Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ve ilgili tüm kurumlar bugüne kadar suyun yüzde 70-77’sinin tarımda kullanıldığını söylerdi. Yeni yayımlanan Ulusal Su Planı’nda suyun yüzde 79’unun tarımda kullanıldığı bilgisine yer veriliyor. Bu veri, tarımda su kullanımının arttığını gösteriyor. Elbette en önemli soru şu; bu yüzde 79 oranındaki su ne kadar verimli kullanılıyor?
Bu sorunun yanıtı Ulusal Su Planı’nda var. Tarımdaki su verimliliği yüzde 52. Yani suyun yüzde 48’i bitkiyle buluşamadan kaybediliyor.
Ulusal Su Planı (2026-2035) Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 14 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.
Yürürlüğe giren Ulusal Su Planı, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini de dikkate alarak, suyun başta temiz, yeşil ve döngüsel ekonomi ve yeşil dönüşüm olmak üzere sürdürülebilir kalkınma temelinde verimli kullanımını sağlamayı hedefliyor. Plan, kirletici baskı ve etkileri azaltmak, su kalitesini iyileştirmek, su ve atık su altyapısını güçlendirmek için bütüncül ve sürdürülebilir çözümler sunan 8 hedef, 31 strateji ve 141 eylemden oluşuyor.

Plan çok, eylem yok
Bundan önce, ilk Ulusal Su Planı 2019 yılında yayımlanmış ve 2019-2023 dönemini kapsıyordu. Geçen 5 yılda su ile ilgili gerekli yatırımlar yapılmadığı, su verimliliği sağlanamadığı için, kuraklığın da etkisi ile hem tarımda hem de kentlerde su sorunu ciddi boyutlara ulaştı. Tarımda su kısıtlama programlarına geçildi. Kentlerde su kesintileri yaşandı.
Yeni yayımlanan ve 10 yıllık (2026-2035) dönemi kapsayan Ulusal Su Planı’nda uzun uzadıya geçmişte hazırlanan anma pek de uygulanmayan eylem planlarından, stratejik belgelerden, kalkınma planlarından, 4. Tarım ve Orman Şurası’ndan, 5 yıl önce yapılan 1. Su Şurası’ndan detaylı olarak söz ediliyor. Bu kadar çok plan, belge hazırlanırken, yüzlerce eylem belirlenirken bunların uygulamaya geçirilmemesi bugün yaşanan sorunların temel kaynağını oluşturuyor. Türkiye’de eylem planları, strateji belgeleri ve benzeri dökümanlar çok iyi hazırlanıyor. Fakat bunların çoğu uygulanmıyor. Sorunlar da belli çözümler de. Bunu uygulayacak irade lazım.
Havza bazlı yaklaşım yaygınlaştırılmalı
Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız’ın tespitlerine göre; Ulusal Su Planı, Türkiye’de su yönetiminin stratejik yol haritasını belirleyen bir politika dokümanıdır. Planın temel amacı: su kaynaklarının miktar ve kalite açısından korunması, sürdürülebilir su yönetiminin sağlanması, iklim değişikliğine uyum stratejilerinin geliştirilmesi, su kullanımında verimliliğin artırılması, havza bazlı yönetim yaklaşımının yaygınlaştırılmasıdır.
