Artan fiyatları bir kötülük kaynağı olarak değil, bir bilgi kaynağı olarak görmeliyiz. Fiyatların kendisine müdahale etmek, bu değerli bilgi kaynağını bozar.
Yeni yılın ilk günleri günlük, haftalık kısa vadeli gelişmelerden başımızı kaldırıp, uzun vadeli trendlere daha geniş bir çerçeveden bakmak için bir fırsattır; çünkü insana bir başlangıç duygusu verir. Gelin bugün biz de günümüzdeki ekonomik gelişmelere daha geniş bir çerçevede bakabilmek için tarihe uzanalım biraz.
16. Yüzyılda İspanyollar Amerika kıtalarını keşfetti ve özellikle Güney Amerika’da devasa altın ve gümüş rezervleri olduğunu fark etti. O dönemde altın ve gümüş para olarak kullanıldığı için, zengin olduklarını sandılar ve Amerika’daki altın ve gümüşü büyük miktarlarda Avrupa’ya aktarmaya giriştiler. Tonlarca altın Avrupa Kıtası’na yığılmaya başladıktan kısa süre sonra Avrupa’da enflasyon yükselmeye başladı, çünkü üretim artmadan para miktarı artmaya başlamıştı.
Üretim artmadan parayı artırdığınızda fiyatlar artar
Bir ekonomide para miktarı her zaman üretime eşittir. Üretim artmadan parayı artırdığınızda fiyatlar artar ve eşitlik böyle sağlanır. Dolayısıyla İspanyolların yaptığı şey temelde para basmaktı. Merkez bankalarının olmadığı o zamanlarda para yeni altın bularak veya tağşişle basılıyordu. Bugün ise parayı, merkez bankasından kamuya veya bankalardan şirketlere uygun fiyatlı kredi vererek basıyoruz.
Para bastıklarını fark etmeyen İspanyollar altını Avrupa’ya getirmeye ve fiyatlar da yükselmeye devam etti. Yaklaşık 150 yıl boyunca fiyatlar 4-5 katına çıktı. Fiyat hareketleri ithal mallar aracılığıyla Avrupa’dan Osmanlı’ya, oradan İran’a ve Çin’e kadar yayıldı.
Buraya kadar çok ilginç bir şey yok. Paranın miktar kuramını bilmeyen insanlar para bastı ve enflasyon oldu. Bu enflasyon 16. Yüzyılın canlı dış ticaret ortamında diğer ülkeler tarafından ithal edilerek yayıldı. Asıl bundan sonra hikaye ilginç hale geliyor.
Bizim için öğretici olan nokta, farklı toplumların bu enflasyona verdiği tepki. Öncelikle bu enflasyonu üreten İspanya fiyatların neden arttığını anlayamadı. Amerika’dan taşıdığı altınları manasız savaşlarda harcadı ve ekonomisine büyük bir yıkım getiren enflasyonla baş başa kaldı. Dönemin süper güçlerinden birisi olan İspanya, uzun vadede güç kaybetme sürecine girdi.
İngiltere, Fransa gibi Batı Avrupa ülkeleri fiyat hareketlerine engel olmaya kalkışmadı. Onlara uydu. Mesela Osmanlı’dan ithal ettikleri buğdaya 5 kat fazla para ödemeyi kabul etti ve bu buğdayı da 5 kat fazla fiyatla iç piyasaya sattı. Tüm fiyatlar bize ekonomide ne yapmamız gerektiğiyle ilgili bilgi verir. Biz ekonomideki davranışlarımızı fiyatların söylediği bu bilgiye göre yönlendirmeliyiz, fiyatları dinlemeliyiz. Bunu yapan Batı Avrupa Ülkeleri ticareti geliştirdiler ve reel sermaye birikimi sağladılar. Sonra da ekonomilerinin yapısal dönüşümünü sağladılar/hızlandırdılar. Artan fiyatları bir kötülük kaynağı olarak değil, bir bilgi kaynağı olarak görmeliyiz. Fiyatların kendisine müdahale etmek, bu değerli bilgi kaynağını bozar. İşte bu olaydan almamız gereken ilk ders.
Enflasyonu doğrudan kontrol etmeye çalışmak doğru değil
Fiyat devriminin başında Osmanlı büyük bir fırsat yakalamıştı. Hem Mısır ve Balkanlar gibi iki zengin tarım bölgesi nedeniyle önemli bir tarım ihracatçısıydı hem de o sırada Dünyadaki dört önemli ticaret yolunun üçünü kontrol ediyordu. Sermaye birikimi sağlamak ve üretimi organize etmek için önemli bir avantaj sahibiydi. Maalesef Osmanlı yönetimi bu fırsatları göremediği gibi, yükselen enflasyondan en çok zarar gören ülkelerden biri oldu. Çünkü yükselen fiyatların verdiği bilgiyi dinlemek yerine, fiyatlarla mücadeleye girdi. Yaygın narh uygulamaları geliştirdi. Örneğin yükselen et fiyatlarını İstanbul’da devlet zoruyla düşürmeye çalıştı. Sonuç olarak zarar eden kasap ve celepler ya faaliyetlerini İstanbul dışına taşıdı ya da doğrudan üretimden çekildi. Böylece et fiyatları iyice yükseldiği gibi (bir dönem) parasıyla da et bulunmaz oldu.
Avrupa’ya yaptığı ihracatla kazandığı büyük paranın bir kısmını tasarrufa ve oradan da yatırıma çeviremeyen Osmanlı, çar çur ettiği bu paranın ardından gelen enflasyonla baş başa kaldı ve büyük bir ekonomik yıkım yaşadı. İşte ikinci dersimiz. Enflasyonu doğrudan kontrol etmeye çalışmak doğru değildir. Doğru olan tasarrufları artırarak enflasyonu kontrol etmektir. Enflasyonun türküsü zevksiz ve iticidir ama onu dinlemeliyiz, çünkü bize doğruları söyler.