FERZAN ÇAKIR
Bu sene üçüncüsü gerçekleşen Sosyal Etki Zirvesi’26, Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle “Eşitlik için Söz & Eylem İlişkisinde Şeffaflık, Kapsayıcılık ve Dayanışma Kültürü” mottosuyla İş Sanat’ta düzenlendi.
“Rengimiz Mor” odağındaki zirvede 323 paydaş buluştu. Kültür, sağlıklı yaşam, yapay zekâ, kuşaklar arası diyalog, iklim politikaları, dijitalleşme, sanat ve gençlik gibi başlıklarda gerçekleştirilen oturumlarda toplumsal eşitlik, sosyal etki ve dayanışma kültürü ele alındı. Açılış konuşmalarını Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu Kurucusu ve Organizasyon Lideri Münteha Adalı ile EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ’ın yaptığı zirvede, canlı sanat performansları, müzik dinletileri ve gençlik etkinlikleri de yer aldı. Zirve boyunca ressam Elmira Akarsu, sanatçı Pınar Kuseyri ile ressam Aydan Baktır’ın canlı resim performansları gerçekleştirildi.
“SÖZLER HAVADA KALDIĞINDA GÜVEN SARSILIYOR”
Zirvenin açılış konuşmasını yapan Sosyal Fabrika Toplumsal Dönüşüm Platformu Kurucusu ve Organizasyon Lideri Münteha Adalı, Sosyal Etki Zirvesi’nin üçüncü yılında 323 sivil toplum paydaşını bir araya getirdiklerini belirterek, zirvenin temel hedefinin toplumsal farkındalık yaratmak olduğunu söyledi. “Sessiz kalmanın utancını yaşamak istemedim” diyen Adalı, toplumsal sorunlar karşısında birlikte hareket etmenin önemine dikkat çekti.
Toplumsal dönüşümün en temel sorunlarından birinin söz ile eylem arasındaki kopukluk olduğunu söyleyen Adalı, iş dünyasında yıllar boyunca söz ve eylem ilişkisindeki kırılmaları gözlemlediğini ifade etti. “Eğer bu kadar sorunu konuşuyor, bu kadar sivil toplum kuruluşu ve sosyal sorumluluk projesi üretmemize rağmen hâlâ aynı problemleri yaşıyorsak, burada eksik kalan bir şey var demektir” diyen Adalı, toplumdaki güven kaybının temelinde sözlerin pratiğe dönüşmemesinin yattığını söyledi. Adalı, “Ağızdan çıkanı kulak duymadığında beden harekete geçemez. Beden harekete geçmediğinde o sözler havada kalır, güven sarsılır” ifadelerini kullanarak toplumsal güvenin ancak davranışlarla yeniden kurulabileceğini belirtti.
“KOLAY PARA DEĞİL, ÜRETİM DEĞERLİ HALE GELMELİ”
EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ise toplumsal dönüşüm ve kapsayıcılık tartışmalarının ekonomik yapıdan bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. Özellikle üretim kültürünün zayıflamasının gençler üzerinde önemli etkiler yarattığını belirten Güldağ, kolay para kazanma anlayışının toplumdaki kırılmaları artırdığına dikkat çekti.
Güldağ, gençlerin emek vererek ilerleyebileceklerine dair inançlarını kaybetmeye başladığını ifade ederek, bunun yalnızca ekonomik değil aynı zamanda toplumsal bir sorun haline geldiğini belirtti.
“İyi bir fikre sahip olmanın temel koşulu çok sayıda fikre sahip olmaktır” diyen Güldağ, aynı masa etrafında farklı düşüncelerin bir araya gelebilmesinin toplumsal gelişim açısından kritik olduğunu ifade etti. Türkiye’nin ekonomik çeşitliliğinin önemli bir avantaj sunduğunu da belirten Güldağ, ürün çeşitliliğinin Türkiye’yi önümüzdeki dönemde daha güçlü bir konuma taşıyabileceğini söyledi.
KAPSAYICILIKTA EN BÜYÜK YÜK KADINLARIN OMZUNDA
Zirvede “Verilerle Sosyal Etki” başlıklı bir konuşma yapan KONDA Araştırma Genel Müdürü Aydın Erdem, Türkiye’de kapsayıcılık kültürünün hâlâ önemli boşluklar barındırdığına dikkat çekti. Erdem, yetişkin nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun gönüllülük veya sivil toplum faaliyetlerinde yer aldığını söyledi. Dayanışma kültürünün ise daha çok aile ve yakın çevre içinde hissedildiğini belirterek, toplumda en güçlü hissedilen duygunun yüzde 31 ile geçim sıkıntısı olduğunu ifade etti. Toplumun, kurumların toplumsal meselelerde aldığı pozisyonu da yakından takip ettiğini ifade eden Erdem, KONDA verilerine göre her 10 kişiden 4’ünün bir kurumun kadın hakları konusundaki yaklaşımını bilmek istediğini, bu oranın erkeklerde yüzde 35 seviyesinde kaldığını söyledi.
Erdem, ev içi emeğe ilişkin de çarpıcı veriler paylaşarak, evde iki yaş altı çocuğu bulunan kadınların günde yaklaşık 5 saate yakın ev işi yaptığını, aynı evdeki erkeklerin ise ortalama yalnızca 20 dakika civarında ev işi yaptığını belirtti. Erdem, çalışan kadınların da iş yaşamının ardından ev içi emeği sürdürdüğünü ve günde yaklaşık 2 saat ev işi yaptığını, erkeklerde ise bu sürenin yaklaşık 12 dakika seviyesinde kaldığını söyledi.