İklim değişikliğinin etkisi yıkıcı olacak
İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisinin ele alındığı Ulusal Su Planı’nda, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmaya atıfta bulunularak özetle şu değerlendirmeye yer veriliyor: “2015-2100 projeksiyon döneminde mevsimsel ve yıllık ölçeklerde ortalama sıcaklıklarda ciddi artışlar yaşanması beklenmektedir. Yüzyılın sonuna kadar ortalama sıcaklıklarda 6 dereceye kadar artışlar beklenmekle birlikte, ülkemizin doğu ve güneydoğusunda artışların diğer bölgelere göre 1-2 derece daha fazla olması öngörülmektedir. Türkiye genelinde yağışlarda beklenen değişimler bölgesel farklılıklar gösterse de toplam yağışlarının yüzde 10 oranında azalması beklenmektedir. Özellikle Ege ve Akdeniz kıyıları ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, yağış miktarlarında yaklaşık yüzde 30 oranında azalma ile birlikte daha sık ve uzun süreli kuraklık olaylarının yaşanması beklenmektedir. Buna karşılık, kuzey bölgelerde özellikle Doğu Karadeniz'de toplam yağış miktarında ve aşırı yağış olaylarının sıklığında artış, ardışık kurak gün sayısında ise 15 güne varan yükselişler beklenmektedir. 2030 yılına kadar ortalama sıcaklıkların mevcut duruma kıyasla 1,75 derece artması beklenmektedir. Bu dönemde kullanılabilir su potansiyelinin 90,9 milyar metreküp seviyesine düşeceği ve mevcut duruma göre yüzde 18,7 oranında azalacağı öngörülmektedir. İklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkilerinin, artan nüfusun, gelişen tarımsal ve endüstriyel üretimin su ihtiyaçlarının birlikte değerlendirildiği havza bazlı su-nüfus projeksiyonlarına göre 2030 yılı itibarıyla 15 havzada su açığı oluşacağı öngörülmektedir.
Söz konusu çalışma kapsamında 2050-2070-2100 yılları için yapılan projeksiyonlarda; 2050 yılında sıcaklık artışının 2,5 dereceye ulaşacağı, su potansiyelinin yüzde 10,5'lik bir azalma göstereceği ve 100,2 milyar metreküp seviyesine düşecek. 2070 yılı projeksiyonlarına göre sıcaklık artışının 3,7 derece olacağı, kullanılabilir su miktarının yüzde 21,7 oranında azalarak 87,7 milyar metreküpe düşecek. 2100 yılına gelindiğinde ise sıcaklık artışının 6 dereceye ulaşacağı, su potansiyelinde ise yüzde 26,4 oranında azalma olacağı ve 82,4 milyar metreküpe gerileyeceği öngörülmektedir.”
Yağış miktarının azalmasına bağlı riskler
Planda, yağış miktarındaki azalma ve sıcaklık artışına bağlı olarak gelişen kuraklık etkisiyle birlikte; toprak neminde azalma, buharlaşmanın artması, yerüstü ve yeraltı su kaynaklarında, nehir akımlarında ve baraj rezervuar seviyelerinde düşüş yaşanması sonucunda ortaya çıkabilecek riskler ise şöyle sıralanıyor:
- İçme-kullanma suyu kaynaklarında azalma, hane halkı su ihtiyacının karşılanamaması,
- Ekosistemlerin sürdürülebilir su ihtiyacının karşılanamaması,
- Su kalitesinde bozulma ve su kaynaklarının kirlenme riski,
- Tarımsal sulama suyu ihtiyacının karşılanamaması ve buna bağlı olarak tarımsal üretim ve mahsul veriminde düşüş,
- Enerji üretimi ve sanayi sektörlerinde su ihtiyacının karşılanamaması nedeniyle ekonomik kayıplar,
- Ticaret, turizm, rekreasyon, madencilik, hayvancılık, taşımacılık ve ulaşım gibi sektörlerin suya dayalı faaliyetlerinde aksaklıkların ortaya çıkması ve buna bağlı ekonomik kayıplar.
