7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO zirvesi var. Türkiye, ABD’nin liderliğini üstlendiği bu transatlantik savunma paktına 1952’de üye oldu. 70 yıl önce milletlerarası stratejik ilişkilerin ana unsuru savunmaydı. Son yıllarda jeopolitik dengelere etki eden teknolojik ve finansal dönüşümlere bağlı olarak, ABD yeni ittifaklar kurmaya başladı. Temmuz ayında Ankara’daki NATO zirvesine katılan liderler de savunma ittifakını konuşacak. Ama ABD, yeni ittifaklarını artık savunmadan daha çok dolar ve silikon üzerinden kuruyor. İş dünyası için kritik olan bu ittifaklarda yokuz. Gelin size küresel mimarinin yeni ittifaklarını anlatayım.
NATO’nun esprisi, üyelerinden biri dahi saldırıya uğrasa, ittifakın üyelerinin askeri olarak topyekûn biçimde bu üyenin yardımına koşacağını vaat etmesi. Tabii, üyelerin hepsinin bildiği bir gerçek de ABD’nin bu ittifakta sahip olduğu askeri kapasite ile kilit pozisyonda olduğu. Ayrıca daha zayıf nitelikte de olsa, ABD’nin NATO dışında Japonya, Kore, Filipinler, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya da benzer taahhütleri bulunuyor. Yani kabaca NATO’daki 32 ülkeyle beraber 37 ülkelik bir sistemden bahsedebiliriz.
Gelelim ABD’nin kurduğu yeni ittifaklara. Bunların odağı ekonomik ilişkiler. Biri adı konmamış bir ittifak: Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) açtığı swap hatları üzerinden gelişiyor. Diğeri ise 2025’te kurulan yapay zekâ değer zincirinin kritik ülkelerini bir araya getiren Pax Silica. Bu iki ittifakın da NATO benzeri kurumsal bir yapısı veya ortak komuta merkezi yok. Ama birazdan anlatacağım üzere ikisi de değişen dünyada gittikçe NATO kadar önemli konumlara geliyor.
Dolar swap hattı şöyle çalışıyor: Anlaşmaya taraf olan ülkenin merkez bankası, FED’e kendi para biriminden belirli bir tutar veriyor; karşılığında o günkü kur üzerinden dolar alıyor. Vade sonunda işlem, başta belirlenen kur üzerinden tersine çevrilerek dolarlar FED’e iade ediliyor. Bu yönüyle FED ile swap hattına sahip olmak bir ülke için dolar likiditesi sorunu yaşamamayı garanti eden stratejik bir ayrıcalık.
FED swap hatlarını ilk olarak, 2008 krizinde İngiltere, Avrupa, İsviçre ve Japonya merkez bankalarına açmıştı. COVID-19’da Güney Kore, Singapur, Brezilya, Meksika, İsveç, Norveç, Danimarka, Yeni Zelanda ve Avustralya’ya da swap hattı açıldı. Geçen hafta Amerikan Hazine Bakanı Steve Bessent, Körfez Savaşı nedeniyle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a swap hattı açılmasının planlandığını açıkladı. Malum, bu ülkeler adeta doların içinde yüzüyor; likidite sorunları yok. Ancak ABD siyaseten dolar swap hatlarını hem stratejik destek olarak görüyor hem de ilgili ülkelerin dolar bağımlılığını sürdürmek için araç olarak kullanıyor. Yani bir bakıma petrol ticaretinin Çin yuanı ile yapılması (petro-yuan) senaryosunun da önüne geçiyor. NATO’nun nükleer şemsiyesi ile doların küresel rezerv para pozisyonu birbirini tamamlayan unsurlar. Hemen belirtelim, COVID-19 krizinin başlarında Türkiye’nin swap hattı talebi FED tarafından reddedilmişti.
Gelelim Pax Silica’ya. Bu ittifakı kuran ABD’nin Ekonomik İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jacob Helberg ile önceki yıllarda Münih’te bir konferansta tanışmıştım. Geçenlerde gündem olan Palantir manifestosunu anlatan Mart 2025’teki yazımı okursanız, tam olarak orada anlattığım kafa yapısındaki bir adam. Jacob, Pax Silica’yı kurarken bu yeni yapılanmayı yapay zekâ çağının G7’si olarak tanımlamıştı. Nasıl G7 ekonomileri demokrasi ve serbest pazar ekonomisinin korunması ve geliştirilmesinde birbirlerini kolluyorlarsa, Pax Silica üyeleri de yapay zekânın Amerikan değerlerine göre geliştirilmesi konusunda birbirlerini koruyup kollayacak, zor zamanlarda birbirlerine destek olacak.
Pax Silica’nın kurucuları Japonya ve Güney Kore dünyanın başlıca çip üreticileri; Hollanda çip üretiminde kullanılan litografi makinelerinin tek üreticisi; ABD, İngiltere ve İsrail yapay zekâ modellerinin ve bunları çalıştıran çiplerin tasarlandığı merkezler; Avustralya ise çiplerde kullanılan kritik minerallerin en çok bulunduğu memleketlerden biri. İttifaka sonradan (ABD-Çin arasında diplomatik kriz olmasın diye “gözlemci” olarak katılan) Tayvan da diğer büyük çip üreticisi. Sonradan ittifaka Yunanistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, İsveç, Finlandiya, Filipinler ve Norveç de dahil edildi. Ama ABD henüz Avrupa Birliği ve Kanada’yı yapay zekâ açısından aynı değerler sistemi içinde görmediği için bu iki aktör “gözlemci” statüsünde kaldı. Washington, Avrupa’nın Yapay Zekâ Kanunu (AI Act) gibi aşırı düzenlemeleri olduğu sürece bu konuda Brüksel ile aynı masaya oturmak istemiyor.
Acaba ABD’nin en has müttefikleri kim? Bunun için NATO, swap hatları ve Pax Silica’nın kesişiminde hangi ülkeler var diye bakalım: Avustralya, Finlandiya, Yunanistan, Japonya, Hollanda, Güney Kore ve İngiltere. Bu listeye, yazıya dökülmese de zımni askerî ittifakı herkesçe bilinen İsrail’i de ilave etmek lazım. Aynı zamanda İsrail, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmasına rağmen ABD’nin en çok dış yardım yaptığı ülkelerin başında geliyor. Öte yandan, Yunanistan nasıl oluyor da bu ittifakların üçünde de kendine yer buluyor, bu da üzerinde düşünülmesi gereken bir soru.
ABD’nin yeni dünyada üç ittifak sistemi var: NATO ile askeri güvenlik, FED swap hatları ile finansal güvenlik ve Pax Silica ile teknoloji güvenliği. Türkiye olarak NATO’da varız, diğerlerinde yokuz. Bu durumun getirebileceği stratejik kırılganlığı anlamamız, ABD ile diplomatik ilişkilerimizi ve Amerikan kurumlarındaki lobi faaliyetlerimizi bu anlayışa göre şekillendirmemiz lazım.