İran savaşıyla derinleşen enerji krizi Avrupa’yı erken nükleer çıkışlarını yeniden düşünmeye iterken, 2025 verileri temiz elektriğin artık sadece iklim hedeflerinin değil enerji güvenliğinin de ana omurgası haline geldiğini gösteriyor. Bu yeni tabloda Türkiye, güneş ve rüzgâr performansıyla bölgesel ölçekte dikkat çeken ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
İran savaşıyla büyüyen enerji sarsıntısı, Avrupa’yı erken nükleer çıkışları yeniden düşünmeye zorluyor. Fakat 2025’in en önemli gelişmesi küresel elektrik talebi artışının tamamının temiz kaynaklardan karşılanmış olması.
Türkiye ise güneş ve rüzgârda yakaladığı ivmeyle, COP31 öncesinde sadece ev sahibi değil, bölgesel bir enerji hikâyesi yazabilecek ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
Reuters’ın açıkladığı Avrupa Komisyonu taslağına göre Brüksel, üye ülkelere mevcut nükleer santralleri erken kapatmama uyarısı yapmaya hazırlanıyor. İran savaşıyla yeniden yükselen petrol ve gaz fiyatları, enerji arz güvenliğini yeniden Avrupa’nın en sert başlıklarından biri haline getirmiş durumda.
Taslakta, çalışmaya devam edebilecek mevcut nükleer tesislerin “güvenilir, düşük maliyetli ve düşük emisyonlu” elektrik sağlamayı sürdürmesinin, fosil yakıtlara olan baskıyı hafifletebileceği vurgulanıyor
Aslında bu yalnızca Avrupa’nın savunma refleksi değil; küresel enerji denklemindeki büyük kaymanın da işareti.
2025’te dünyadaki elektrik talebi artışının tamamı temiz kaynaklardan karşılandı
Ember’in 2026 Küresel Elektrik Görünümü’ne göre 2025’te dünyadaki elektrik talebi artışının tamamı temiz kaynaklardan karşılandı. Küresel temiz elektrik üretimi 887 TWh artarken talep 849 TWh yükseldi. Bunun sonucu olarak fosil yakıtlardan elektrik üretimi yüzde 0,2 geriledi.
Yenilenebilir kaynakların küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 33,8’e çıkarak, son 100 yılda ilk kez kömürü geride bıraktı.
Güneşten elektrik üretimi yaklaşık yüzde 30 arttı
Bu dönüşümün başını yine güneş çekti. 2025’te güneşten elektrik üretimi yaklaşık yüzde 30 arttı; talep artışının dörtte üçünü tek başına güneş karşıladı. Rüzgârla birlikte bakıldığında ise yeni elektrik talebinin neredeyse tamamı bu iki kaynaktan geldi. Başka bir deyişle, enerji güvenliği tartışması artık yalnızca petrol, gaz ve nükleer kapasite üzerinden değil; güneş, rüzgâr, depolama ve şebeke esnekliği üzerinden yürüyor.
Türkiye güneşten elektrik üretimindeki artışta dünyada yedinci sıraya yükseldi
Tam da bu noktada Türkiye’nin resmi daha dikkat çekici hale geliyor. Ember’in Türkiye Elektrik Görünümü 2026 analizine göre Türkiye, 2025’te elektriğinin yüzde 22’sini rüzgâr ve güneşten üretti. Bu oran, yüzde 17’lik küresel ortalamanın üzerinde. Türkiye ayrıca güneşten elektrik üretimindeki artışta dünyada yedinci sıraya yükseldi. Bu performans, COP31’e ev sahipliği yapacak bir ülke açısından yalnızca teknik bir başarı değil, aynı zamanda bölgesel bir referans üretme kapasitesine işaret ediyor.
Daha da önemlisi, Türkiye’nin yükselişi yalnızca sayılarda değil, jeopolitik anlamda da önemli. Güney ve doğu komşularında rüzgâr ve güneşin payı hâlâ sınırlıyken Türkiye; Orta Doğu, Kafk asya ve Orta Asya için temiz enerji dönüşümünde daha görünür bir örnek haline geliyor.
İran savaşıyla yeniden alevlenen fosil yakıt kırılganlığı düşünüldüğünde, bu tablo Türkiye’ye COP31 öncesinde güçlü bir söylem zemini sunuyor: Enerji güvenliği ile iklim hedefl eri birbirinin alternatifi değil, giderek daha fazla birbirinin tamamlayıcısı oluyor.
Türkiye’nin enerji güvenliği, ithalat bağımlılığı, kuraklık riski ve sanayi rekabetçiliği arasında yeni bir stratejik çerçeve kurması gerekiyor. Çünkü yeni çağın esas gücü artık sadece enerji üretmek değil, o enerjiyi daha ucuz, daha güvenli ve daha yerli bir sistem içinde yönetebilmek.
Hidroelektrikte zayıflama var
●Türkiye’nin en önemli temiz enerji kozlarından biri olan hidroelektrikte ciddi ise bir zayıflama var. Ember verilerine göre Türkiye, 2025’te hidroelektrik üretiminde 18 TWh düşüş yaşayarak Brezilya’dan sonra dünyada en büyük ikinci gerilemeyi gördü. Bu kaybın doğalgazla ikame edilmesi, yıllık ortalama 1,8 milyar dolarlık ek doğalgaz ithalatı yükü anlamına geliyor. Yani Türkiye için mesele artık sadece yenilenebilir kapasite artırmak değil, kuraklık riskini yönetebilecek kadar hızlı bir rüzgâr-güneş-depolama-şebeke kombinasyonu kurmak. Avrupa’nın nükleerden çıkışı yeniden “stratejik hata” tartışması üzerinden gündeme alması da bu kapsamda anlam kazanıyor. Çünkü yeni enerji çağında ülkeler tek bir alana güvenemiyor. Avrupa, enerji krizine çeşitlendirilmiş arz ve mevcut kapasiteyi koruyarak cevap vermeyi hedefliyor. Fakat uzun vadede en güçlü cevap, hızla ölçeklenen temiz elektrik, depolama ve dayanıklı şebeke altyapısı oluşturmak olacak.
