Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, “Türkiye'nin gayri safi milli hasılası içerisinde tarımın payı oldukça düşük. Türkiye'nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi tarım” diyor.
Cumartesi günü bir kez daha Mersin’deydik. Diğer kentlere de örnek olabilecek bir işbirliği var Mersin’de. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi, Gıda Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve Mersin Ziraat Odası işbirliği ile 2019 yılından bu yana “Üretmezsek Tükeniriz” başlığı altında her yıl tarımla ilgili farklı bir konuda halka açık, bir toplantı düzenleniyor.
“Üretmezsek Tükeniriz” toplantı serisinin bu yılki konusu “Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde/ Tarımın Geleceği” olarak belirlendi ve 18 Nisan Cumartesi günü yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Sektörün tüm paydaşları katıldı.
Tarım, milli güvenlik meselesi
Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, açılış konuşmasında 2019 yılından bu yana bu toplantıların yapıldığını hatırlatarak şunları söyledi: “Üretmezsek, çalışmazsak tükeniriz. Her alanda böyle üreteceğiz, çalışacağız. Müstemleke olmamak için, bir yerlere bağımlı kalmamak için çalışmak bizim düsturumuz olacak. Tarım deyince ülkemiz, tarım deyince Mersinimiz akla gelir. Biz tarım toplumu olduğumuzu hep söyleriz. Cumhuriyetin kurulduğundan bu yana, hele hele ilk yıllarında Türkiye'de sanayi yokken, yatırımcı yokken bir tarım toplumu olarak Türkiye Cumhuriyeti değerlendirilirdi. Ama gelişen süreçler içerisinde farklı alanlardaki gelişmeler sanayide, teknolojide birçok alanda tarım toplumu kavramını biraz daha geriletti. Rakamlara baktığınız zaman iyice geriletti. Türkiye'nin gayri safi milli hasılası içerisinde tarımın payı oldukça düşük. Diğer sektörlere göre yıllara göre değişir. Bu 5 olur, 6 olur, 7 olur, 8 olur. 10'lardan, 12'lerden şimdi bu seviyelere geldi. Rakamlar bizleri aldatmasın. Türkiye'nin cirosunda tarımsal üretimin payı düşük olabilir rakamsal olarak. Ama Türkiye'nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi tarım.”
Kendimize yeten ülke olmalıyız
Bunun yanında tarımın önemli bir sosyal sektör olduğuna dikkat çeken Seçer: “ Her dört kişiden birinin tarımdan geçindiği, direkt ya da dolaylı olarak çalıştığı, evinin rızkını çıkarttığı bir sektörü küçük bir sektör, elinizin tersiyle itilecek bir sektör, olursa olur, olmazsa da olur denilecek bir sektör olarak değerlendiremezsiniz. Mutlaka dünyaya, çağa ayak uydurmak, sanayi devrimini geç de olsa teknolojik devrimini gecikmeden gerçekleştirmek, dünyada artık her şeyin bilimle rekabet olduğu gerçeğine bakarsanız ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ düsturuyla Mustafa Kemal Atatürk'ün düsturuyla bakarsanız elbette ki çocuklarımıza iyi eğitim verdireceğiz. İyi bilim adamları yetiştireceğiz. İyi mühendisler, iyi şairler, iyi sanatçılar. Dünyada bizi maruf yapacak olan, dünyada bizi tanıtacak olan bunlar. Ama bütün bunların olabilmesi için de kendimize yeten bir ülke olmamız lazım. Karnımızı doyurabilecek bir üretimin olması lazım. Jenerasyonların sağlıklı devamı için bir tarımsal üretimin olması lazım. Güçlü bir gıda sektörünün olması lazım” diye konuştu.
