Zorlu Enerji CEO’su Elif Yener, enerji sektöründeki dönüşümünün teknoloji, yatırım ve insan kaynağını birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirtiyor. Yener’e göre kadınların iş hayatındaki varlığı, karar süreçlerinden kurum kültürüne kadar birçok alanda şirketleri daha kapsayıcı ve dayanıklı bir yapıya taşıyor.

yıllar boyunca daha çok santral, üretim kapasitesi, yatırım büyüklüğü ve arz güvenliği başlıklarıyla konuşuldu. Bugün ise, sektör artık yalnızca megavatlarla, finansman modelleriyle ya da teknoloji yatırımlarıyla tarif edilmiyor. Yeni dönemde enerji dönüşümünün kalbinde insan kaynağı, kurum kültürü, çeşitlilik ve karar alma mekanizmalarının niteliği de var.
Zorlu Enerji CEO’su Elif Yener’in çizdiği çerçeve tam da bu yeni dönemin ruhunu yansıtıyor: Enerjide dönüşüm, ancak teknoloji, yatırım ve insanı birlikte okuyan bütüncül bir bakışla hız kazanabiliyor.
Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı son yıllarda artış gösterse de tablo hâlâ eşitsiz. Kadınların işgücüne katılım oranı Türkiye’de yüzde 36 seviyesinde bulunurken, küresel ortalama yaklaşık yüzde 51. Enerji sektöründe kadın istihdamı yaklaşık yüzde 15 düzeyinde seyrediyor. Zorlu Enerji’de bu oran yüzde 21’e ulaşmış durumda. Hedef ise 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 30’un üzerine taşımak.
Şirket bu yaklaşımı yalnızca işe alım politikalarıyla değil, “Eşit Bi’Hayat” çatısı altında yürüttüğü kurumsal uygulamalarla, Birleşmiş Milletler Kadının Güçlenmesi Prensipleri’ne verdiği destekle ve Yüzde 30 Kulübü Türkiye içindeki aktif rolüyle destekliyor.
Elif Yener, kadınların enerji sektöründe daha fazla yer almasını bir temsil meselesinden öte stratejik bir gereklilik olarak görüyor. Yener’e göre çeşitlilik arttıkça, karar süreçleri daha kapsayıcı, daha dayanıklı ve daha çok boyutlu hale geliyor; bu da enerji dönüşümünü hızlandırıyor.
İnsan odaklı dijitalleşme
Zorlu Enerji’nin son dönemde insan kaynağını merkeze koyan yeni kurumsal yönelimini gündeme getiren Yener’in dikkat çektiği nokta önemli: “Kadınlar yalnızca sayıyı artıran bir unsur değil, kurumlara farklı bir düşünme biçimi de taşıyor. Finansı, riski ve insan odağını aynı denklemde değerlendirebilen bu yaklaşım, özellikle kriz dönemlerinde kurumların daha dengeli karar almasını sağlıyor. Bu bakış açısı, enerji gibi büyük yatırım kararlarının, uzun vadeli finansman planlarının ve teknik dönüşüm süreçlerinin iç içe geçtiği sektörlerde daha da kritik hale geliyor.”
Zorlu Enerji’nin hikâyesi yalnızca kadın temsiliyle sınırlı değil. Şirket, enerji üretiminden dağıtıma, elektrik perakendesinden elektrikli araç şarj altyapısına kadar uzanan geniş bir ekosistemde faaliyet gösteriyor. Özellikle yenilenebilir enerji tarafında jeotermal, güneş ve hibrit projeler öne çıkıyor. Şirket, bu alandaki uzmanlığını yalnızca üretimle sınırlamıyor; saha yönetimi, teknik bilgi birikimi ve iş modeli deneyimini uluslararası iş birlikleriyle dışarıya da taşıyor.
