Spor, dünya genelinde milyarlarca insanın takip ettiği ve milyonlarca kişiyi istihdam eden çok büyük bir endüstri. 2 trilyon doların üzerinde bir ekonomik büyüklükten bahsediyoruz. Sadece futbol, bilet satışları, yayın hakları, sponsorluk anlaşmaları vb. kanallar üzerinden yılda 50 milyar doların üzerinde gelir üretiyor.
Birey ya da kulüp olarak ürettiğiniz gelir ile yarattığınız marka arasında güçlü bir korelasyon var. Marka olabilen futbol kulüpleri elbette daha büyük gelirler üretiyor. Daha büyük gelirler elde ettikçe daha iyi futbolcuları transfer ediyorlar ve döngüsel olarak gelirlerini artırıyorlar.
Elbette global bir spor markası, özellikle bir futbol markası olabilmek kolay değil. Uçtan uca profesyonel bir yönetim gerektirir. Spor yönetimi, üniversitelerde yüksek lisans programları bulunan bir uzmanlık alanı. Pek çok iyi üniversitede spor yönetimi, spor pazarlaması hatta sporda inovasyon gibi diploma programları bulunuyor.
Sürdürülebilir bir marka değeri yaratmak için futbolda ve genel olarak sporda inovasyon yapmak gerekir. Aksi takdirde tekrara düşer; taraftar kitlenizi büyütemez, mevcut taraftarları heyecanlandıramazsınız. Futbol, duyguların yoğun yaşandığı bir mecra. Dolayısıyla marka yaratmak bir taraftan kolayken diğer yandan zor. Takıma gönül veren yüz binlerce, hatta milyonlarca insana ulaşmak mümkün. Ancak yoğun duygu, yüksek adrenalin, stres yönetimi ve heyecan gibi unsurlar, diğer sektörlere kıyasla soğukkanlı olmayı ve yönetimin doğru prensiplerini uygulamayı zorlaştırır.
Her durumda, branş fark etmeksizin (bireysel sporlar hariç) tüm dallarda spor kulüplerinin etkili yönetim mekanizmalarına ihtiyacı var. Öncelikle uçtan uca bir master plana sahip olmaları gerekir. Tıpkı diğer profesyonel şirketlerde olduğu gibi, stratejik hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için gerekli aksiyon planları etkili biçimde tasarlanmalı ve hayata geçirilmelidir. Finansmandan pazarlamaya kadar tüm departmanlarda işin uzmanlarıyla çalışılmalı. “Ahmet sen satışa bak, Mehmet sen de pazarlamadan sorumlusun” gibi bir yaklaşımla global marka olunamaz. Münferit sportif başarılar elde edilse dahi, bunu markalaşmaya tahvil edemez ve sürdürülebilir kılamazsınız. Şampiyonlar Ligi’nde son 16 ya da çeyrek finaller 10–15 yılda bir görülebilir; ancak bunu her yıl başaramazsınız.
Yönetim yalnızca kurumun sistemleri ve süreçleri gibi organizasyonel unsurları veya soyut varlıkları kapsamaz; aynı zamanda her futbolcunun fiziksel ve mental yönetimini de içerir. Her sporcuyu sensörlerle adım adım takip edemezsiniz; ancak psikolojik destek ve profesyonel mentorluk vermelisiniz. Gerek performans analizi gerek taktik ve strateji oluşturma süreçlerinde en ileri teknolojilerle çalışmak gerekir. Aksi takdirde Şampiyonlar Ligi gibi uluslararası turnuvalarda Manchester City, Real Madrid, Bayern Münih, Juventus ve Liverpool gibi çok iyi yönetilen ve her yıl favori gösterilen takımlarla rekabet edemezsiniz.
Barcelona’nın bir inovasyon üssü var: Barça Innovation Hub. Burada futbolculara ve isteyen herkese spor teknolojileri, spor iletişimi, markalaşma ve sporda dijital pazarlama gibi eğitimler veriliyor. Zihniyetimiz bu noktaya evrilmediği sürece, şans gollerine ihtiyacımız var.