Savaşlar, üretimi, lojistiği yaşamın her alanını etkiliyor
Dünyada ve bölgede önemli gelişmeler yaşandığını, jeopolitik kırılmalar olduğunu ve savaşların etkileri olduğunu belirten Seçer: “Savaşlar dolayısıyla alınan kararlar oluyor. Bu üretimi etkiliyor, lojistiği etkiliyor. Doğal olarak ülkelerin de evdeki hesabını çarşıya uydurmamaya başlıyor. Hatırlayın birkaç yıl önce Türkiye'nin kuzeydoğusunda Kafkaslarda Rusya, Ukrayna, Karadeniz'in karşı kıyısında bir ateş çemberi oluştu. Türkiye, buğdaysız kaldı. Soya fasulyesinin önemli bir kısmı oradan ithal ediliyordu. Soyaya dayalı sektörler ciddi sıkıntılar yaşadı. Sadece soya fasulyesi yağını çıkartıp insan gıdası için değil aynı zamanda yem sektörünün ana kullanıcı ürünlerinden bir tanesi. Şimdi İran, İsrail, Amerika kapışmasında işte Hürmüz Boğazı'nın yarattığı tehditler. Petrol geçiş yapamadı. Petrol fiyatları arttı. Petrol demek hayatın ta kendisi demek. Su gibi. Su nasıl hayatın ta kendisi ise yaptığımız tarımsal üretim, domates, buğday, mısır, meyve, aklınıza ne gelirse hayatın ta kendisi ise şu anda enerji de dünyada hayatın ta kendisi. Çünkü her şeyimize etki ediyor.
Petrol fiyatının artmasından burada etkilenmeyen bir yurttaş var mı? Çiftçi de etkilendi, esnaf da etkilendi, devletler etkilendi, hükümetler etkilendi, belediyeler de etkilendi. Hepimizin maliyeti arttı. Dengeler altüst oldu. Doğal olarak bütün bu gerçekler ışığında tarım her geçen gün çok daha önemli olacak. Bunun bu gerçeği bilen devletler, o devletleri yöneten iktidarlar bu krizleri önleme açısından daha şanslı durumda olacak. Ama saldım çayıra mevlam kayıra böyle gelmiş böyle gider. İyi kötü çalışıyorlar üretiyorlar. Bazı yıllar kazanıyorlar bazı yıllar zarar ediyorlar. Varsın böyle olsun deyip koyverdiğiniz noktada Türkiye'de tarımı bir yere getiremezsiniz. Çiftçinin de iki yakasını bir araya getiremezsiniz” dedi.
Tarıma destek artarak sürecek
Mersin’in tarımsal potansiyelinin ve ürün çeşitliliğinin önemine değinen Seçer, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ben, biliyorsunuz biraz çiftçiyim, biraz ziraatçıyım. Göreve geldiğim günden bu yana bu gerçekle belediye başkanlığı yapıyorum. Her yıl tarımsal desteklerde efendim bütçemiz az, çok kısalım şunu yapalım bunu yapalım yok. Geçtiğimiz yıl 215 milyon lira bir direkt destek bütçesi ayırmıştık. Bu yıl 367 milyon lira ayırdık. Yüzde 71 artış yaptık. Bizim kümülatif bütçemizde bu kadar artış olmadı. Bir önceki yılın bütçesine göre Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin bütçesi yüzde 30 civarında arttı. Ama tarımsal destekler farklı. Neden? Girdi fiyatları her geçen gün artıyor. Bu gerçeği gördük. Biliyorsunuz sosyal politikalar konusunda Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak söyleyeceğimiz çok şey var. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Türkiye söylüyor. Türkiye'deki yerel yönetimler Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal politikalar konusundaki başarılarını biliyor ve işbirliği yapmak istiyor. Biz de bunu memnuniyetle gerçekleştiriyoruz. Tarım destekleri bizim için sosyal politikadır.”
Gelecek 25 yılı, 50 yılı planlamalıyız
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, açılış konuşmasında su kaynaklarının hızla azaldığını, iklimin dengeleri bozduğunu, savaşların ise sadece sınırları değil gıda zincirlerini de kırdığını belirterek özetle şunları söyledi:“ Enerji fiyatlarındaki artış, petrol ve türevlerindeki dalgalanmalar, lojistikte yaşanan kopmalar. Bunların hepsi doğrudan tarlalara yansıyor. Gübre pahalıysa üretim pahalı, mazot pahalıysa hasat pahalı, lojistik kırılmışsa pazar belirsiz. Yani artık tarım sadece üretim değil stratejik bir güç alanı haline geliyor ve bu yeni dönemde şunu net görmek zorundayız. Tarım, bir sektör değil bir güvenlik meselesidir. Tarım olmazsa sanayi olmaz. Tarım olmazsa turizm olmaz, lojistik olmaz. Tarım olmazsa biz olmayız. İşte bu yüzden tarımı diğer sektörlerle aynı terazide tartamayız. Tarımı desteklenen bir alan değil, korunması gereken bir varlıktır. Bu yüzden artık sadece kendi içimizde değil, aynı iklim kuşağında ülkelerle birlikte düşünmek zorundayız. Akdeniz hafızasında yer alan ülkeler benzer iklim, benzer ürünler ve benzer risklerle karşı karşıya. Bizler de Akdeniz'e kıyısı bulunan ülkelerle üretim planlamasını birlikte nasıl yapabilirizi konuşuyoruz? Kolay değil ama mümkündür.
