TL’nin reel değerlenmesi arttıkça, kur üzerinde artış beklentisi oluşmasın diye reel faizler yükselir. TL değerlenmesi arttığı için, reel faiz onu dengelemek için artıyor. Bu faiz yükü de büyük ölçüde firmalar kesimi tarafından ödeniyor tabii.
- Yurtiçi kredi kartlarının yurtdışında yaptığı harcamalar, yurtdışı kredi kartlarının yurtiçinde yaptığı harcamaları ilk defa geçti.
- Lojistik sektöründe yeni kazanç kapısı yurt dışına fabrika taşımak.
- Sadece Ocak ayında tekstil sektöründe 835 şirket kapanırken, istihdam kaybı 11.905’i buldu.
- Reel sektörün döviz pozisyon açığı son 7,5 yılın zirvesinde.
Yukarıda sıraladığımız haberlerin ortak noktası nedir? Görünüşte birbiriyle ilgisiz gibi görünen bu haberlerin hepsi Türk Lirası’nın döviz kurlarına karşı değer kazandığını söylüyor. Ayrıca bu değer kazanımının firmalar kesiminde davranış değişikliklerine yol açacak bir boyuta geldiğini de söylüyor. TL’nin reel değerindeki artış firmalar kesimine, yani üretime iki önemli yük bindirir. Gelin bu iki yüke yakından bakalım.
Firmaların ilk yükü rekabet gücü kaybıdır: Rekabet gücünü aşındıran mekanizma yaklaşık olarak şöyle çalışıyor: TL değerlendiği için yurtiçi TL maliyetler artıyor. En önemli TL maliyeti olan işçi ücretleri giderek daha pahalı hale geliyor. Bu nedenle özellikle emek yoğun sektörlerdeki şirketler yurtdışına gidiyor veya kapanıyor. İstihdamın pahalı hale gelmesi rekabet gücünü düşürerek, ekonomik faaliyeti her aşamada olumsuz etkiliyor. Türkiye pahalı hale geldiği için ithalat kolaylaşıyor. Buna bir örnek Türklerin yurtdışında yaptığı kredi kartı harcamalarının (yani bir çeşit ithalat) yabancıların Türkiye’de yaptığı kredi kartı harcamalarını (yani bir çeşit ihracat) geçmesi.
Reel kur hesabıyla TL’nin düzeyini hesaplamak anlamlı değil
Bu mekanizmada en önemli etken söylediğimiz gibi TL’nin reel değeridir. Peki TL’nin reel değerini nasıl hesaplayacağız? Reel kur hesabıyla mı? Geçen hafta TL’nin reel değerini hesaplarken reel kur endeksine neden güvenilmemesi gerektiği ile ilgili bir değerlendirme yapmıştık. Göz atmak isteyenler için bağlantısı aşağıdadır.
Yazıda da belirtildiği gibi, reel kur hesabıyla TL’nin düzeyini hesaplamak pek anlamlı değil. Düzey belirlemeye hiç kalkışmayalım. Dolar şu kadar TL olmalı demeyelim. Buna karşın TL’nin enflasyon ve kur karşısındaki değişimi bize biraz daha iyi fikir verebilir ve TL’nin reel değerinin yükselmesi nedeniyle firmalar kesiminin üstlenmek zorunda kaldığı ikinci yükü net bir şekilde gösterebilir.
Firmaların ikinci yükü yüksek reel faizdir: Firmalar kesimine binen ikinci yük olan reel faizin mekanizmasını anlamak için grafiği incelememiz gerekiyor. Grafik ekonomideki üç temel fiyat setinin (faiz, kur ve mal fiyatları) değişimlerini kıyaslıyor. Haziran 2023’te her üç fiyat setini 100 kabul edip, Mart 2026’ya kadar değişimleri endekslediğimizde grafikteki serilere ulaşıyoruz.
TL girdi kullanmak giderek daha zor hale geliyor
Grafikte önce TÜFE ile doların değişimlerine bakalım. Yani en alttaki iki seriye. Bu iki değişken arasındaki açıklık giderek büyüyor. Yani Türkiye’de üretilen mal ve hizmetler dolar bazında giderek daha pahalı hale geliyor. TL girdi kullanmak giderek daha zor hale geliyor. Bu durum yukarıda söylediğimiz ve firmalar kesiminin rekabet gücü kaybetmesine neden olan ilk mekanizmanın temeli. Dikkat lütfen: İki seri bir noktada paralel hale gelmemiş. İki seri arasındaki açıklık giderek artıyor. Yani TL’nin değer kazanma süreci devam ediyor.
Şimdi faiz ve TÜFE serilerine bakalım. Yani üstteki iki seriye. Bu ikisinin arasındaki açıklık reel faizi gösteriyor. Bu açıklık da büyüyor. Yani reel faiz giderek artıyor. Burada durup derin derin düşünmemiz gerekiyor. Reel faiz neden artıyor? Neden belli bir seviyede sabit kalmıyor? Eğer enflasyonla ilgili kısmi de olsa bir başarı elde ettiysek, reel faizin gerilemesini bekleriz. Gerilemese bile en azından reel faizin sabit bir düzeye oturmasını ve öyle devam etmesini bekleyebiliriz. Yani faiz ve TÜFE serilerinin paralel hale gelmesini bekleriz ama öyle olmuyor. Reel faiz giderek artıyor, neden?
Yanıt TL’nin reel değerlenmesidir. Bu değerlenme arttıkça, kur üzerinde artış beklentisi oluşmasın diye reel faizler yükselir. TL değerlenmesi arttığı için, reel faiz onu dengelemek için artıyor. Bu faiz yükü de büyük ölçüde firmalar kesimi tarafından ödeniyor tabii.
Son olarak şunu söylemek gerekiyor. Firmalar kesimine binen yüklerden bahsettik ama göreli fiyatlardaki sapma, finansal davranışlarda bozulmaya yol açarak, ekonominin diğer kesimlerine de farklı yükler bindiriyor.