Yener şu yorumları yapıyor: “Enerji sektöründe önümüzdeki dönemde insan odaklı dijitalleşmeye güçlü şekilde odaklanıyoruz. Enerji güvenliği açısından bağımsızlık ve dayanıklılık giderek daha kritik hale geliyor. Türkiye son dönemde özellikle fosil yakıt tedarik ağını çeşitlendirerek bu alanda önemli bir dayanıklılık kazandı. Yenilenebilir enerji şirketi olarak bu dönüşümün önemli aktörlerinden biri olmayı hedefl iyoruz. Bu nedenle yenilenebilir enerji yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Bununla birlikte dağıtım altyapısının güçlendirilmesi de kritik bir başlık olarak öne çıkıyor çünkü yenilenebilir enerji üretimi şebeke üzerinde önemli bir yük oluşturuyor.”
Elif Yener’in yönettiği dönüşümün belki de en dikkat çekici tarafı, bütün bu teknik ve finansal gündemi insan odaklı bir kurum kültürüyle birlikte düşünmesi.
Yener göreve geldikten sonra bin 800 kişilik yapıyı yalnızca organizasyon şeması üzerinden değil, birebir temas ve dinleme üzerinden okumayı tercih etmiş. Mavi yakadan yönetim katına kadar kurulan bu temas, enerjide dönüşümün yalnızca santral yatırımlarıyla değil, çalışanların kuruma ve hedefl ere olan bağıyla da ilgili olduğunu gösteriyor.
Gerçek dönüşüm, karar masası değiştiğinde başlıyor
Şirket bu dönüşümü genç kuşaklara da açmaya çalışıyor. “Liderlikte Kadın Yüz’ü” programı, teknik liselerde ve üniversitelerde yürütülen “Enerjimiz Eşit” projesi, FutureFem ve ZExperience gibi programlar, yalnızca bugünün istihdam verilerini değil, yarının liderlik havuzunu da dönüştürmeyi hedefl iyor. Türkiye’nin 22 şehrinden genç kadınların mentorluk ve eğitim süreçlerine dahil edilmesi, enerji ve mühendislik alanında rol model ihtiyacının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Elif Yener’in verdiği mesaj net: Enerji dönüşümü artık yalnızca santral kurmak, kaynak çeşitlendirmek ya da yeni teknolojiye yatırım yapmakla tamamlanmıyor. Gerçek dönüşüm, karar masalarının da değişmesiyle mümkün oluyor.
7 milyar liralık yatırımın odağında jeotermal var
Yener’in verdiği bilgilere göre, Zorlu Enerji geçtiğimiz yılı stratejik yatırım yılı olarak geçirdi ve toplamda 7 milyar TL’nin üzerinde yatırım yaptı. Bu yatırımın önemli bölümü dağıtım ve üretim tarafına yönlendirildi. Özellikle hibrit projeler, tamamlayıcı güneş santralleri ve jeotermal geliştirme alanları önceliklendirildi. Alaşehir bölgesindeki çalışmalar, Ağrı’daki yeni kuyu arayışları ve Dünya Bankası ile yürütülen risk paylaşım mekanizması gibi adımlar, şirketin yalnızca mevcut portföyü yönetmediğini, yeni kaynak alanları ve yeni üretim imkanları için de uzun vadeli hazırlık yaptığını gösteriyor. Yatırımlarda jeotermal enerji başlığı özellikle dikkat çekiyor. Yener, Zorlu Enerji’nin bu alanı sadece elektrik üretimi açısından değil, enerji bağımsızlığı, yerli ekipman kullanımı, karbon yönetimi ve döngüsel ekonomi ekseninde ele aldığını ifade ediyor. Enerji dönüşümünün bir diğer kritik ayağı da elektrifikasyon. Zorlu Enerji’nin ZES markasıyla Türkiye’de, Electrip markasıyla Avrupa’da büyüttüğü şarj ağı da bu dönüşümün önemli parçalarından biri. İtalya başta olmak üzere Güney Avrupa’ya uzanan yatırımlar, şirketin elektrifikasyon başlığını yalnızca iç pazar dinamiği olarak değil, dış pazarlara taşınabilecek bir büyüme alanı olarak da gördüğünü ortaya koyuyor. Aynı şekilde depolamalı rüzgar lisansları ve pil yatırımlarına verilen önem, yenilenebilir enerji üretimindeki dalgalanmaların yönetimi açısından yeni dönemin en stratejik araçlarından biri olarak öne çıkıyor.