Artık planlı üretimi sadece Türkiye için konuşamayız. Üreten ülkelerle birlikte planlama yapmak zorundayız. Çünkü herkesin aynı ürünü ürettiği bir düzende kazanan olmaz. Birbirimize rakip değil, birbirimizi tamamlayan üretim modelleri kurmak zorundayız. Çünkü önümüzde sadece bugünü değil 25 yıl, 50 yıl sonrasını şimdiden planlama zorunluluğu var. Artık her ülkenin kendi ürününü üretmeye çalıştığı bir dönem yerine birbirini tamamlayan planlı bir üretim modeline geçmek zorundayız. Çünkü dünya açlıkla mücadele ediyor ve çok yakın bir gelecekte bir limonun, bir portakalın bile çok önemli değer taşıdığı bir dönemi yaşayacağız.”
Gıdada israfı durdurmadan üretimi yönetemeyiz
Üretimde yeni bir dengenin kurması gerektiğini, öncelikle ülkenin gıda güvenliğini sağlayan, planlı ve yüksek katma değerli ihracat hedefleyen bir üretimin benimsenmesi gerektiğini anlatan Çakır, “ Önemli bir gerçek daha var. Biz sadece üretimi konuşuyoruz ama tüketimi ve israfı konuşmuyoruz. Bugün bir tabak yemek topraktan sofraya gelene kadar su, gübre, emek, enerji ve lojistikten oluşan uzun bir yolculuktan geçiyor. Ama ne yazık ki restoranlarda, otellerde, açık büfelerde hatta evlerimizde bu emeğin önemli bir kısmı yenmeden çöpe gidiyor. Bir taraftan üretim maliyetlerinden şikayet ediyoruz. Diğer taraftan ürettiğimizi israf ediyoruz. Bir tarafta açlık var, diğer tarafta israf var. Bu sürdürülebilir değildir. Artık şunu açıkça söylemek zorundayız. İsrafı durdurmadan üretimi yönetemeyiz. Belki porsiyonlarımızı değiştirmek zorundayız. Belki tüketim alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız. Belki de üretimi tüketeceğimiz kadar planlamak zorundayız.
Sözleşmeli üretim, planlı tarım, doğru tüketim. Bunların hepsi artık zincirin bir parçalarıdır. Çünkü biz israfı azaltabilirsek daha az üretimle daha çok değer üretebiliriz. Daha az su kullanırız, daha az gübre kullanırız. Daha sürdürülebilir bir tarım kurarız. Mersin bu dönüşümün öncüsü olabilir.
Toprağıyla, iklimiyle, üretim kültürüyle ve lojistik gücüyle bu şehir sadece üretimin değil akıllı ve planlı merkez akıllı ve planlı tarımın merkezi olabilir ama bunun için birlikte hareket etmek zorundayız. Kamu, yerel yönetimler, odalar, kooperatifler ve üreticiler. Aynı hedefe bakmadan bu dönüşüm mümkün değildir. Bizler üretimin sürdürülebilirliği, üreticinin korunması, tarımın geleceğe hazırlanması için bu sürecin takipçisi olacağız. Çünkü biliyoruz ki üretmezsek tükeniriz ama israf edersek de kaybederiz. Plansız üretirsek de geleceğimizi riske atarız. Bu bilinçle hareket etmek zorundayız” bilgisini verdi.
Moderatörlüğünü yaptığım panelde ise finans gazetecisi, ekonomi programcısı sevgili Açıl Sezen ve tarım editörü İrfan Donat ile görüşlerimizi paylaştık. Çok sayıda soruyu yanıtladık. Katılımcılar görüşlerini aktardı.
