COP31’e giderken Akdeniz’den gelen manifesto, Türkiye’nin COP31 Başkanlığı için Akdeniz’i yenilenebilir enerji, uyum ve iklim finansmanı ekseninde bir “uygulama laboratuvarı”na dönüştürme fırsatına işaret ediyor.
İklim diplomasisinin en büyük sorunu hedef eksikliği değil. Hedef çok, taahhüt çok, zirve çok. Eksik olan şey, bunların sahada karşılık bulması. Yani şehirlerde, limanlarda, sanayi bölgelerinde, tarım havzalarında, elektrik şebekelerinde ve finansman masalarında uygulanabilir hale gelmesi.
Tam da bu nedenle COP31’e giderken Akdeniz’den gelen çağrı dikkat çekici.
Mediterranean Alliance of Think Tanks on Climate Change (MATTCCh) tarafından yayımlanan “Delivering a Mediterranean climate agenda for COP31 and beyond” (COP31 ve sonrası için Akdeniz iklim gündemini hayata geçirmek) başlıklı manifesto, Türkiye’nin COP31 Başkanlığına yalnızca diplomatik bir ev sahipliği değil, bölgesel bir uygulama gündemi öneriyor.
Manifesto, Palermo’da düzenlenen 14. Earth Day Mediterranean Festival kapsamında bir araya gelen düşünce kuruluşları, yerel aktörler, üniversiteler, filantropi kuruluşları ve ortakların tartışmalarından ortaya çıkan bir çerçeve sunuyor. Raporun çıkış noktası şu: Akdeniz, iklim krizinin laboratuvarı haline geldi. Su stresi, seller, orman yangınları, ekosistem kayıpları ve aşırı sıcaklar bölgenin artık istisnai değil, yapısal riskleri konumunda. Üstelik bu riskler yalnızca çevresel değil; güvenlik, göç, kalkınma, insan hakları ve adil geçiş başlıklarıyla iç içe geçiyor.
Akdeniz, dünyanın en kırılgan iklim bölgelerinden biri
Manifesto, Akdeniz’i dünyanın en kırılgan iklim bölgelerinden biri olarak tanımlarken, aynı zamanda Avrupa, MENA bölgesi ve Afrika arasında yeni bir iş birliği alanı olarak konumlandırıyor.
Bu bakış, COP31 açısından önemli. Çünkü Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak zirvenin başarısı, yalnızca müzakere metinlerinde değil, uygulamaya dönük somut bölgesel girişimlerde aranacak. Manifesto da tam olarak bunu söylüyor: Küresel iklim gündeminin inandırıcılığı, 2030’a giderken hedeflerin belirli bölgelerde gerçek eyleme dönüşmesine bağlı. Akdeniz bu açıdan bir test alanı. Eğer azaltım, uyum, kayıp-zarar ve finansman başlıklarında ilerleme burada sağlanabilirse, küresel iklim mimarisinin sahada çalışabildiğine dair güçlü bir kanıt üretilebilir.
Manifesto bu nedenle Türkiye’ye doğrudan bir çağrı yapıyor: Türkiye’nin COP31 Başkanlığı, diğer Akdeniz ülkeleri, Avrupa Komisyonu ve Akdeniz için Birlik ile birlikte bölgedeki uygulama açığını kapatacak bir ortaklık kurmalı. Küresel hedefler, Akdeniz’in somut ihtiyaçlarına ve fırsatlarına bağlanmalı. Bu yaklaşım, COP31’i yalnızca bir zirve değil, “bölgesel uygulama platformu” haline getirebilir.
Türkiye’nin bölgesel iklim liderliği somutlaşabilir
Manifesto, Akdeniz’i küresel iklim gündemi için bir “kanıt noktası” olarak konumlandırıyor. Bu ifade önemli. Çünkü iklim diplomasisinin geleceği artık büyük sözlerden çok, uygulanabilir modellerin çoğaltılmasına bağlı. Akdeniz’de enerji dönüşümü, uyum ve finansman aynı çerçevede ele alınabilirse, COP31 Türkiye için sadece ev sahipliği yapılan bir zirve değil; bölgesel iklim liderliğinin somutlaştığı bir dönüm noktası olabilir.
