Bu hafta üç günümü Şam’da geçirdim. Kamu ile ilişkiler danışmanlığı verdiğimiz şirketlerden ilgilenebilecek olanlar için istikşafi bir gezi yaptım. Bakanlar ve üst düzey bürokratlarla temas etme imkânım oldu. Herkesin merak ettiği soruya cevap vererek başlayım: Evet, Suriye’de iş yapmak mümkün! Detaylar aşağıda.
Şam’da sokaklar kalabalık. Hem gündüz hem de gece. Şehrin farklı mahallelerinde epey gezdim. Hiçbir asayiş problemi görmedim. Gerginlik yok. İstanbul’da bu kadar gezsem en azından bir iki kavgayla karşılaşırdım. Sokaklarda oransal olarak Türkiye’den daha çok kadın var. Rejim değiştikten sonra İdlib’ten gelen asker ve polisler herkese çok nazik davranıyor, yol sorduğunuzda hemen yardımcı oluyorlar. Söylememe gerek yok, zaten Türk olduğunuzu söyleyince herkesten büyük hürmet görüyorsunuz. Dama Rose Oteli’nin lobisinde yanımda oturan, Almanya’da yaşayan bir Suriyeli, Google Translate kullanarak, “Türkiye’nin yardımlarını hiç unutmayacağız.” diyordu. Türkiye’de hiç bulunmamıştı.
Şam’ın merkezinden arabayla 15 dakikalık mesafelerde 2015 öncesi iç savaşın yaşandığı, kimyasal silah kullanılan mahallelere gidince Suriye’nin neler yaşadığını daha iyi anlıyorsunuz. Taş üstünde taş kalmamış. Enkaz haline gelen binalarda ne kadar cam, çerçeve, boru varsa rejimin askerleri söküp satmış. Bosna ve Afganistan gibi yerlere savaş sonrası gitmiştim. Oralarda dahi böyle bir yıkım görmedim. Bir rejim kendi milletine nasıl böyle şiddet uygular, anlamak çok zor.
Amerikalılar Saddam’ı devirince Irak’ta çok önemli bir hata yapıp Baas Partisiyle alakası olan herkesi devletten kovmuştu. Sonuçta Irak’ta devlet çöktü. Etnik ve mezhepsel gruplar birbirine girdi. Bürokrasiden kovulan eski Baasçılar radikalleşip sonra İŞİD’in çekirdeğini oluşturdu. Ahmed eş-Şara, Beşar Esad’ı devirdiğinde Amerikalıların Irak’ta düştüğü hataya düşmemiş. Tabii ki üst kademeler değiştirilmiş, özellikle bazı bakanlık ve üst düzey görevlere diasporadan atamalar yapılmış. Ancak bürokrasi muhafaza edilmiş. Suriye’de devlet işliyor. Tabii ki etkin, modern bir bürokrasiden söz etmiyoruz. 60 sene dünyaya kapalı kalmış bir ülkenin bürokrasisinden söz ediyoruz. Fakat Şam’da gördüğüm asayiş ve olumlu hava eş-Şara’nın bu politikasının sonucu.
Ben Şam’dayken gördüğüm etkinliklerin biri Suudilerin yaptığı yatırım konferansıydı. Bir diğer etkinlikte de zengin Suriyeliler’e Dubai’den ev satmaya çalışıyorlardı. Yani Körfez ülkeleri Suriye pazarında yerlerini almaya başlamış. Suriye’de savaş sonrasında 13 milyon nüfus kaldığı tahmin ediliyor. Bir o kadar da dünyanın çeşitli yerlerinde Suriyeli diaspora var. Hristiyanlar genelde Fransa ve ABD’ye gitmiş. İlk nesil Müslüman diasporası 80’lerden beri Körfez’e gidenler. O yüzden Körfez ülkelerinin bu diaspora sayesinde ve tabii Arapça avantajı ile ilk adımı atmaları doğal. Suriye’nin en yeni ve kalabalık diasporası ise malum Türkiye’de. Yani en taze bağlar bizde. Bu hem Suriye’de iş yapacak Türk şirketleri için hem de küresel şirketlerin Suriye operasyonlarının Türkiye üzerinden başlatılması için çok büyük fırsat. Suriyeli göçmenler nasıl ülkelerine döner diye değil de Suriyeli göçmenler Türkiye’yi Suriye’ye, belki oradan da başka Arap ülkelerine, nasıl bağlar diye bakmamız lazım. Suriye ekonomisi kalkındıkça fırsat bulanlar zaten memleketine dönecektir.
