Önemli parantezlerden birisi, gelişmekte olan ülke varlıkları. Hisse senetleri, gelişmişler nezdinde toparlandığı ölçekte gelişmekte olanlar açısından da aynı tabloyu sunuyor. Global endeksler, ABD’nin ve Çin’in dahil olduğu ve ayrıştırıldığı tüm analizlerde güçlü yukarı tepkiler veriyor.
Geçtiğimiz hafta, başta küresel varlıklar olmak üzere, genel fiyatlamalar üzerine açtığımız ‘pozitif’ parantez kapanmadan devam ediyor. Üçüncü haftayı da hisse senetlerinin yer aldığı grup, toparlanma ile tamamladı. Birçok endeks, savaş öncesi seviyelerinin üzerinde bir noktaya tırmanırken, sadece endeksler bazında bakıldığında, ortada hasar kalmamış gibi görünüyor. Ancak, her zaman olduğu gibi, biraz daha öteye, detaylara bakmakta fayda var.
Fiyatlama temalarına yönelik önemli sinyaller var. Bunlardan ilki, endekslerin toparlanmasında ana itici güç, son birkaç senede olduğu üzere, AI teması ve buna hizmet eden coğrafi endeksler. Başta Nasdaq ve ABD varlıkları olmak üzere, Asya’dan başlayan sert yukarı yönlü hareket, algının düzelmesine ciddi katkı sağlıyor. Enerji maliyetlerindeki artışa rağmen AI temasının tabanında önemli bir talep azalışı olmayacağı şeklindeki yatırımcı değerlendirmeleri, hasarın boyutunun en azından ‘fiyatlamalar nezdinde’ sınırlı kalmasını sağlıyor.
Bir diğer husus ABD Doları. Her ne kadar Ocak 2025’ten bu yana ‘güvenli liman’ tepkisini göstermesi gereken anlarda yeterince oyuna dahil olamasa da savaş sürecindeki değerlenmenin yeniden kendisini dolar endeksinde uzun vadeli ortalamaların gerisine taşıması, risk algısındaki düzelmede hisse senetleri gibi risk/getiri katsayısı yüksek varlıklara yönelimi kolaylaştırıyor. Burada artan ters yönlü korelasyon dikkat çekici. Geçmişte de böyle değil miydi? Doğrudur; ancak, son 1 yıldaki değişim dönem dönem tartışmalara neden olmuştu.
Yine önemli parantezlerden birisi, gelişmekte olan ülke varlıkları. Hisse senetleri, gelişmişler nezdinde toparlandığı ölçekte gelişmekte olanlar açısından da aynı tabloyu sunuyor. Global endeksler, ABD’nin ve Çin’in dahil olduğu ve ayrıştırıldığı tüm analizlerde güçlü yukarı tepkiler veriyor. Burada ise temel belirleyici, özellikle uzun vadeli ABD tahvil faizlerindeki geri çekilme. Hesaplamalarımıza göre, hisselerin son 3 haftadaki yükselişine 10y vadeli ABD tahvil faizinden gelen aşağı yönlü -18bp’lık katkı, risk primini hafifletiyor. Nitekim geçtiğimiz hafta Türk Hazinesi’nin eurobond ihracı ile piyasaya gelmesi hem ülke risk primindeki geri çekilmeden hem de ABD tarafındaki stresin azalışından bulduğu cesaret ile birlikte yorumlanabilir. Bu arada, ihraç denemesinin zamanlama olarak sürpriz ve güçlü talep ile sonuçlanmasını not düşelim.
Cuma kapanışından Pazartesi açılışına dek piyasaların ne denli kaygan ve kırılgan bir zeminde ilerlediğini inatla unutturmak istemeyen bir fiyatlama kaosu söz konusu. ‘Kaos’ ifadesini çift yönlü volatilite kapsamında kullanmanın yanlış olmadığı kanaatindeyim. Belli ki tarafların tam anlamıyla uzlaşması zaman alacak. Bu esnada ise haber akışı kaynaklı git-gel durumu devam edecek. İşlemciler, fiyatlama anlamında en kötünün geride kaldığı ve makro açıdan hiçbir çıktısı olmayacağı düşüncesi ile hareket ediyor. IMF’nin yayımladığı son raporda yer alan farklı senaryolar, tıpkı farklı yatırım bankalarının projeksiyonları gibi, tek bir doğru arayışında çoklu parametrelerdeki artışı ve bunun zorlamasını gösteriyor.
Türkiye açısından da durum benzer. Keza Türk lirası cinsinden değerlenen varlıklar için de. BIST 100’deki toparlanma ve TL bazlı rekordaki güncelleme, dış emsallerden ayrışma olmadığını ve hatta pozitif tarafın ucuna doğru kayıldığını gösteriyor. Bu da BIST 30’u USD bazlı %6 performans ile (17 Nisan kapanışıyla) en iyi performans gösteren 15 global endeks arasına taşıyor. BIST 100 ise yirminci sırada.
Toparladığımızda, buraya kadar olan haber akışı ile girilen PPK haftasında daha önceki görüşler de koşullar ile birlikte revize oluyor. Son birkaç haftada rezervlerdeki toparlanma, yurt içine yabancı yatırımcı girişinin yeniden başladığını gösteriyor. Paralelinde CDS’in savaş öncesi seviyelerin aşağısına gelmesini de ekleyelim. Muhtemelen politika faizinde değişikliğe gidilmeden mevcut yapı korunacak ve fonlamada Mayıs ayı gibi koşulların izin verdiği senaryoda normalleşme başlayacak. Ancak, makrodaki değişim ve bunun boyutu henüz tam olarak kestirilemediğinden, Enflasyon Raporu sunumu en önemli referans olarak beliriyor.