Düşüncemiz ve ana oyun planımız, kaldıraçlı işlemler dışında, ilk şok esnasında panikle hareket etmenin doğru bir yaklaşım olmadığı yönünde.
Bir süredir tüm yatırımcı ve analist gruplarının planlarını meşgul eden senaryo hafta sonu itibarıyla hayata geçti: ABD-İsrail-İran arasında çatışma süreci başladı. Bu yazının kaleme alındığı Pazartesi sabahı itibarıyla henüz sürece dair herhangi bir sönümlenme söz konusu değil. İran’ın askeri ve siyasi kademedeki yüksek rütbe/unvanlı kayıplarının yanında, bölgede farklı ABD üslerinin yer aldığı ülkelere çatışmanın sarkma göstermesi ve henüz diyalog kapısının açılmamış olması, yatırımcı kesimini tedirgin ediyor.
2 Mart’a ait Asya seansı açılışı ve vadeli endekslerdeki görüntü, ‘olması gerektiği şekilde’ risklerin fiyatlanmasına işaret ediyor. Hisse senetleri satıcılı, Amerikan doları hafif alıcılı, tahviller kararsız, emtia tarafı değerli metaller önderliğinde alıcılı. Bölgede yer alan ülkelerin hafta sonu açık konumdaki hisse senedi endeksleri %1-2 aralığında değer kaybederken, bölgenin hacim ve büyüklük açısından dikkat çeken piyasalarının başında gelen BIST de benzer şekilde tepki veriyor.
Kısa vadeli gelişmeleri kestirmek orta vadeye kıyasla ‘bu kez’ daha kolay. Çatışma süreci devam ettiği müddetçe, Hürmüz Boğazı ve diğer lojistik aşamalara dair belirsizlik, fiyatları yukarı yönde baskılayacak. Burada tek şansımız, kış mevsiminin büyük oranda geride kalması. Ancak, önümüzde hâlâ henüz giriş yaptığımız mart ayının olduğunu unutmayalım. Hürmüz, petrol sevkiyatının yanında, Katar gibi önemli doğal gaz ihracatçıları açısından da kritik bir geçiş noktası. Bu nedenle Hürmüz’e dair belirsizliğin ortadan kalkması, arz-talep dengesi ve diğer bölgelere sevkiyat açısından kritik. Her ne kadar pazar günü OPEC+ tarafından aylık kotalarda artırım kararı gelse de kısa vadeli risklerin yönetilmesini kolaylaştırmasını beklemek hata olur. Öte yandan, bu, orta vadede, zaten arz fazlasında olan ve arzın daha da artması beklenen piyasa açısından, fiyatların aşağı yönde baskılanmaya devam edeceği riskini masada tutuyor.
Bölgede yer almamız açısından Türkiye’yi siyaseten, Türk varlıklarını da fiyatlama açısından yakından ilgilendiren bir konu. Daha önceki deneyimlerimiz, bu tarz risk fiyatlamalarından uç noktada etkilendiğimizi hatırlatıyor. Bununla birlikte bölgenin son 4 yıldır yukarıda Ukrayna, aşağıda Suriye ve coğrafyanın farklı noktalarındaki başlıkları zaman zaman fiyatlara yansıtmakta fazlasıyla deneyimli olduğunu da ekleyelim. Düşüncemiz ve ana oyun planımız, kaldıraçlı işlemler dışında, ilk şok esnasında panikle hareket etmenin doğru bir yaklaşım olmadığı yönünde. Kaldı ki düzenleyici kurumlar volatilitenin belirli bir seviyede kalması ve kontrolden çıkmaması için pazar gecesi bir dizi önlem paketi açıkladılar. BIST ve SPK’nın hamleleri, HFT işlemleri yavaşlatırken, oynaklığı baskılayıcı. Elbette çıkmak isteyen pozisyonlar yine aynı düşüncede hareket etmekten çekinmeyecektir. Ancak, zamana yayılmasının yolu açılmış oldu. TCMB’nin NDF ihalelerine başlaması, VİOP’ta satıcı tarafta yer alması ve repodan fonlamayı kesmesi ise kısa TL pozisyon maliyetlerini artırıcı ve aynı zamanda FX piyasasına likidite sağlama düşüncesini destekleyici. Doğru buluyoruz. Şirketler kesiminde son dönemde artan açık pozisyon eğilimi ve tutarı, swap kanalındaki girişler, hisse ve DİBS tarafındaki yabancı ilgisi ve bu ilginin ağırlıklı hedge fon kanalından gerçekleşme ihtimali, bu tarz ‘event risk’ fiyatlamalarında sert hareketler yaşanmasına neden olabiliyor. Orta vadeli makro ekonomik çıkarımlar yapmak içinse henüz çok erken olduğu kanaatindeyiz. Çatışma sürecinin nereye ve nasıl evrileceğini izlemekten başka daha sağlıklı bir yöntem şu an için yok. Havacılık ve bankacılık gibi kritik sektörlerin farklı kanallardan çıktı olarak etkilenmesine karşı negatif ayrışmasını kısa vadede anlayabiliyoruz. Orta vadeli projeksiyonlarımızı şu aşamada gözden geçirmek niyetinde değiliz. Bir süre daha bekle-gör pozisyonunda kalmak daha mantıklı geliyor.