Türkiye’nin bu süreçte düşebileceği en büyük hata, 90’larda Türk devletleri ile ilişkilerimizde yaptığımız gibi her şeyi bilen bir “abi” gibi davranmak olur. Gerek iş dünyası gerekse resmi ve sivil toplum temaslarımızda “biz şeyi biliriz” tavrına girmememizde fayda var. Ayrıca yine 90’larda Türk devletlerine giden bazı kötü örneklerde olduğu gibi iş bilmez, dolandırıcı iş insanlarını Suriye’den uzak tutmamız lazım. Maalesef insanlar arasında olduğu gibi milletler arasında da güven kazanmak zor; ama kaybetmek çok kolay.
Suriye’nin birçok teknolojide dünyaya kapalı olduğu için geri kalmış olması bazen bir fırsat da olabilir. Örnek vereyim: Türkiye’de hangi mağazaya gitseniz kasada mezarlık gibi yan yana dizilmiş, farklı bankalara ait POS cihazlarını görürsünüz. Çin, 2010’larda artık eski bir teknoloji olan kredi kartı altyapısı yerine doğrudan dijital ödemelere sıçrayıp, bu alanda dünyanın en ileri yeri haline gelmişti. Suriye de benzer sıçramalar yapabilir. Buna karşılık, şu an yapılabilecek en büyük hatalardan biri, sanayi ve teknolojide yerli kapasiteyi geliştirmek yerine, hızla gayrimenkul yatırımlarına odaklanmak olur. İç savaştan sonra Beyrut, Suudilerden gelen parayla lüks yatırımların merkezi olmuştu. Ancak şimdilerde bu yatırımlar, artan kiralarla şehir dışına göçen Lübnanlılardan çok, hafta sonu Körfez ülkelerinden şehri gezmeye gelenlere hizmet ediyor. Suriye’nin yerli tedarikçilerle iş yapacak, yerli işgücüne beceri kazandıracak sanayi yatırımlarına; hizmetler sektörünü modernleştirecek kurye, e-ticaret ve dijital araç çağırma gibi teknoloji yatırımlarına ihtiyacı var. Suriye ekonomi yönetimi bu yatırımları Suriye’de teşvik edecek bir kapasite geliştirmeli. Biz de bu kapasite geliştirilmesine yardımcı olmalıyız.
Suriye’nin yeniden kurulma sürecinde diaspora ile yerleşikler arasında; ülkedeki yerleşik farklı gruplar arasında; farklı etnik ve mezhepsel gruplar üzerinden ülkede nüfuz kurmak isteyen devletler arasında türlü türlü gerginlikler olacaktır. Siyaset zaten bu gerginlikleri idare edip iş çıkarma sanatı. Türkiye kimseyi kendine rakip görmeyip diasporadan kaynaklı gücünü iş odaklı kullanmalı. Mesela Körfez sermayesi ile Türk iş yapma kültürünü Suriye diasporası üzerinden bir araya getirecek iş fırsatlarını değerlendirebiliriz. Yukarıda anlattığım Suriye’nin kalkınmasına hizmet edecek her iş alanı Türk girişimciler için birer fırsat. Şimdilik İstanbul’dan günde iki uçak var. İlgilenenlere bir an evvel Suriye’ye gitmelerini tavsiye ederim. Uçaklar çabuk doluyor, biletinizi erkenden alın!