Savaş kredi piyasasını nasıl etkiledi? Kredi piyasasındaki davranış değişiklikleri büyümenin yanı sıra aynı zamanda enflasyon, özellikle konut fiyatları için de belirleyici olacak gibi görünüyor. Buradaki veri henüz kısıtlı bir zaman dilimini kapsıyor ama yine de bize bir öngörü sağlayabilecek durumda.
O halde buyurun tablodaki verilere bir göz atarak başlayalım. Tablonun en sağında gördüğünüz sütun Şubat ayında kredi türlerinin haftalık artış miktarını gösteriyor. Savaştan önceki aydaki gerçekleşmeleri gösteren bu sütunu referans olarak alarak, savaştan sonraki haftalarda bu sütundan ne kadar sapma olmuş diye bakabiliriz.
Seçilmiş TL kredi kalemlerinde değişim (milyon TL)
|
|
19 Mart |
13 Mart |
6 Mart |
Şubat ort. |
|
|
|
|
|
|
|
Kredi Kartları |
-40.829 |
3.333 |
-6.279 |
13.070 |
|
İhtiyaç |
-44.995 |
34.270 |
7.000 |
7.019 |
|
Konut |
3.549 |
7.769 |
7.573 |
6.132 |
|
|
|
|
|
|
|
Ticari |
20.137 |
107.528 |
80.743 |
82.923 |
|
KOBİ |
8.380 |
48.489 |
37.818 |
53.798 |
Bireysel kredilerde sert fren: Savaş nedeniyle yapılan en sert fren kesinlikle bireysel kredilerde. Savaştan önce her hafta ortalama 13 milyar TL artan kredi kartları bakiyesi 19 Mart haftasında 41 milyar TL azalmış. Benzer şekilde haftada 7 milyar TL artan ihtiyaç kredileri de aynı haftada 45 milyar TL azalmış. Kalabalık olmasın diye tabloya almadığımız kredili mevduat hesabı gibi diğer bireysel kredi türlerinde de benzer gelişme söz konusu.
Savaşın başlamasıyla beraber kredi büyümesinde yavaşlama veya doğrudan düşüş bekleniyordu elbette ama bu düşüş neden öncelikle bireysel kredilerde ortaya çıktı? Bireysel kredilerdeki gerilemede iki ayrı faktör etkili olmuş gibi görünüyor. Hem bu kredi türleri daha kısa vadeli olduğu için olumsuz etki daha hızlı ortaya çıkmış hem de (ticari kredilerden farklı olarak) kredi müşterilerinden gelen talep azalmış gibi görünüyor. Bu iki unsur bir araya gelince bireysel krediler sert bir fren yapmış.
Konut kredileri biraz ayrık duruyor ama: Konut kredileri bireysel kredilerdeki bu genel eğilimden biraz ayrık duruyor. Konut kredilerinde de haftalık artış oranı gerilemekle beraber, doğrudan bir düşüş söz konusu değil. Hala kredi stokunda artış var. Yine de bu veriye çok büyük anlam yüklemek doğru değil. Her şeyden önce Risk Merkezi verilerine göre yeni konut kredisi kullanan kişi sayısı çok uzun süredir aylık 15-16.000 bandında seyrediyor. Bu rakam Ocak ayında 13.000 kişiye kadar düşmüştü. Bu verilerden hareketle yapılacak bir tahmin bize savaşın başlamasından sonra en fazla 5.000 – 6.000 kişinin kredi kullanmış olabileceğini düşündürüyor. Ayrıca bu yeni kullandırılan kredilerin ortalama bakiyesi de oldukça düşük görünüyor.
Konut piyasasını tek bir piyasa gibi değil, gelir gruplarına göre farklılaşan ayrı piyasalar olarak görmek daha doğru. Örneğin lüks konut piyasası ile düşük gelirlilere hitap eden konut projeleri birbirinden tamamen farklı değişkenlerden etkileniyor. Bu nedenle konut kredilerindeki göreli canlılık, konut piyasasında canlılığa dönük bir gösterge olarak yorumlanamaz.
Ticari kredilerde yavaşlama: Ticari kredilerde ise net bir yavaşlama var. Bu yavaşlama hem kurumsal firmalar hem de KOBİ tarafında geçerli. Başvuru ve değerlendirme süreçleri bireysel kredilere göre daha uzun olan ticari kredilerin savaştan sonraki iki haftada pek etkilenmediği ama 19 Mart haftasına gelindiğinde önemli ölçüde yavaşladığı görülüyor. KOBİ kredilerinde yavaşlama eğilimi ticari kredilere oranla daha da belirgin. Savaş ve enflasyon riskiyle beraber kredi faizlerinin de yükselmeye başladığını da hatırlayalım.
Kredi yavaşlaması güçlenecek gibi görünüyor: Önümüzdeki dönemde kredi piyasasında etkili olacak iki faktör daha var. İlk faktör son haftalarda düzenli bir şekilde azalan açık piyasa işlemleri bakiyesinin, bayramdan sonra eksiye dönmesi. Savaş riski devam ettiği sürece burada sıkılık devam edecek anlaşılan. Bu sıkılığı teyit eden diğer faktör ise Merkez Bankası’nın kredi kısıtlamalarına getirilen muafiyetleri daralttığı yönündeki haberler. Bu düzenleme de Merkez Bankası tarafından alınan diğer tedbirlerle uyumlu ve doğru bir adım olarak gözüküyor.
Dünyadan ithal edilecek olan maliyet kaynaklı ek enflasyon ve kredi yavaşlamasının büyümeyi sınırlandıracak olması zor bir manzara. Bu manzaradan çıkış ise ilk bakışta çelişkili görünse bile, TL’yi riskler devam ettiği sürece sıkı tutabilmeyi gerektiriyor.