Tarımda su verimliliği yüzde 52
Ulusal Su Planı’nda dünyadaki tarımsal amaçlı su kullanımının, toplam sektörel su kullanımlarının yüzde 69'unu oluştururken, bu değer Avrupa için yüzde 21, Afrika için yüzde 82 ve Asya için ise yüzde 81 olduğu belirtilerek: “ Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de su kullanımının en yoğun olduğu sektör yüzde 79 kullanım oranı ile tarım sektörüdür. Diğer yandan, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri tarımsal üretimle birlikte gıda güvenliği için de tehdit oluşturmaktadır. Toplam bitki sulama suyu ihtiyacının su kaynağından şebekeye alınan su miktarına oranını gösteren tarımsal sulama randımanı ülkemizde yaklaşık yüzde 52 civarındadır. Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı gereğince sulama randımanının 2030 yılına kadar yüzde 60 ve 2050 yılına kadar yüzde 65 seviyesine yükseltilmesi hedeflenmektedir.” bilgisine yer veriliyor.
Taşkın, kuraklık, çölleşme ve erozyon sorunu büyüyor
Hidrometeorolojik afetler olarak ifade edilen taşkın, kuraklık, çölleşme ve erozyon ile su kaynaklı hastalıkların küresel ölçekte giderek daha büyük bir sorun haline geldiği belirtilen Ulusal Su Planı’nda: “Hidrometeorolojik afetler her biri kendine özgü riskler taşıyan, fakat sıklıkla birbirini tetikleyen doğal olaylar olarak karşımıza çıkmakta olup yalnızca çevresel ve ekolojik dengeleri değil, aynı zamanda insan sağlığını, ekonomi ve altyapıyı da derinden etkilemektedir.
Afet yönetimi, afet öncesi hazırlık, afet sırasında müdahale ve afet sonrası iyileştirme olmak üzere tüm aşamaları içermekte ve dirençlilik kavramı temelinde ele alınmaktadır. Hidrometeorolojik afetlerin oluşturduğu tehditlerin etkili bir şekilde yönetilmesi için çok-disiplinli bir yaklaşım gerekmektedir.
Küresel iklim değişikliği, öngörülemeyen meteorolojik olayların sayısını ve şiddetini artırmakta, çeşitli doğal afetlere neden olmaktadır. Bu doğal afetler arasında en sık yaşanan ise taşkın afetidir.” deniliyor.
Taşkınlar can ve mal kaybına neden oluyor
Ulusal Su Planı’nın yayımlanmadan kısa süre önce Türkiye’nin birçok bölgesinde su taşkınları meydana geldi. Can ve mal kaybına neden olan taşkınlar, dünyada en yıkıcı afetler arasında yer alırken, Türkiye’de de can ve mal kaybı açısından tüm afetler arasında ikinci, meteorolojik afetler arasında ise birinci sırada yer alıyor.
Taşkın, bir akarsuyun çeşitli nedenlerle yatağından taşarak çevresindeki arazilere, yerleşim alanlarına, altyapı tesislerine ve canlılara zarar vermesi sonucunda bölgedeki ekonomik ve sosyal faaliyetlerin kesintiye uğramasına yol açan bir doğal afet olarakl değerlendiriliyor. Etkilerinin büyük olmasının başlıca nedeni ise, taşkın alanlarındaki yerleşimler, akarsu yataklarına yapılan müdahaleler ve hızla gelişen kentleşme ile sanayileşme faaliyetlerinin neden olduğu yüzeysel akışın artışıdır.
Ulusal Su Planı’nda taşkınların yıkıcı etkisi şöyle anlatılıyor: “Ülkemizde 1975 yılından bu yana 2 bin 600'ün üzerinde taşkın meydana gelmiş olup bu taşkınlarda 900'den fazla vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Yaklaşık 1 milyon hektar alan taşkına maruz kalmış ve taşkınlardan kaynaklanan ekonomik kayıp 4 milyar dolar üzerindedir. Sadece 7-11 Temmuz 2023 tarihleri arasında çoğunluğu Karadeniz Bölgesinde meydana gelen taşkın ve sel EMDAT Uluslararası Afet Veri Tabanı istatistikleri olaylarında, 5 milyar Türk Lirası maddi kayıp meydana gelmiştir. Dolayısıyla can ve mal kaybına sebep olan taşkınlara karşı gerek yapısal gerekse yapısal olmayan çalışmaların yapılması zarureti bulunmaktadır.
