Başlıktaki söz Isaac Asimov’un meşhur Vakıf serisinden alıntı. 1950’ler için doğru olan bu söz, günümüzde biraz değişti. İran Savaşı gösteriyor ki artık şiddet beceriksizlerin başvurduğu son değil, ilk çare haline geldi maalesef ve bedeli de hepimiz ödüyoruz.
Savaş bitse de risk bitmeyecek: ABD ve İsrail 28 Şubatta İran Rejimini yıkmak için bir savaş başlatmışlardı. Rejimi yıkamayınca savaşı, İran’ın ekonomik altyapısına çevirdiler. Böylece savaş amaçsız bir hale geldi. Savaşın amaçsız olması şu demek: İran, İsrail ve ABD’nin artık bu savaştan kazanacağı bir şey yok. Sadece kaybedecekler bundan sonra. Bizim gibi işin ekonomik yönüyle daha çok ilgilenenler için önemli olan nokta da şu: Sıcak savaş bittikten sonra da Orta Doğu’daki siyasi risk, savaş öncesinden bile daha yüksek seyretmeye devam edecek. Bu noktayı akılda tutarak; biz Türkiye olarak savaş sırasında ne yaptık ve ne yapmalıyız diye duruma bir bakalım.
TL likidite kontrol altında ve öyle kalmalı: Merkez Bankası’nın aldığı ilk tedbirlerden birisi fiili faizi hafifçe yükseltmek, piyasadan TL likiditesi çekmek ve bir miktar kur riskini üstlenmek, yani TL uzlaşmalı vadeli döviz satışı yapmaktı. Bu tedbirler doğru yöndeler ve etkin bir şekilde çalışıyorlar. Böylece yurtiçi yerleşiklerin olası bir döviz/altın talebinin önüne geçildi. Eğer döviz almak istiyorsanız, karşılığında TL vermeniz gerekir ve tam da bu nedenle böyle dönemlerde TL daha kıt ve pahalı hale gelmeli. Savaştan önceki hafta ortalama olarak yaklaşık 900 milyar TL olan açık piyasa işlemleri, Mart ayının üçüncü haftasında yaklaşık 100 milyar TL düzeylerine geriledi ve likiditenin böyle düşük seyretmesi çok önemli. Alınan en önemli tedbir paketi bu oldu. Bu yaklaşım savaş boyunca devam etmeli.
Eşel Mobil Sistemi göründüğünden daha önemli: Türkiye’deki enflasyonla ilgili olarak anlamamız gereken bir şey var. Enflasyon biraz diş macununa benziyor. Yani tüpten kolaylıkla çıkıyor ama onu tüpe geri sokmak isterseniz, bu çok zor. İşte eşel mobil sisteminin esas önemi enflasyonun tüpten çıkmasının önüne geçmesi. Ekonomideki en önemli girdilerden biri olan petrol fiyatları artınca, her şeyin fiyatı artıyor. Artan enflasyon beklentiler yoluyla yeni ve ek enflasyon üretimini de tetikliyor.
Enflasyonu düşürmenin zorluğu ve maliyetini hep beraber görüyoruz. Dolayısıyla eşel mobil sistemini bir vergi kaybı (yaklaşık ayda 50 milyar TL veya toplam bütçe gelirlerinin yüzde 4’ü) olarak görmemeliyiz. ÖTV payı sıfırlandığında devlet akaryakıt fiyatlarında eşel mobilin ötesine geçip, geçici olarak ve kısa süre akaryakıtta bir miktar destek sunabilir. Oluşacak vergi kaybının önemi malum ama enflasyonda tetikleyici bir sıçramayı engellemek çok daha değerli. Ayrıca enflasyondaki sıçramayı engellemek, faizlerdeki -enflasyondan daha yüksek- bir sıçramayı da engelleyecektir.
Borçlanma öncelikleri değişmeli: Olağan zamanlarda bankacılık sisteminin öncelikle özel sektöre borç vermesi, buna karşın kamuya pek borç vermemesi tercih edilir. Hatta bankaların kamuya “fazla” borç vermesinin neden kötü bir fikir olduğuyla ilgili geniş bir öteleme (crowding out) literatürü de vardır. İçinde bulunduğumuz olağanüstü dönemde ise bankacılık sektörünün önceliği özel sektörü değil, kamu kesimini fonlamak olmalı. Bu hem vergi kaybının yaratacağı borçlanma ihtiyacının doğuracağı faiz yükünü azaltır, hem de ekonomideki toplam talebin kontrolüne yardımcı olur. Zaten böyle bir dönemde kredi kullanmanın etkinliği de düşeceği için, kredi büyümesinin yavaşlaması faydalı olur.
Birikmiş risklere dikkat: Gelir dağılımının bozukluğu nedeniyle para politikasının toplam talep üzerindeki etkisinin sınırlı olması, emek yoğun sanayi sektörlerinin giderek daha da zorlanması, kamu borcunun az olmakla beraber faiz yükünün nispeten yüksek seyretmesi gibi faktörler olası risk noktaları. Bunların çoğunun kontrolünü sağlayacak şey de sıkı para ve sıkı maliye politikası. Özellikle TL likiditenin kontrolü çok değerli. Asla yapılmaması gereken şey ise kur ve faizi aynı anda kontrol etmeye çalışmak.
Son olarak şunu söyleyelim: İran ve İsrail arasındaki çekişme, sıcak ve soğuk dönemleriyle 1980’lerden beri devam ediyor. Bu sürede bağımsız olarak gördüğümüz pek çok savaş, bu uzun vadeli çekişmenin ara dönemlerinden biri aslında. Dolayısıyla İran Savaşı’nın da bittiği bir nokta (muhtemelen kısa süre içinde) gelecek ama savaş bitse de Orta Doğu’da jeopolitik risk azalmış olmayacak. Biz de ekonomideki tedbirlerimizi buna göre almalıyız.