8 Eylül 2021 tarihinde bu köşede yayımlanan ilk yazımdan yaklaşık 4,5 yıl geçti. Bu hafta 200. yazımı kaleme alıyorum. Hayatımın önemli kilometre taşlarından birisi olarak yerini aldı. İnsan hayatında dört yıl kısa bir süre olabilir ama geçmiş 4-5 yılda dünyada ve Türkiye’de çok kritik olaylar yaşandı. Pandeminin hemen arkasından Rusya-Ukrayna savaşı, akabinde İsrail-Gazze çatışması, bugün ise ABD-İsrail ve İran harbi yaşanıyor. Türkiye’de çok trajik bir doğal felaket vuku buldu. Türkiye Cumhuriyeti 100. yaşına girdi. Siyasette ciddi çalkantılar oldu. Muhalefet cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmekle kalmadı; pek çok siyasetçi tutuklandı ya da gözaltına alındı. Tarihin en uzun ve derin ekonomik krizlerinden biri henüz bitmiş değil. Dünyada savaş çanları durmuyor. Her yerde ciddi stres birikimleri söz konusu.
Tüm bu yaşananlar elbette yazılarımın içeriklerini etkiledi. Bu sütunlar inovasyon, girişimcilik ve teknolojiye adanmış bir köşeye ait. Dolayısıyla yazılarımın çoğu inovasyon spesifik konularda oldu (%42,5). Diğer taraftan sıcak gündem ve güncel siyaset bazen akışımızı değiştirdi (%6). Yaklaşık 28 yazım (%14) makroekonomi konularına dair olurken, yapay zekâ ve fütüristik teknoloji konuları da önemli bir yer kapladı (%11). Salt girişimciliğe dair de epey yazmışım (%7). Tüm bunlarla birlikte felsefe soslu, entelektüel derinliği biraz daha fazla olan makaleler de az olmadı (16 yazı, %8). Bazı konuları kategorize etmek zor; birçok meselenin kesişim alanında yer alıyorlar. Bu tip disiplinlerarası bir hayli yazım var. Aslında hemen hemen her yazıda inovasyona değiniyorum ama bazen felsefe penceresinden, bazen makroekonomik perspektiften olguları analiz etmeye çalışıyorum.
İnovasyon yoksa fakirlikten kurtulamayız
Peki neden inovasyon? Esasında tam olarak bu soruya odaklanan yazılarım da var ama tek cümle ile özetleyecek olursak; bir ekonominin inovasyonsuz kalkınması mümkün değil. İnovasyon yoksa fakirlikten kurtulamayız. İnovasyon milli bir meseledir. Kalkınma ekonomisi yüksek lisansı ve inovasyon yönetimi doktorası yapan birisi olarak söyleyebilirim ki, eğer ülkenin gelişmesi için inovasyondan daha acil bir ihtiyacı olduğuna inansaydım onu yazar, akademik olarak onu çalışırdım.
İnovasyon alanında çalışan, uluslararası önemli dergilerde yayınlar çıkaran bir akademisyen olarak ülkemiz için başka bir çıkış yolu olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte başarılı olabilmemiz için, defalarca yazdığım gibi, yapısal konuların çözülmesi; hukuki ve siyasi altyapının güçlendirilmesi şart.
Ekonomi gazeteciliğinin güçlenmesi ülke için çok değerli. 25 yıl önce üniversite öğrencisiyken “Uluslararası Rekabet Stratejileri” teması ile gerçekleştirdiğimiz bir konferansın Dünya gazetesine haber olması beni çok mutlu etmişti. Yıllarca gazeteyi ve köşe yazarlarını yakından takip ettim. Seneler sonra bu özel gazetede yazmak kısmet oldu. Türkiye’nin EKONOMİ gazetesine ve gazeteciliğine ihtiyacı var. Alanda uzmanlaşan gazetecilere, ekonomistlere ve aydınlara ihtiyacı var. Birlikte doğruları arayarak ve dördüncü güç olarak doğrunun bulunmasına destek vererek daha güzel ve gelişmiş bir ülke inşa edebiliriz.