SERKAN SOYUER - Sürdürülebilirlik Profesyoneli
Dünya bugüne kadar rollerini pekte iyi oynayamayan oyuncuların sahnesiydi.
Parlayan ışıkların altında gösterilen performanslara şahit olan sahne, ışıklar kapandıktan sonra arkasına bakmadan oradan uzaklaşan oyunculuklara şahitlik etti. Tarihin günümüze uzanan o yorgun anlarında daima ileriye bakan gözler geriye yalnızca geçmişte neleri yapamadıklarını, veremedikleri tahribatı görmek için baktılar. Sahneyi temizlemek bir kenarda dursun üzerine yeni sahneler inşa etmek için mücadeleler verildi. Fakat temel bir kere bozuldu mu dengeyi yakalamak zor. Hal bu ya, dünya üzerine dünyalar yaratılmaya çalışıldı ama bir tek elde olana gereken özen gösterilmedi.
2000 yılında, bu zamana kadar yaratılan tahribatlara karşı çözüm arayışına giren Birleşmiş Milletler, 2015 vizyonuyla ortaya konulan Milenyum Kalkınma Amaçları’nı (MKA) ve Küresel İlkeler Sözleşmesi’ni yayınladı. Akabinde 2002 yılında Siyaset Bilimi Profesörü David McNally tarafından anti-kapitalizm odaklı ‘’Başka Bir Dünya Mümkün’’ başlığıyla hazırlanan kitap ile başka bir dünyanın mümkün olduğu söylemleri gün geçtikçe kapitalizmin moda söylemleri arasına girdi.
Sahiden de başka bir dünya mümkün müydü? Yoksa sürdürülebilirlik kavramı bu sahne oyuncularının en önemli suflörü haline mi gelmeye başlamıştı?
‘’Bir kez uçma dürtüsüne kapılan kişi bir daha asla sürünmeye razı olmaz.’’ Helen Keller
Tam da 2000 yılına kadar yaratılan dezenformasyonlara karşı ortak bir çözüm amacı olarak geliştirilen MKA’ların ardından; 2001 yılında gelişen 11 Eylül travması ve Afganistan işgali, 2003 yılında 2. Körfez Savaşı, 2008 yılında gelişen Küresel Kriz, 2010 yılında başlayan Arap Baharı, 2011 yılında Suriye Savaşı gibi yaşanan olumsuz gelişmeler 2015 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı güncel haliyle ve 2030 vizyonuyla karşımıza çıkardı. Bu sefer geçmişten doğru derslerin çıkarılarak, doğru bir temel inşasına dayalı ve dengeyi yeniden bulmak için yerinde belirlenen amaçlar karşıladı bizleri. Oyun yeniden yazılıyordu. Dengenin dinamikleri değişiyor ve artık rollerin karşı karşıya olduğumuz risklere karşı doğru adımlar atabilecek oyunculara verilmesi gerekiyordu.
İşin özü; ‘’Konuya ne kadar kazandığından çok nasıl kazandığını şeffafça ortaya koyabilen oyunculara ihtiyaç duyulan bir dönem yaşadığımız.’’
Geçmişteki oyuncuların toplumsal yönlendirmeleriyle insanın yaşam çevresinde günümüze kadar gelişen bozunmalar maddi gücü elde etmenin dengeyi bozan en büyük oyun olduğunu gösterdi.
Kuruluşların sürdürülebilirlik raporlarını okuduğumuzda bir mükemmeliyet görüyoruz. Kendini toplumla bütünleştirmeyi başarabilmiş, risk alanlarını belirleyerek stratejisini kurmuş ve bu stratejilerini gerek uygulamalarıyla gerekse hedefleriyle destekleyen kendinden emin kuruluşlar görüyoruz. SDG’ler odağında geliştirilen projeler ve yatırımlarda karşımıza çok sık çıkıyor. Ki böyle olması harika!
Peki o halde neden ilerleyemiyoruz?
UNSDSN tarafından son hali yayınlanan 2022 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’ndaki bazı bilgilere bakalım.
‘’Düşük gelirli ülkeler ve düşük-orta gelirli ülkeler için yılda birkaç yüz milyar dolar, belki de yılda yaklaşık 500 milyar ABD doları tutarında büyük bir SDG finansman açığı vardır.
Üst-orta gelirli ülkelerin ihtiyaçlarına ek olarak, artan finansman ihtiyaçları yılda 1 trilyon ABD Dolarını aşmaktadır. Artan SDG finansman ihtiyaçları gelişmekte olan ülke ekonomilerine göre büyük olmakla birlikte, bir çok düşük gelirli ve düşük-orta gelirli ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) belki de %10 ila 20’sine denk gelmekte. Aslında bu fark dünya ekonomisinin büyüklüğüne göre oldukça mütevazi. Gayri safi dünya hasılası (GWP) şu anda 100 trilyon ABD Doları civarındayken, küresel SDG finansman açığı GWP'nin belki de %1-2'si kadardır. Küresel tasarruf şu anda GWP'nin yaklaşık %27'si veya yılda kabaca 27 trilyon ABD dolarıdır: Dünya nüfusunun yaklaşık %80'inin artan SDG finansman ihtiyaçlarını karşılamak için küresel tasarrufun yalnızca %4-8'i düzeyinde artımlı finansmana ihtiyaç vardır.’’
Aslında mükemmeliyete ve hızlı bir sürdürülebilirlik adaptasyonuna karşı ilerlemenin bir o kadar yavaş olmasının nedeni yukarıdaki satırlarda gizli sanırım. Dengeli bir küresel kalkınmayı bu kadar yaygın olarak konuşuyorken ve etki yaratılması gerekli alanlardan bu kadar sık bahsederken -özellikle iklim krizi- konunun özünde bir söylem ekonomisi ortamının doğduğunu anlıyoruz. Dünya üzerinde yaratılan bu hasılada aslında bu kadar sık konuşulan sürdürülebilir kalkınma odağında doğru etkiler yaratmaya yönelik bir yatırım akışı sağlanmadığını görüyoruz. Ortaya çıkarılan projelerin ise yarattığı etkilerden çok projenin varlığından sıkça söz edilmesi için harcanan PR çabaları da küresel kalkınmanın gündeminin yaygınlaşması için bir etki tabii ki.
Kurumsal hayat, bu hayatın getirdiği roller ve oyunculuğun niteliği.
Aslında bu bakış açısıyla herkes birer sanatçı. Ama alkışı kolay yoldan mı almaya çalışıyoruz acaba? Verilen rolleri ne kadar iyi oynayabiliyoruz? Kötü bir oyuncuysak da alkışa ihtiyacımız var. İşte o noktada sürdürülebilirlik karşımızda bir suflör gibi beliriyor. Belki de bunun için kurumsal sürdürülebilirlik dönüşüm süreçlerinde artan bu hızlı mükemmellik işin özünde ortada olan istatistiksel verilerde ilerlenemediğini gösteriyor. Yani suflör, rollerini devam ettirmek için mücadele gösteren oyuncuların bir ihtiyacı ya da kurtarıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Ve bunun kabul görürlüğünü ise sürdürülebilirlik alanındaki temel bilgi, kavram ve felsefesindeki eksikliği yatıyor.