Türkiye’nin önündeki fırsat tam da burada duruyor: COP31’i yalnızca küresel müzakere trafiğinin bir durağı olarak değil, Akdeniz’den başlayan yeni bir uygulama mimarisinin başlangıcı olarak tasarlamak. Artık mesele hedef koymak değil; hedefleri kıyıya, kente, tarlaya, fabrikaya ve finansman masasına indirmek...
MANİFESTONUN 3 ÖNCELİĞİ
Akdeniz’de yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030’a kadar hızla artırılması
-Rapora göre bölge, kurulu yenilenebilir enerji kapasitesini üç kattan fazla artırarak küresel bir yenilenebilir enerji merkezine dönüşme potansiyeline sahip. Bu potansiyel yalnızca elektrik üretimiyle sınırlı değil. Şebeke güçlendirme, elektrifikasyon, net sıfır sanayi, enerji güvenliği ve adil geçişle birlikte düşünülmesi gereken daha geniş bir dönüşüm alanı söz konusu. Manifesto, TeraMed Girişimi’ni bu çerçevede COP31 için bayrak taşıyıcı bir Akdeniz ortaklığı olarak öneriyor.
Bu başlık Türkiye açısından kritik. Çünkü COP31’e giden yolda temiz enerji artık sadece iklim politikası değil, rekabetçilik politikası. Sanayinin elektrikleşmesi, yeşil hidrojen, düşük karbonlu üretim, sınırda karbon düzenlemeleri ve enerji arz güvenliği aynı masada konuşuluyor. Akdeniz’in iki yakasında kurulacak güçlü bir yenilenebilir enerji ve şebeke iş birliği, Türkiye için hem sanayi dönüşümü hem de bölgesel diplomasi açısından stratejik bir alan açabilir.
Akdeniz için özel bir uyum ve dirençlilik girişimi oluşturulması
-Manifesto, Akdeniz’de iklim uyum çalışmalarının parçalı ve yetersiz finanse edildiğine dikkat çekiyor. Oysa bölgenin en yakıcı sorunları arasında su stresi, gıda güvenliği, kentlerin aşırı sıcaklara karşı dirençliliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem bozulması yer alıyor. Bu nedenle rapor, COP31-COP32 hattında Akdeniz için özel bir uyum ve dirençlilik girişimi oluşturulmasını öneriyor. Bu öneri, iklim tartışmasını soyut karbon hedeflerinden çıkarıp doğrudan gündelik hayatın içine taşıyor. Akdeniz’de iklim krizi artık baraj doluluk oranlarında, tarımsal verimde, orman yangınlarında, turizm sezonlarında, kentlerdeki sıcak hava dalgalarında ve gıda fiyatlarında hissediliyor. Dolayısıyla uyum, “iklim gündeminin yumuşak başlığı” değil; ekonomik istikrarın, sosyal dayanıklılığın ve güvenliğin ana unsuru haline geliyor.
Bölgesel finansman ve yatırım platformlarının kurulması
-Manifestoya göre Akdeniz’de iklim finansmanı ihtiyacı ile mevcut taahhütler ve yatırım akışları arasında ciddi bir açık var. Bu açık; yüksek borçluluk oranları, sınırlı mali alan, yanlış risk algıları, yüksek sermaye maliyetleri, sabırlı sermayeye eşitsiz erişim ve finansman araçlarının yetersizliğiyle daha da derinleşiyor. Rapor, COP31’in bölgesel finansman ve yatırım platformları kurabileceğini; proje geliştirme, proje birleştirme ve yatırım ölçekleme gibi alanlarda somut mekanizmalar oluşturabileceğini vurguluyor.
Bugün iklim dönüşümünün önündeki en büyük engel çoğu zaman teknoloji değil, finansmanın niteliği. Proje var ama finansmana erişim zor. Bu nedenle COP31’in başarısı, yalnızca yeni hedefler açıklamakla değil, bu hedeflerin finansmanını mümkün kılacak araçları tasarlamakla ölçülecek.
