Bir Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü daha idrak ettik. EKONOMİ gazetesinin bu vesileyle düzenlediği konferansta ben de Ayça Furth Hanımefendi ile bir panel yapma fırsatı yakaladım. Ayça Hanım, 35 yıl boyunca Nissan, BMW, Land Rover, Peugeot, Groupe PSA ve Stellantis gibi küresel markalarla otomotiv sektöründe çalışmış. Malum, mühendisinden tamircisine kadar neredeyse tamamen erkeklerden oluşan bir sektör. Ayça Hanım dedi ki “Öyle ki bugün içten yanmalı bir motora müdahale edebilecek kadar otomotivciyim. Ancak zamanla şunu fark ettim: Otomotivdeki sorunlar artık şirketlerin içinde değil, şirketler arasındaki boşluklarda birikmeye başlamıştı.”
Ayça Hanım daha sonra bu boşluğu yapay zekâ ile doldurmaya yönelik bir girişim kurmuş. Şimdi ABD’de bu işin başında. Diyor ki “Asıl mesele daha büyük problemlere kimlerin talip olduğu. Bugün bilgi hiç olmadığı kadar erişilebilir. Bu da yaratıcı düşünme ve entelektüel sermayeyi kullanabilme becerisini öne çıkarıyor.” Kendisini de “dönüşüm liderliği ve stratejik yeniden yapılanma tasarımcısı” olarak tanımlıyor.
Kadınların insani melekeleri erkeklerden daha kuvvetli
Bilgi ve bilgiyi işleme gücü sınırsız seviyeye gelince daha çok empati, ilişki ağı geliştirme, konuşabilme gibi insani melekelerin değeri artıyor. Üç sene önce henüz yapay zekâ bu kadar gelişmeden “Yapay Zekâ Ekonomisi Kadınların Ekonomisi” diye bir yazı yazmıştım. Orada da dediğim gibi bilimsel araştırmalara göre kadınların bu melekeleri erkeklerden daha kuvvetli. Üstelik bu melekeler sadece insanlarda değil, şempanzelerde ve maymunlarda da kadınlarda daha yüksek çıkmış.
Ancak Ayça Hanım’ın üzerinde durmadığı esas başarı sırrı belki de otomotiv dünyasına dışarıdan bakabilmesiydi. Bu da aslında kurumsal yapıların içinden değil, dışından düşünebilenlerin avantaj kazanması anlamına geliyor. Lüzumsuz veri ve bilgiye boğulan dünyamızda, herkes aynı güruhun içinden hayatı anlamaya çalışırken, arada bir balkona çıkıp ne oluyor ne bitiyor diye bakabilenlerin değeri artacak. Otomotiv dünyasında da kadınların bu boşlukları balkondan daha kolay görme imkânı oluyor.
Biraz da erkeklerin durumuna bakalım: Ülkemizde, 1990’dan bu yana kadınların iş gücüne katılımı %34’ten %36’ya çıkmış (arada hızlı kentleşme ile %20’lere de gerilemiş), erkeklerin ise %80’den %71’e düşmüş. Son zamanlarda hakkında çok konuşulan “ev gençleri”nin önemli bir bölümü aslında “ev erkeği”. Türkiye’de genç erkekler arasında “dün yalnız hissettiğini” söyleyenlerin oranı %29. OECD ülkeleri arasında en yüksek oran. Yükseköğretim mezuniyetinde gerek dünyada gerekse de Türkiye’de kadınlar erkekleri çoktan geçti. Yani gittikçe birbirine benzeyen, standartlaşan, içine kapanan, ekonomik olarak atıl ve yalnız hale gelen bir erkek güruhu ile karşı karşıyayız.
Ekonomik olarak âtıl, sosyal olarak yalnızlaşmış genç erkek güruhları dünyanın her yerinde siyaseti sertleştirir. Bunun yakın örneği Arap Baharı. Ama İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’da veya Yugoslavya İç Savaşı öncesi Balkanlar’da da durum farklı değildi. İşsiz-güçsüz, yalnız erkekler her zaman toplum için tehlikedir. Ülkemizdeki siyasi kutuplaşmaya buradan da bakmak lazım.
Marifet, olaylara farklı bakabilmek
Ayça Hanım sözlerini bitirirken “Ben hiçbir zaman iş hayatına ‘kadın mıyım’ diye bakmadım. Daha büyük problemlere odaklanmayı tercih ettim. Bir mücadele varsa, bunun benim mücadelem olduğunu düşünürüm. Bana ait bir hakkı başkasının eline bırakmaya gönüllü değilim.” dedi. Dünya ve teknoloji hızla dönüşürken yüzyıllardır bize verilen cinsiyet rollerinin manası da kalmadı. Standartlaşmayı, yalnızlaşmayı, başıboşluğu önlemeliyiz.
Teknoloji çağında rekabetin ana unsuru ne kas gücü ne de beyin gücü. Marifet, olaylara farklı bakabilmek. Şirketlerimizi de devletimizi de standartlara uymayan, olaylara ve olgulara dışarıdan bakabilen kişiler kurtaracak. O yüzden "erkekler kadınlara karşı, kadınlar erkeklere rağmen..." ezberini bırakmamız lazım. Omuz omuza nasıl daha ileri gidebileceğimizi, eşit ve denk olup farklılıklarımızı nasıl avantaja dönüştürebileceğimizi düşünmeliyiz. Tüm kadınlarımızın Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.