Özetle, geçmiş yıllarda olduğu gibi oldukça verimli bir toplantı oldu. Hem güncel konular ele alındı, hem de katılımcılar yaşadıkları sorunları, önerilerini dile getirdi. Onları da yeri geldikçe paylaşacağız.
Toplantıda ve sohbetlerimizde öne çıkan konular
- Savaşın etkisi ile mazot, gübre, enerji maliyetlerinde çok büyük artışlar oldu. Bu maliyetler çiftçinin ürettiği ürüne yansıtılmazsa ve özellikle gübre ve mazotta ek destek verilmezse birçok üretici ciddi sorunlar yaşar.
- Kendine yeterlilik, pandemi döneminde olduğu gibi, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldırısı ile başlayan savaş nedeniyle daha çok önem kazandı. Kendine yeterlilik için özellikle tarımda, gıdada üreticinin desteklenmesi ve artan maliyetin karşılanması gerekiyor.
- Türkiye, yeni döneme kendini hazırlamak zorunda. Gıdada, tarımda, sanayinin eksik olduğu dallarda fiyata bakmadan gerekirse devlet destekleriyle, gerekirse teşvik mekanizmasını çalıştırarak üretimi sürdürülebilir hale getirmeli. Çünkü, İran Savaşı, dışa bağımlılığın risklerini bir kez daha gösterdi. Enerji bağımlılığının, gübrede hammadde bağımlılığının nasıl sonuçlar doğurduğu görüldü.
- Yeni dönemin ticareti kurallarında ciddi farklılıklar olacak, tedarik zincirinde, ürün alınan ve satılan pazarlarda çeşitlilik önemli. Tek pazara bağımlılık büyük sorunlara neden olabilir.
- Savunma sanayinde olduğu gibi tarım ve sanayide de yeni hamlelere ve üretim odaklı yatırımlara ihtiyaç var. Maliyetler yüksek diye Mısır’a, Afrika’ya gidenlere ‘giderse gitsin’ mantığı ile bakılmamalı. İçerde üretim kaybedilirse yarın dışarıdan ürün alınamazsa sonuçları ağır olur.
-Türkiye, üretimi, sanayiyi, tarımı, toprağı, suyu korumak üzerine politika geliştirmeli.
- İklimsel riskler, savaşın etkileri ile riskin bu kadar yüksek olduğu tarımda üretimin sürdürülebilirliği için mutlaka ilave desteklere ihtiyaç var.
-Mersin’de üretilen meyve ve sebzelerin daha katma değerli hale gelmesi, ihraç edilmesi ve üreticisine para kazandırması için kurutularak, dondurularak piyasaya arz edilmesi sağlanmalı. Bunun için kurutma ve dondurma tesislerinin desteklenmeli. Kurutma ve dondurma veya dondurarak kurutma raf ömrünü de uzatıyor.
-Narenciyeden para kazanamayan üretici tropikal meyvelere; kivi, ananas, avokado, mango gibi ürünlere yöneliyor. Tropikal meyveler çok su tükettiği için bu yönelime karşı olanlar var. Tropikal meyve üreticileri ise suyun verimli kullanılması durumunda çok su tüketilmediğini savunuyor.
- Tarımda, kırsalda nüfus yaşlanıyor. Gençleri tarıma kazandıracak çalışmalar yapılmalı. Tarımın yükü kadınların üzerinde ama kadınların emeği görünür değil, bunu mutlaka görünür kılmak gerekir.
- Kooperatiflere özel destek sağlanarak üreticinin örgütlenmesi sağlanmalı.
-Üreticiler, ürettiği sütün, etin, meyvenin, sebzenin fiyatını belirleyememekten ve üretim maliyetleri artarken, ürün fiyatlarının aynı oranda artmamamsından şikayetçi.
- Tarımda işçi sorunu her geçen gün daha da büyüyor. Üreticiler işçi bulamamaktan yakınırken, çalışanlar ücretlerin yetersiz olmasından şikayetçi. İşçilik sorunu üretimi olumsuz etkileyecek boyutlarda.
- İhracatçılar, artan maliyet ve fiyatlar nedeniyle rekabet edemediklerini belirtirken sektöre danışılmadan alınan ihracat yasağı kararları nedeniyle pazar kaybettiklerini ifade ediyor.