Bu köşede geçtiğimiz hafta paylaştığım yazıda, Orta Doğu’da beliren yeni risk başlıklarının henüz ilk ve sıcak fiyatlamaları söz konusuydu. O nedenle genel bakış açısı olarak, ihtiyat ve biraz daha gelişmelerin ve fiyatlamaların oturması gerektiği ağır basıyordu. Benzer fikir hâlâ masada. Geçen bir haftalık süre, çok uzun değil. Ancak, gelişmeler, orta vadeli projeksiyonları zorlayacak noktaya sanılandan hızlı ilerliyor.
Olası İran çatışma süreci bekleniyordu, beklenmiyordu noktası geçildi. Süreç, tüm canlılığı ile günlük hayatımızın içerisine yerleşti. ABD ve İsrail’in birlikte başlattığı çatışma süreci, İran’ın çoklu yayılmacı tepkisi ile bölge geneli ülkelerine yayıldı. Şaşırılmayacak şekilde en ciddi etki emtia fiyatlamaları üzerinden gerçekleşiyor. Özellikle de petrol ve doğal gazın sürüklediği enerji grubundan.
Elimizdeki neler olduğunu gösterir listenin üzerinden hızlıca geçelim: yıla 60$ civarında başlayan petrol fiyatlamaları pazartesinin ilk işlemlerinde 120$ seviyelerine dek tırmandı. Sürecin ilk birkaç gününde 80-90$ aralığının ne denli kalıcı olabileceğinden ve taşıdığı risklerden söz ediyorduk. Stratejik rezervlerin kullanıma açılacağı şeklindeki haber akışı yükselişteki köpüğün bir kısmını alsa da kayda değer geri dönüş için yeterli koşulların oluşmasından uzaktayız. Petrol kontratları yıl ortasından önce fiyatlamalarda sakinleme beklentisinde değil. Piyasanın kriz öncesinde mevcut arz fazlası dikkate alındığında, dengelenme sürecinin başladığı senaryo ile birlikte bugün konuştuğumuz seviyelerin kalıcı olmasını beklememe pozisyonumuzda değişiklik yok. Ancak, bilinmez olan, çatışma ve belirsizlik sürecinin ne kadar süreceği. Taraflardan gelen açıklama ve aksiyonlar henüz bunu yanıtlamamıza imkan vermiyor.
Popüler olan başlık, petrol fiyatlamaları olduğundan, odak noktası oraya kayıyor. Ancak, detay, emtia fiyatlarının alt gruplar nezdinde de yükselmesi ve daha önemlisi, arz ve sevkiyata yönelik endişelerde yatıyor. Doğal gazdan gıdaya, çatışma süreci dursa dahi, Hürmüz’ün pozisyonundan, kapanan tesislerin devreye girme zaman aralığına dek geniş bir bilinmezlik söz konusu. Açıkçası, spekülatif pozisyonlanmanın yanında, gerçek fiyatlama temsilcilerini rahatsız eden kısmın da burası olduğunu düşündüğümü eklemek isterim.
Tüm bu olan bitene global cephe; trend seviyelere yakın büyüme oranı etrafında, manşette gerileyen, çekirdekte yatay kalan enflasyon seviyesiyle, ABD kaynaklı artan küresel siyasi riskler, Fed başkanlık koltuğunda değişim süreci, zirve çarpanlarda hisse senetleri ve yüksek seviyelerdeki kısa USD pozisyonlanması ile yakalandı. O nedenle riskin fiyatlanması, bir nevi geri dönüşü, tahmin edilenden sert gerçekleşiyor.
Türk varlıkları şu ana dek global emsallerinden negatif anlamda çok ciddi ayrışmadı. Gerek sektörel gerekse diğer kalemler nezdinde olması gerektiği şekilde negatif tepki veriyor. Sürecin ne kadar uzayacağı ve nereye evrileceği bilinmez olduğundan, yıl başlangıcındaki projeksiyonları güncellemek biz yerli analistler açısından kolay olmuyor. Türkiye’yi kapsamda tutan yabancı yatırım bankaları için de henüz sert güncellemeler gelmedi. Bekle-gör pozisyonu devam ediyor. Ancak, enerji fiyatlarının ve Bölge’deki belirsizliğin uzun sürdüğü senaryonun gideceği nokta, başta enflasyon ve ödemeler dengesi beklentileri olmak üzere, para politikası duruşu ve varlık fiyatlama stratejileri şeklinde güncelleme yelpazesini maalesef beraberinde getirecek. O nedenle yatırımcılara önerimiz, taşınan tüm pozisyonlar açısından başlangıçtaki makro-sektör-şirket beklentileri ile bugüne ait beklentilerini tüm gelişmeleri yakından takip ederek karşılaştırmaları ve kalıcı değişimlere odaklanmaları. Oyun planında majör değişiklik olacağı düşüncesi ağır bastığında, değişim kaçınılmaz oluyor. Projeksiyon kurması ve güncellemesi zor zamanlardan geçiyoruz.