Haberlerde bombaların daha fazla hedef aldığı diğer şehirlerden çok Dubai’nin gösterilmesi, bu memleketin devrinin kolay kolay bitmeyeceğine de işaret ediyor. Zira dünyadaki ilişki ağları BAE’de, özellikle de Dubai’de o kadar iç içe geçmiş ki herkesin ilgisi burada.
İkinci İran-İsrail Savaşı’nın magazin konusu Dubai. Medyada savaşın esas cepheleri olan İran ve İsrail’den veya İran’ın benzer şekilde vurduğu diğer Arap ülkelerinden çok, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) konuşuluyor. Özellikle de sosyal medyada Dubai’ye füzeler düşerken, “Fenomenler ne yapacak?” gibi sorular soruluyor! Sosyal medyadaki tepkiler birçok kişide Dubai’ye veya genel olarak Birleşik Arap Emirlikleri’ne yerleşenlere yönelik ilginç bir kıskançlık olduğunu ortaya koyuyor. “İyi oldu!”, “Yakında dönerler!”, “Ev alanlar şimdi evlerinin değeri düşsün de görsün!” gibi tepkiler. Kıskançlık insani bir duygu. Acaba BAE’nin devri bitti mi?
Aslında haberlerde bombaların daha fazla hedef aldığı diğer şehirlerden çok Dubai’nin gösterilmesi, bu memleketin devrinin kolay kolay bitmeyeceğine de işaret ediyor. Zira dünyadaki ilişki ağları BAE’de, özellikle de Dubai’de o kadar iç içe geçmiş ki herkesin ilgisi burada. Herkesin bir eşi dostu, akrabası meğer Dubai’deymiş.
Dubai’nin nasıl bu hale geldiğini anlamak için biraz tarih ve coğrafya bilmek gerekiyor. Asya, kalabalık ve kaotik bir kıta. Kendine has kadim medeniyetlerin beşiği. Batı medeniyeti Asya’ya nüfuz ederken, bu medeniyetlere ve bu medeniyetlerin geliştiği ülkelerdeki kalabalığa girmek yerine, kontrollü bir ortam ve Batılı (daha doğrusu Anglo-Sakson) kurumsal altyapı sunan bazı hub şehirler üzerinden hareket etmiş. Bunların ilki Hong Kong. İngiliz yönetiminde olduğu için 19. yüzyılın sonlarından beri Çin ile iş yapmak isteyen her Batılı, işini Hong Kong üzerinden yönetmiş. İkincisi Singapur. 1960’lardan sonra bu kez Güneydoğu Asya’daki (Endonezya, Malezya, Tayland, vb.) 500 milyonu aşkın nüfusun merkezi bu şehir-devlet olmuş.
Dubai ise 1980’den sonra gelişti. Önce iç savaşta yıkılan Beyrut’un yerine Arap aleminin ticaret merkezi oldu. Ardından Güney Asya’daki iş dünyası büyük ölçüde 2 saat uçuş mesafesindeki Dubai’den yönetilmeye başlandı. Son yıllarda eski Sovyet coğrafyası da Dubai’yi keşfetti. Bu ülkelerin en zenginleri Dubai’de tam veya yarı zamanlı yaşıyor. Bunun temel nedeni, diğer ülkelerden kendilerine benzer kişilerin de burada yaşaması. Çünkü tüm hayvanlar gibi insanlar da benzerleriyle beraber yaşamak ister. Küresel hub denen şehirler bu ilişki ağlarının düğümlendiği yerler.
Dubai’nin yükselmesinin nedenleri
Dubai nasıl Hong Kong ve Singapur’a eş bir konuma yükseldi? En önemli faktör tabii ki İngilizcenin yaygın olması. Taksicilerin hepsinin İngilizce konuştuğu, okulların Türkiye’den ucuz olduğu ve İngilizce eğitim verdiği bir yerin uluslararası hub haline gelmesi çok kolay. İkinci önemli faktör, havaalanı altyapısının çok iyi olması ve her yere uçuş olması. BAE’de yaşayan profesyonel çalışanlar Avrupa ve ABD’deki muadillerine göre yılda yaklaşık 3 kat fazla uluslararası uçuş yapıyormuş. Son günlerde Dubaililerin bombalanmaktan çok “uçamamaktan” şikâyet ettiklerini fark etmişsinizdir.
Üçüncüsü, BAE bir monarşi. Böyle olduğu için havaalanı, havayolu şirketi, gidince kaldığınız otel, hatta inşaat ve AVM’lerin çoğu da devlet şirketlerine ait. BAE’den çıkıp dünyanın en büyük yapay zekâ işlerine yatırım yapan G42 gibi şirketler de devletin. Bu entegrasyon verimlilik yaratıyor. Devlet isterse finans merkezinin içinde alt kattaki pasajdaki Zegna mağazasının yanında Anglo-Sakson hukuk sistemine tabi bir mahkeme kurabiliyor. Aynı zamanda dünyanın en ileri kripto varlık regülasyonlarını yapıp başka ülkelerdeki fintek girişimlerini çekebiliyor. Ayrıca monarşinin tabiatı gereği iç güvenlik sorunu yok. Şimdi deniyor ki iç güvenlik sorunu yok ama dış güvenlik sorunu varmış. Gerçek şu ki birçok şehirde yaşayan profesyoneller için çağımızda esas güvenlik riski dışarıdan değil içeriden geliyor. Bunun sebebi de kontrolsüz göç. İnanmayanlar Londra’ya gidip bakabilir.
BAE, COVID salgınından eskisinden de güçlü çıktı
Şimdi ne olacak? Çok öncesine değil, 5-6 sene önce COVID-19’da ne olduğuna bakalım. Dünyanın her yeri gibi BAE de bir süre kapanmıştı. Dubaililerin en büyük kabusu olarak seyahatler de durmuştu. Ama BAE tedbirleri tüm dünyadan önce bitirip salgın hastalıktan eskisinden de güçlü çıktı. Hong Kong’a gidince hâlâ 3 hafta karantina otelinde kalmanız gerekirken, Dubai’de denize girebiliyordunuz.
Neden böyle oldu? Çünkü eğer bir şehrin var olmasının ana sebepleri ortadan kalkmadıysa, o şehir her zaman küllerinden doğar. 18. yüzyılda Berberi korsanlar birçok kez Napoli, Barcelona gibi Akdeniz şehirlerini yağmalayıp halkını esir etti. Bu şehirler hâlâ ayakta. Korsanların hangi şehirlerden geldiklerini ise hatırlamıyoruz. Birinci İran-İsrail Savaşı’ndan sonra, İsrail’in başarısının sırrını otoriter bir rejime karşı esnek ilişki ağlarını iyi yönetmekte aramak lazım diye yazmıştım. Aynı sırrı BAE’nin başarısının altında da arayabilirsiniz.
Biraz da Türkiye’ye bakalım. Neden İstanbul bölgesel merkez olamıyor? Bunun bir kısmı elimizde olmayan sebeplere bağlı. Taksicilerin İngilizce konuşamaması çözebileceğimiz bir sorun değil. Ancak mesela bu hafta TBMM’ye sunulan kripto işlem vergisi gibi, finans dünyasının en hızlı gelişen alanı olan “tokenizasyon”u imkânsız hale getirecek işleri kimseye danışmadan yaparsanız, İstanbul bölgesel merkez olmaz. Aslında İstanbul Finans Merkezi’nde davalar Ataşehir Adliyesi’nde görüldüğü sürece de İstanbul bölgesel merkez olmaz. Biz de Dubai videoları izlemeye devam ederiz.