Büyük ölçekli firmalarda inovasyon ve girişimcilik faaliyetleri oksimoron gibi algılanabilir. Hâlbuki genelde yüksek etkili, radikal inovasyonlar büyük kurumlardan doğar. Çünkü finans dahil kaynak sorunları yoktur. Gerektiğinde en yetkin insanları istihdam ederek büyük bütçeler ayırabilirler. Diğer taraftan startup’lar inovasyonla doğar. Genlerinde inovasyon vardır; ancak pek çoğu ölçeklenemeden hayatını kaybeder.
Büyük kurumlardan çıkan inovasyonların ölçeklenmesi görece daha kolaydır; fakat yine de inovasyon, organizasyonun büyüklüğünden bağımsız zor ve uzun bir yolculuktur. Konuyu Türkiye ve gelişmiş ülkeler şeklinde iki farklı bağlamda değerlendirmek gerekir. Hatta ABD ile Avrupa örnekleri dahi ciddi farklılıklar gösterir. Amerika’da Apple, Google ve Amazon gibi birçok büyük oyuncu startup olarak doğmuştur. Bugün hâlâ startup ruhunu kaybetmemişlerdir. Dolayısıyla inovasyon doğalarında olduğu için çok daha kolay hayat bulur. Ancak Türkiye’de büyük kurumların pek çoğu startup değil, yüksek yatırımlarla büyük ölçekli firmalar olarak hayata başlar.
Bu tip firmalar genelde ölçek ekonomisine dayanarak bir sektördeki ihtiyacı büyük montanlarda karşılamak üzere tasarlanır. Bu şekilde geçen on yılların ardından oluşan kültür ve iş yapış biçimi, aykırı yeniliklere karşı direnç gösterir. Oysa inovasyon, mevcut duruma alternatif bir önerme ile doğar. Artırımsal inovasyonlar belki bir bakıma kurum içinde tutunabilir; ancak radikal inovasyonların şansı oldukça azdır. Dolayısıyla startup ruhuyla doğmayan, ancak zamanla değişen ihtiyaçlar nedeniyle inovasyon zorunluluğu hisseden firmaların farklı stratejiler denemesi ve olağan dışı yollara başvurması gerekir. Öncelikle bu tip kurumlarda ortam koşullarının inovasyon için hazırlanması şart. Her çiçek her iklimde büyümez; doğru ısı, ışık, doğru miktarda su ve verimli toprak gerekir. İnovasyon çiçekse, ilim de kültürdür. Bu nedenle inovasyonu destekleyen bir kültür şart.
Büyük kurumlarda inovasyonun önündeki en büyük engel kültürdür. Yukarıda vurguladığım gibi, on yıllar hatta yüzyıllar içinde şekillenen ve inovasyona göre kurgulanmayan bir kültürü bir gecede değiştirmek mümkün değildir. Ancak orta ve uzun vadede kültür yeniden biçimlenebilir. Zamanla esnetilebilir ve inovasyon için gerekli ortam şartları oluşturulabilir.
Kültürü oluşturan pek çok bileşen vardır. Tek tek analiz ederek üzerinde çalışmak gerekir. Bunları bilişsel, fiziksel ve organizasyonel olmak üzere üçe ayırabiliriz. Bilişsel tarafta, insanların zihinsel dönüşüm süreçlerini başlatmak gerekir. Konuya dair doğrudan eğitimler verilebileceği gibi, semboller ve ritüeller üzerinden verilen mesajlar da bu dönüşümü hızlandırır. Örneğin yeni bir kıyafet politikası, logo ve görsellere dokunuşlar ya da şirketin bahçesine yerleştirilen bir heykel gibi sanatsal açılımlar çalışanların psikolojisini etkilemeye başlar.
Fiziksel olarak bir inovasyon ve yaratıcılık alanının oluşturulması da benzer şekilde tüm kuruma güçlü bir mesaj verir. Organizasyonel değişim bağlamında ise inovasyonun yapısal altyapısının kurulması, iş süreçlerinin ve sistemlerin yeniden tasarlanması gerekir. Bu çabalara paralel olarak kurum içinde girişimcilik programları veya inovasyon yarışmaları başlatılabilir, bir inovasyon akademisi kurulabilir.Tüm bunlar, orta ve uzun vadede kültürü dönüştürerek inovasyon için daha uygun bir zemin oluşturacaktır. Konu oldukça derin ve katmanlı; bu nedenle haftaya daha somut vakalarla devam edeceğim.