Mart ayını tamamlıyoruz. Ay başlangıcında şok etkisi ve fiyatlaması ile kendimizi konuşur halde bulduğumuz başlığın etrafında kalır halimizde değişiklik yok. Bölgeyi, jeopolitik riskleri, emtia fiyatlarını, diğer girdi maliyetlerini, global ve yerel para politikalarını, enflasyonu ve siyasi tercihleri çoklu kanallar üzerinden nasıl etkileyebileceğine dair düşünmeye ve elimizden geldiğince analiz etmeye yönelik çabamız korunuyor.
Her yılın başında kaleme alınan strateji notları, daha önce de birçok kez sesli şekilde tartıştığımız üzere, bir nevi niyet mektupları çerçevesindedir. Farklı senaryolar değerlendirilir, analistlerin niyetlerinden hareketle, en optimum çerçevede hareket edilir. 2026 da bu şekilde başlamıştı. Global koşullar, başta Fed ve ECB’nin pozisyonları, Amerikan dolarının gidişatı, faizler ve gelişmekte olan ülke varlıklarına yansımaları şeklinde senaryolar çalışıldı. Biz de çalıştık. Tüm bunların üzerine, yerel beklentilerimizi dahil ettik ve optimum olduğunu düşündüğümüz bir patika belirledik.
Her yılın kendine has bir ‘siyah kuğu’ gelişmesi var. Tartışmaya kapalı şekilde (dilerim daha garip bir gelişme ve tahribat ile karşılaşmayız) 2026’nın gelişmesi de bu oldu. Jeopolitik risklere alışkınız. Daha önce de karşılaştık, fiyatlama tepkisi verdik buna göre konumlandık. Ancak, bu kez koşullar biraz farklı. Global ekonominin şahane olmadığı bir ortamda denk geldik. Düşük emtia fiyatları, petrol fiyatları önderliğinde, son birkaç senedir küresel para politikalarını destekliyor. Bu da merkez bankalarına oyun alanı açıyor. Açıyor dediğim, en azından ek sıkılaştırma ihtiyacı doğurmadan. Yoksa hâlâ pandemi öncesindeki süreçlere gelinebilmiş değil. Çok uzaklaşmadan ABD makro setini hatırlamak fazlasıyla yeterli.
Senaryolar değişiyor. Sadece Brent tipi petrol kontratında 2026 değişimi %90 yükseliş şeklinde. Yarın bu değişim %80 olur, %70 olur. Fark etmez. Aslında eder de etmez diyelim. Neden? Çünkü fiyatların yükselişi esnasında anlaşılan kontratlar, bağlanan anlaşmalar var. Ayrıca, sadece petrol değil, plastik, gübre, alüminyum, çelik ve diğer birçok girdi kaleminde önemli değişimler söz konusu. Gelecek 24 saat içerisinde hızlı bir barış anlaşması sağlansa dahi (!) bunun global ekonomiye yansımaları kaçınılmaz. Minimum 1-2 çeyrek azalan hızda da olsa takip edilir. Öte yandan petrol önderliğinde bu emtia gruplarındaki arz sıkıntıları, artan maliyetler, talebin farklı noktalara farklı fiyatlarla kaydırılma çabası gibi sorunlar da var. Dahası, oluşan tesis hasarları, rota değişen yatırım ve yatırımcılar var. Yani, uzatmadan, en özet haliyle, evdeki hesap bu kez gerçekten çarşıya uymadı.
Doğal olarak sermaye piyasaları da etkileniyor. Merkez bankalarının ikileme düşmesi normal. Bir sonraki tepki fonksiyonunu ve şiddetini kestirmek kolay değil. Biz de çalışıyoruz. Muhtemelen bu kez zamana yayılır güncelleme süreci söz konusu olacak. Biraz gelişmelerin yönlendirmesine göre şekillenecek. Geçtiğimiz haftaki yazıda Türkiye için beklentilerin en olası yönleri hakkında fikir paylaşmıştık. Küresel taraf için içinden çıkılması en zor senaryo, yavaşlayan talep, artan enflasyon baskısı, düşük şiddetli de olsa stagflasyon riski ve faizlerin artan volatilitesi. Bunun sonraki aşaması FX çaprazları ve ülkeler bazında ayrışan risk primleri. Zor zamanlar.