Kuraklık birçok sektörü olumsuz etkiliyor
Birçok sektörü olumsuz etkilemesi nedeniyle kuraklık afetinin anlaşılması, yönetilmesi ve tahmin yöntemlerinin geliştirilmesinin son derece önemli olduğu belirtilen Ulusal Su Planı’nda kuraklıkla ilgili özetle şu konulara dikkat çekiliyor: “ Kuraklığın, daha az yağış, daha yüksek sıcaklıklar ve buna bağlı olarak daha fazla buharlaşma, sıcak hava dalgalarının daha uzun süreli ve şiddetli geçmesi, daha fazla böcek ve haşere üremesi, susuzluk ve kıtlık yaşanması, daha sık ve uzun süreli orman yangınlarının olması ve hastalıkların artması gibi oldukça yıkıcı sonuçları bulunmaktadır.
Dünya genelindeki nüfus artışı ile birlikte tarım, enerji ve sanayi gibi suyla ilgili sektörlerdeki gelişmeler tüm dünyada su talebini artırmıştır. Kuraklığın içme suyu, tarım ve sanayi gibi sektörler üzerindeki olumsuz etkilerine ek olarak, akarsu rejimlerinin bozulması, göl hacimlerinde azalma, yeraltı su seviyelerinin düşmesi ve sucul ekosistemlerde habitat daralması gibi çevresel etkileri de dikkate alındığında, kuraklıkla ilgili çalışmaların önemi daha da artmaktadır.
Tarımsal kuraklık, belli bir dönem içinde mevcut bir ürünün büyümesi için gerekli olan toprak neminin eksikliği sonucu ortaya çıkar. Tarımsal kuraklık, çoğunlukla meteorolojik kuraklıktan sonra, hidrolojik kuraklıktan önce görülmektedir. Tarımsal kuraklık, çok boyutlu yapısı ve çeşitli olumsuz etkileriyle sosyoekonomik sorunlara yol açmakta ve toplumsal refahı etkilemektedir. Özellikle ekonomisi tarıma dayalı ülkeler veya bölgeler için bu sorunlar daha tehlikeli boyutlara ulaşabilmektedir.
Sosyoekonomik kuraklık; meteorolojik, hidrolojik ve tarımsal kuraklıktan kaynaklı bazı ekonomik değere sahip olan ürünlerin arz ve talep ilişkisinde meydana gelen değişime denilmektedir, içme suyu, soğutma suyu, yem, tahıl, su ürünleri ya da hidroelektrik enerji gibi birçok ekonomik ürünün temini iklim koşullarına bağlı olup iklimin doğal değişkenliği neticesinde su temini ihtiyacı o yılların iklim koşulları nedeniyle karşılanamadığı noktada sosyoekonomik kuraklık başlamaktadır.”
Özetle, Ulusal Su Planı kapsamlı bir çalışma. Su ile ilgili tüm veriler, çalışmalar yer alıyor. Plan yapmak elbette önemli ama daha da önemlisi o planı uygulamaktır. Su konusunda daha önce de yazmıştım, doğru yönetemezsen suyun azı da çoğu da zarar.
Ulusal Su Planı’nın 8 temel hedefi
1- Kurumsal ve yasal yapının güçlendirilmesi
2- Su kaynaklarının kalite ve miktar olarak korunması, iyileştirilmesi ve geliştirilmesi
3- Değişen iklim şartlarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması
4- Hidrometeorolojik afet risklerinin azaltılması
5- Bütünleşik su yönetiminde dijital dönüşüm
6- Su yatırımlarının önceliklendirilmesi ve finansman mekanizmalarının geliştirilmesi
7- Su, enerji, gıda ve ekosistem bağlantısının güçlendirilmesi
8- Eğitim, farkındalık ve iş birliğinin artırılması
