solukların soluklanmaz, İran’ın gözünü BAE’ye ve Körfez’e dikmesi büyük ihtimal gibi görünüyor.
Mevcut ateşkes metni tarafsız gözle okunduğunda ise ortaya çıkan gerçek şu; Bundan en büyük kazancı en uzaktaki ülkelerden olan Çin sağlayacak gibi. İran’ın Hürmüz geçişlerine “güvenlik” adı altında koyacağı ücret, eğer Amerikan doları cinsinden alınmazsa, Dolar’ın küresel etkin para birimi olarak hakimiyeti tehlikeye girer. Bundan en çok Çin karlı çıkar.
Hürmüz’ün -Venezuela ve Panama Kanalı gibi- ABD hakimiyetine geçmemesinin, Pekin’in müttefiki olan İran’da kalmasından en büyük çıkarı sağlayacak ülkenin de orta/uzun vadede Çin olacağı açık.
Pakistan’daki barış görüşmeleri zorlu geçecek
Gerek savaşan tarafların ortaklaşılan metni farklı yorumlamaları, gerekse İsrail ve Körfez Arapların İran tedirginliğinin sona erdirilmemesi nedeniyle Pakistan’da yapılacak barış görüşmelerinin çok zorlu geçeceği kesin gibi.
Taraflar masaya aynı anlaşmayla değil, iki farklı siyasi gerçeklikle oturacaklar; ABD yönetimi “askeri baskımız sonuç verdi” söylemine tutunurken, İran da “Hürmüz’ün kontrolü resmen bize geçti” diye yorumluyor varılan uzlaşma metnini.
Dolayısıyla savaşın her iki tarafı açısından da kırılganlık masada değil, iç politikada;
- İran’a neden saldırıldığı konusunda kendi iç kamuoyunu ikna edememiş durumdaki Trump yönetiminin, şimdi ateşkesi de, ardından gelecek kalıcı barış şartlarını da Amerikalı seçmenlere anlatması güç. Üstelik ABD’de Kasım’da ara seçimler var ve Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçiler kamuoyu yoklamalarında oldukça zorda.
- İran’da ise savaş, sevilmiyor ve desteklenmiyor olsa da, halkın Molla rejimi etrafında birleşmesini sağladı. Ancak savaşın getirdiği yıkımın ve buna bağlı ekonomik zorlukların rejim etrafında birleşme duygusunu hızlıca sarsma ihtimali büyük. Mollalar’ın ateşkesle birlikte içeride de muhaliflere karşı daha sert önlemlere başvurmaları da beklentiler dahilinde. İran’ın da orta vadede protestolar, bunların sert önlemlerle bastırılması, daha geniş protestolar ve daha sert önlemler sarmalına girmesi mümkün.
Böyle bir ortamdan nasıl bir barış doğabileceği ise meçhul...
