Birçok majör endekste savaş öncesi seviyeler geçildi. Başta S&P 500 ve benchmark gelişmekte olan ülkeler endeksleri olmak üzere rekor tazelemeleri de var. Yatırımcılar, kısa vadeli riskleri fazlasıyla fiyatladıkları ve yeniden AI teması odaklı harekete devam etme isteğindeler.
Bu köşede yer alan son yazımda, piyasalardaki fiyatlama eğilimleri ile kısa vadeli makro beklentiler arasındaki ayrışmadan söz etmiş, işlemcilerdeki davranışların farklılaştığı üzerine birkaç örnek vermeye çalışmıştım. Aynı eğilimde genel olarak herhangi bir değişiklik yok. Orta Doğu, başlık olarak, ana odak noktasındaki konumunu muhafaza ediyor. Ancak, ilgi, yakın geçmişe kıyasla azalmış durumda. Bununla birlikte, petrol fiyatlamasına olan duyarlılık, en azından kısa vadeli fiyatlamalarda çok daha fazla. Görünen o ki işlemciler, riskli başlıkları tam olarak göz ardı etmeden masa tutma isteğini koruyor, ancak, risk iştahı yüksek. Farklı etkenlerden söz etmek mümkün.
Birçok majör endekste savaş öncesi seviyeler geçildi. Başta S&P 500 ve benchmark gelişmekte olan ülkeler endeksleri olmak üzere rekor tazelemeleri de var. Yatırımcılar, kısa vadeli riskleri fazlasıyla fiyatladıkları ve yeniden AI teması odaklı harekete devam etme isteğindeler. AI ifadesi rastgele seçilmiş değil. Maalesef aynı noktada aynı tema ile ilerleme durumu var. ABD’de Nasdaq, Asya’da ise Tayvan ve Güney Kore varlıkları ilk sıralarda yer alıyor. Peki, bunların dışında kalanlara ilgi yok mu? Elbette var. Ancak, teknoloji ve temelinde AI oyun kurucu.
Gelişmekte olan ülkeler endeksi içerisinde de aynı görüntü var. Asya ve AI. Rakamsallaştırarak ilerleyelim: Benchmark GOÜ endeksi dediğimiz kavramın %76’sı Asya varlıklarından oluşuyor. Bunun içerisinde de %25.48’i Çin, %22.53’ü Tayvan, %15.48’i Güney Kore’den geliyor. Geri kalan kısımda da sırasıyla ağırlık sahibi olan ülkeler, Hindistan ve Brezilya. Diğer olarak tanımlanan grup ise %18.78. İşte çoğu zaman yurt içini konuşurken standart bir başlık olarak beliren ve bitmek bilmeyen “iskonto” konusu buradan geliyor. Daha basit ifadeyle, Türk varlıkları, yaklaşık %19’luk payın içerisinde kendi ağırlığı kadar global fon akışından nemalanıyor. Bu oranın uzun bir süredir %1’in altında kaldığını hatırlatalım.
Şubat sonunda başlayan savaşta ikinci ay tamamlanırken, devam eden görüşmelere yönelik beklentiler sayesinde şimdilerde kısmen sessizlik var. Bu da diğer başlıklara alan açmaya imkan tanıyor. Yurt içinde henüz tam olarak başlamasa da finansalları takip eder pozisyona geçtik. Düşük hızda başlayan süreç bu hafta itibarıyla finans kesimi önderliğinde hızlanacak. Bu esnada ABD için de aynı durum geçerli. Yeni haftada Muhteşem 7’linin rakamları odakta olacak.
Bir süredir BIST’e kote, Araştırma kapsamımızda yer alan ve almadığı halde önem atfettiğimiz şirketlerle finansallara yönelik görüşmeler yapıyoruz. Geçtiğimiz hafta itibarıyla da düşüncelerimizi yayımladık. İlk çeyrek finansallarında henüz savaş etkisi şirketlerin çok büyük kısmında yer almayacak. Çok az bir kesimde (petrol işi yapanlar, petrokimya tarafında yer alanlar gibi) pozitif etkiler elbette var. Ancak, olumlu/olumsuz etkilerin netleştiği finansallar 2Ç26 olacak. Bunlardan birisi havacılık sektörü olacak. Bankacılık tarafında BDDK’nın yayımladığı verilerin işaret ettiği şekilde Ocak-Şubat rakamlarına paralel bir seyir bekleniyor. Mart’ta bir miktar fonlama maliyeti artışı kaynaklı etkiler finansallara girmiş olacak. Diğer yandan Ramazan etkisi, mevsimsel yavaşlayan aktivite, yıl başlangıcındaki zamlar ve artan maliyetler gibi başlıklar da bizlerle olacak. Bizim odak noktamız şirketlerin yapacakları yönlendirmeler ve buradan sonraki çeyreklere yönelik ne gibi çıkarımlar yapabileceğimiz olacak. Özellikle sunum ve şirket telekonferanslarına bakmakta ciddi fayda var.