"GERÇEK DÖNÜŞÜM TABAKTA VE İŞ MODELİNDE BAŞLIYOR"
EKONOMİ Gazetesi Koordinatörü ve Sürdürülebilirlik Editörü Didem Eryar Ünlü moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sürdürülebilirlik, İklim Politikaları ve Biz” panelinde ise iklim krizinin yalnızca çevresel değil aynı zamanda sosyal adalet, gıda ve yaşam biçimi meselesi olduğu vurgulandı. The Good Wild Kurucusu Uzm. Dyt. Dilara Koçak iklim krizinin merkezinde gıda sistemlerinin bulunduğunu söyledi. “Tabakta sadece yemek yok, gezegen, gelecek ve toplum da var” diyen Koçak, son 50 yılda dünya nüfusu iki kat artarken tarım alanlarının daraldığına dikkat çekti. Açlığın olduğu yerde toplumsal eşitlikten söz edilemeyeceğini belirten Koçak, “Bu aynı zamanda bir sosyal adalet meselesi” dedi. Karadeniz’de 161 balık türünden 59’unun yok olduğunu, Akdeniz’de ise her iki balığın birinin midesinde mikroplastik bulunduğunu söyleyen Koçak, yerel üretim ve geleneksel beslenme kültürünün yeniden hatırlanması gerektiğini vurguladı.
Forvis Mazars Türkiye CEO’su İzel Levi Coşkun ise sürdürülebilirliğin şirketler için yalnızca iletişim stratejisi değil, iş modelinin temel unsuru olması gerektiğini söyledi. “Bir şirketin amacı yalnızca kâr etmek olmamalı. Sosyal ve çevresel fayda yaratmak da şirketin varlık nedeni olmalı” diyen Coşkun, sürdürülebilirliğin bütçeden satın alma süreçlerine kadar tüm karar mekanizmalarına entegre edilmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu İklim Elçisi Seren Anaçoğlu ise iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün sorunu olduğunu söyledi. Türkiye’de iklim krizine hâlâ “gelecekte yaşanacak bir problem” gibi yaklaşıldığını belirten Anaçoğlu, iklim krizinin doğrudan insan hakları, gıda güvenliği ve yaşam hakkıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.
"SOSYAL ETKİ ARTIK İŞ YAPIŞ ŞEKLİNİN BİR PARÇASI OLARAK GÖRÜLMELİ"
Özel sektörün sosyal etki alanındaki sorumluluğu da zirvenin önemli başlıkları arasında yer aldı. EKONOMİ Gazetesi Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sosyal Etkinin Gücüne İnananlar” panelinde konuşan Hayat Global Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Çağlayan Kent, kriz dönemlerinde ilk kesilen bütçenin toplumsal fayda projeleri olmaması gerektiğini söyledi. Kent, Edelman Trust Barometer 2026 verilerine göre iş dünyasının devletlerden yüzde 43 daha yetkin, yüzde 27 daha etik görüldüğünü belirterek bunun özel sektör açısından büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini ifade etti.
Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Pazarlama Direktörü Cansu Taç Ekmekçiler ise enerji sektörünün hâlâ erkek egemen bir yapıya sahip olduğunu belirterek kadın mühendisleri destekleyen mentorluk projeleri yürüttüklerini söyledi. Ekmekçiler, şirketlerin sosyal etkiyi yalnızca iletişim çalışması olarak değil, iş yapış biçiminin bir parçası olarak görmesi gerektiğini dile getirdi.
Ashoka Türkiye İletişim ve Topluluk Yöneticisi Can Semercioğlu da toplumsal sorunların tek başına çözülemeyeceğini belirterek sosyal etkinin ancak çok paydaşlı iş birlikleriyle mümkün olabileceğini söyledi. Sosyal girişimlerin özel sektör tarafından çoğu zaman eşit paydaş olarak görülmediğini ifade eden Semercioğlu, sosyal etkinin kısa vadeli iletişim veya yatırım geri dönüşü perspektifiyle değil, uzun vadeli dönüşüm odağıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.
"BİRLİKTE İŞ YAPABİLME KÜLTÜRÜNÜ KAYBEDİYORUZ"
Akkök Holding CHRO’su Duygu Erzurumlu Cengiz moderatörlüğündeki “Kültürel Değişimle Yol Alanlar” panelinde ise iş dünyasında kültürel dönüşüm, fırsat eşitliği ve birlikte çalışma kültürü ele alındı.
İDO Genel Müdürü Murat Orhan, kültürel dönüşümün kurumlar açısından en zorlu alanlardan biri olduğunu belirterek, denizcilik sektöründe kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Orhan, bugün bir gemiyi tamamen kadın çalışanlarla yönetebilecek bir yapıya ulaştıklarını ifade etti.
Yorglass Strateji, Teşvik ve İç Denetim Müdürü Tuğba Söylemiş ise kapsayıcılık çalışmalarının yalnızca iyi niyetle değil, sistemsel bir dönüşümle sürdürülebileceğini belirterek şirket içinde kadın çalışanların mutluluk oranlarını ve çalışma koşullarını ölçtüklerini söyleyerek kapsayıcılık çalışmalarını sürdürülebilirlik raporlarına endekslediklerini söyledi.
Panelde konuşan EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Dr. Şeref Oğuz ise toplumların en fazla birlikte iş yapabilme kültürüne ihtiyaç duyduğunu söyledi. Teknoloji, yapay zekâ ve değişen toplumsal yapının yeni bir dönem yarattığını belirten Oğuz, “20 kişi bir araya gelip 20 metre derinliğinde tek kuyu kazmak yerine, herkes bir metre kazıp suya ulaşamıyor” diyerek ortak hedef etrafında buluşmanın önemine dikkat çekti.